Özgür Eğitim-Sen

11. Kalkınma Planı, eğitim veya biz var mıyız?

31.07.2019
A+
A-
11. Kalkınma Planı, eğitim veya biz var mıyız?

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer, yürürlüğe giren 11. Kalkınma Planı’nın içerdiği eğitim vizyonuna ilişkin değerlendirmede bulunuyor.

Nıetzsche ‘Eğitici olarak Schopehhauer’ kitabına, şanına yaraşır sertlikle ve açıklıkla başlar: ‘Sayısız ülkeler ve halklar görmüş, birden fazla kıtada bulunmuş o seyyah, kendisine insanların her yerde karşısına çıkan özelliğinin hangisi olduğu sorulduğunda, tembelliğe eğilimleri var, demişti. ‘…İnsanlar törelerin ve kanıların ardına saklanıyorlar.’, ‘…Bireyi …sürü gibi düşünüp davranmaya ve kendisini olduğu gibi yaşamamaya iten nedir? Ender rastlanan birkaç kişide utangaçlıktır belki. Genel çoğunlukta ise, rahatına düşkünlüktür, üşengeçliktir, kısaca seyyahın sözünü ettiği o tembellik eğilimidir. Seyyahın hakkı var: İnsanlar korkak olduklarından daha fazla tembeller ve özellikle de, mutlak bir dürüstlüğün ve çıplaklığın kendilerine yükleyeceği zorluklardan korkarlar en çok.’

Türkiye’de kamusal işleyişimizin buna çok benzer çalıştığını söylemek hilaf-ı hakikat olmasa gerek. Sınırlarını, sonuçlarını bildiğimiz hatta sayısız kez tecrübe ettiğimiz pek çok etkisiz düzenlemeye yeniden, yeniden katlanıyoruz. Getirdiğimiz bir itirazın, önereceğimiz herhangi bir alternatifin ataletimize, konforumuza kasteden bir emek, çaba ve atılganlık ile bu emek, çaba ve atılganlığı mümkün kılan ve besleyen ağır bir sorumluluk bilincini gerektirdiğini bildiğimiz için susuyoruz, rıza gösteriyoruz. Bireysel ve toplumsal hayatımızı ilgilendiren küçük veya büyük ölçekli her mevzuyu ele alma ve yönetme biçimimiz, yaşam ile kurduğumuz bu savruk ilişkiden besleniyor. Sadece kendi yaptıklarımızı sınırlayan, sıradanlaştıran bir şey değil bu. Daha önemlisi ve vahimi muhatap olduğumuz aktör, söylem ve uygulamaların sınırlı, sıradan ve lakayt olmasına da yol açıyor. Sizi ilgilendiren, hayatınızın niteliğine etki eden iş ve işlemlere karşı denge, denetleme ve alternatif üretme yönünde bir çabanız, arayışınız yoksa ortaya çıkan sevimsiz gerçeklikten şikâyet etme hakkınız da olmuyor. Nitekim yaşadıklarımıza ilişkin eleştiri, şikâyet görünümlü yakınmalarımız sorunlarımızın çözümüne ilişkin varoluşsal bir performanstan ziyade Alev Alatlı’nın ifadesiyle ‘mış gibi’ yaparak mevcuda olan desteğimizin perdelenmesidir. Hem yaptıklarımızı hem de bizi muhatap alıp yapılanları özcü ve indirgemeci bir yanlışa düşmeden etraflıca tartışmak durumundayız. TBMM’de kabul edilen ve Resmi Gazete’de yayımlanan 11. Kalkınma Planı bu açıdan gerçeklikle ilişkimizden bürokratik işleyişimize, kamusal hayatımızın canlılığından ve niteliğinden akademik-entelektüel ufkumuza ilişkin önemli bir belge hüviyetinde. Bu yazı ile bir anlamda hem devletin hem de devletin muhatap aldığı toplumun ahvaline ayna tutan metne dikkatleri çekmek istiyorum. Plan dolayımında getireceğim eleştirilerin planla, planın sorumluları ile sınırlı olmadığını muhatabın daha çok biz olduğunu belirtmem gerekiyor. Çünkü plan böyle olduğu için bu halde olmaktan ziyade biz bu halde olduğumuz için plan bu şekilde. 

60’lardan itibaren kimi zaman sıkı kimi zaman gevşek şekilde sürdürdüğümüz ‘planlı kalkınma’ sürecimizin son halkası 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı. ‘15 yıllık bir perspektifin ilk beş yıllık dilimi olarak tasarlanmış’ ve sanayiden tarıma, aileden ulaşıma hayatın pek çok alanına ilişkin düzenlemeler içeren planın ‘eğitim’ kısmına bakacağım. İlgili olanların etraflıca tartışması gereken metnin yukarıda da belirttiğim üzere sıralanan uygulama başlıklarından ziyade belirlenen amaç ve amacı gerçekleştirmek üzere ileri sürülen politika ve tedbirlerden hareketle hayatla kurduğumuz ilişkinin nasıl önemli bir yansıtıcısı olduğuna vurgu yapacağım. Bunu çok önemli buluyorum zira gerçekliğimizle, işleyişimizle yüzleşmezsek, yapısal problemlerimize odaklanmazsak bu tarz metinlerde sıralanan bağlamsız, bağlantısız ‘güzel’ şeylerin çözüm olacağı iyimserliğine kendimizi bırakmaya devam ederiz. Oysa hem deneyimlerimiz hem de eleştirel bir bakış gerçeklikle ilişkimizin değişmesini zaruri kılıyor. 

Nitekim planlı dönem boyunca belirlediğimiz pek çok hedefi yakalayamadığımız ortada. Nitekim 11. Plan’da da daha önceki planlarda gerçekleşeceği söylenen pek çok hedef yer alıyor. Aynı şeyler eğitim faslı için de geçerli. Eğitime erişim, okul öncesi, temel eğitim, orta öğretim, mesleki ve teknik eğitim, yükseköğretim, öğretmen, okul yöneticiliği gibi eğitimin tüm alanlarını ve bileşenlerini ilgilendiren hedef, politika ve tedbir yer alıyor planda. Bu anlamda baktığınızda bir problem, bir sıkıntı göze çarpmıyor. Plan dönemi için hedef konulmuş, hedefin altında alınacak tedbir, uygulanacak politika sıralanmış. Tek tek değerlendirilmesi çok uzun ve teferruatlı bir çalışmayı gerektirdiği için bu sayfada yapmak mümkün değil. O yüzden plandan bir iki örnek aktarmakla yetineceğim.

Eğitim ile ilgili kısımda belirlenen amaç için dile gelen uygulamaların herhangi bir nedensellik gözetilmemiş, bürokratik işleyişimizdeki varsayımsal-keyfi eşleştirmeler üzerinden amaçlara politikalar-tedbirler iliştirilmiş. İliştirilmiş diyorum çünkü belirlenen amacı gerçekleştirmek üzere dile gelen tedbirin-politikanın amacı neden, nasıl gerçekleştireceği meçhul. Amacımızın doğru olması ve politika-tedbir olarak dile getirdiğimiz uygulamanın doğru olması değil mesele. Mesele bu ikisi arasında bir bağ-bağlantı olup olmaması meselesi! Bu bağ-bağlantı nasıl kurulmuş, hangi süreç üzerinden kurulmuş? Asıl problemimiz burada.

Örneğin ‘Çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerini gözeten eğitim ortamları oluşturulacaktır’ denilmiş. Güzel, peki öncelikle böyle bir amacımız niye var? Mevcut eğitim ortamlarımız çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerine uygun değil mi? Uygun değilse niye uygun değil? Bu soruları kaydettikten sonra çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerini gözeten eğitim ortamlarının oluşturulması için nelerin yapılacağına bakalım. İki tedbir öngörülmüş planda. Birincisi ‘eğitim yapıları teknolojiye ve çevreye uyumlu, güvenli, ekonomik, estetik, erişilebilir, standartları ve kalitesi yüksek bir mimaride tasarlanacaktır’ tedbiri. İkincisi ise ‘tüm eğitim kademelerinde öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine uygun tasarım ve beceri atölyeleri kurulacaktır’ tedbiri. Peki, dönem boyunca biz bu iki tedbirle ne yapmış olacağız? Bu süslü ve ardı sıra dizilmiş güzel laflar bize ne söylüyor? Diyelim ki birinci ve ikinci tedbiri hayata geçirdik. Bu iki tedbirin belirlediğimiz ‘çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerini gözeten eğitim ortamı oluşturmak’ anlamına geldiğini nasıl, nereden tespit etmiş olduk? 

‘Tüm eğitim kademelerinde okulların niteliği ve imkânlarını arttırılarak okullar arası başarı farkı azaltılacaktır’ denilmiş. Peki, bunu nasıl yapacağız? Plan bize üç çözüm sunuyor: Bir ‘öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimleri için destek programları uygulanacaktır’. İki ‘dezavantajlı bölgelerden başlayarak okul yemeği uygulamasına geçilecektir’. Üç ‘eğitimde kalite güvence sistemi oluşturulacaktır’. Okulların niteliği ve imkânları arttırılarak okullar arası başarı farkının azaltılmasıyla destek programları ve okul yemeği arasında nasıl bir bağlantı kuruluyor? Okullar arası başarı farkının bu belirttiğimiz hususlardan kaynaklandığını ne zaman hangi araçlarla, araştırmalarla tespit ettik? Bu plandan önce de özellikle mesleki eğitim için çözüm olarak ileri sürülen ‘kalite güvence sitemi’nin bırakın çözüm olmayı eğitim kamuoyunca kırtasiyecilikten öte ne ifade ettiği somut değil. Kitlesel bir eğitimde okullar arası başarı farkı nedir, ne anlama gelir? Ana programın gidermediği tersine besleyip büyüttüğü ‘farkı’, ‘destek’ programları nasıl eritecek? Akademik ve sosyal destek programları zaten yürütülen programlar değil mi? Bunlar mevcut konjonktür içinde ne tür bir değişim geçiriyorlar ki şu ana kadar yapamadıklarını bundan sonra yapıyor olacaklar? Yukarıda sorduğum üzere okul yemeği uygulaması ile başarı farkının azaltılması arasında ilişki kuran okuma nedir, nerede yapılmıştır, nasıl yapılmıştır?

Yukarıda da belirttiğim gibi metin sadece 2019-2023 dönemi için yol haritası sunmuyor aynı zamanda içeriği, mantığı ve kurgusu ile bizi de bir yere oturtuyor. Konumlandırıldığımız yere rıza gösterdiğimiz sürece Nıetzsche’nin ifadesiyle ‘ödünç alınmış davranışlar, eğreti kanılar’ üzerinden ‘ısmarlama bir hayat’ sürmeye devam ediyor olacağız. Bu plan da daha önceki planlar gibi belirlediği hedeflerin çoğunu gerçekleştiremeyecek. Çünkü ne sorunları tespit etme düzeneği ne de çözüm sistematiği buna müsait. O yüzden planı amaçları, hedefleri ve uygulama seçeneklerinin uygunluğundan ziyade bizim varlığımızı ve varlığımızın niteliğini yoklayan esaslı bir uyaran olarak görmek çok daha makul ve mantıklı geliyor bana. Biz ‘var’ mıyız ve ‘uyum aparatı’ olmaktan öte bir varlık belirtisi taşıyor muyuz? Halep oradaysa arşın burada!    

Abdulbaki Değer – Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.