2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’ni hatırlamak

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
01.11.2019
A+
A-

Bir yıl önce ‘2023 Eğitim Vizyonu’ belgesi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un sunumuyla kamuoyuna ilan edilmişti. 23 Ekim 2018 yılında açıklanan belgeyi kimler hatırlıyor, neyi hatırlıyor bilemiyorum. Toplumsal hafızamızın güçlü olmadığına ilişkin tespitlerimiz ve şikâyetlerimiz malum. Üstüne üstlük günümüzün ‘akışkan’ dünyasının hafızaya gerek duymayan, önem vermeyen tersine onu atılması gereken bir ‘yük’ olarak gören tavrı eklenince büsbütün hafızasız kalıyoruz. Ne söylediğin, niye söylediğin, söylenen şeyin mahiyeti çok da önemsenmiyor. Bir şey söylemeniz bekleniyor ve sizin de o bir şeyi söyleyip söylemediğinize bakılıyor. Zaten ne ‘niye böyle söyledin?’ diyen var ne de ‘böyle söylemiştiniz!’ şeklinde bir fikri takip içinde olan var. O yüzden her şeyin söylenebildiği denetimsiz bir alandayız. Sosyolog Chul Han’ın ifadesiyle ‘pürüzsüz’ bir zemindeyiz.

Eğitimde kendisini başarısız gören ve bundan şikâyetçi olan bir toplumun iş ve işleyişini hal yoluna koymasının asgari şartı yapılıp edilenlere ilişkin fikrinin, kavrayışının olması gerekliliğidir. Sadece iş ve işleyişin hal yoluna koyulması için değil ondan önce var olduğumuzun emaresi olarak gereklidir. Chul Han’a yaptığım ‘pürüzsüzlük’ atfı, postmodernliğin alamet-i farikası olan ‘ne olsa gider’in bir yansıması elbette. Ancak bu, aynı zamanda içinde yer aldığımız hayat karşısında bir varlık, bir direnç, bir irade koyamayışımızın da ibretlik bir göstergesi. Gelelim 2023 Eğitim Vizyonu belgesine. Ne vardı sahiden belgede? Ne tür bir analiz yapılmıştı? Neler vaat edilmişti? Neler yapılıyor?

2023 Eğitim Vizyonu Belgesi felsefi bir analizle başlıyordu. İnsanı yabancılaştıran, ruh ve mana dünyamıza uzak, tarihsel-toplumsal kök bağlantılarımızla irtibatı zayıf, amaçlılığı maddiyata indirgenmiş egemen eğitim düzenini sorunsallaştırılarak ‘çift kanatlı’ (maddi ve manevi) olan, kültür-inanç evrenimizle uyumlu ve bunu geleceğe taşıyabilecek bir eğitim vurgusu yapılıyordu. Bu analiz mevcut eğitim sistemimizi eleştirdiği gibi küresel düzlemde yürütülmekte olan eğitim sistemini de (ki bizdeki ve dünyadaki eğitimin ana felsefesi, mantığı, kurgusu, uygulama modelleri aynıdır, farklılık teknik-tali konulardadır) eleştiriyordu. Bu eleştirinin ardından 2018-2023 yıllarını kapsayan dönem için 19 başlıkta 44 hedef belirlenmişti. İçerik ve uygulama başlıkları belgenin felsefi analizinde eleştirilen mevcut eğitim sisteminin ana felsefe, mantık ve kurgu olarak devam edeceğini olabilecek en açık biçimde dile getiriyordu açıkçası. Metin açıklandığında yaptığım değerlendirmede metnin bu yönüne dikkat çekmiş ve metnin bütünlükten, iç tutarlılıktan yoksun olduğunu belirtmiştim. ‘Yetiştirmek istediğimiz insan profilini ortaya koymadan ve Türkiye’nin eğitimde ihtiyacı olan paradigmayı belirlemeden ruhu, istikameti, gaye ve felsefesi olan bir evrensel pedagoji yaratmamız güçtür’ vurgusu yapıp erken çocuklukta 5 yaşını zorunlu eğitim kapsamına almaktan, okul yöneticiliğini yüksek lisansa dayalı hale getirmekten bahsediyorsak metnin felsefi düzlemi ile uygulama düzleminin birbirine teğet geçtiğini, bunların ayrı paralel evrenler olduğunu görmememiz mümkün değil. Metin tutarsızlığını paranteze alıp 19 başlıkta ve bu başlıklar altında dile gelen hedeflerde ne vardı, ne yapılacaktı ve bizi neler bekliyora bakmaya çalışalım.

Biraz uzun ama hafızayı tazeleme babında yinelemeyi zaruri görüyorum. Metnin 19 başlığında Okul Gelişim Modeli, Öğrenme Analitiği Araçlarıyla Veriye Dayalı Yönetim, Ölçme ve Değerlendirme, İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi ve Yönetimi, Okulların Finansmanı, Teftiş ve Kurumsal Rehberlik, Rehberlik ve Psikolojk Danışmanlık, Özel Eğitim, Özel Yetenek, Yabancı Dil Eğitimi, Öğrenme süreçlerinde Dijital İçerik ve Beceri Destekli Dönüşüm, Erken Çocukluk, Temel Eğitim, Ortaöğretim, Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri, İmam-Hatip Ortaokulları ve Liseleri, Mesleki ve Teknik Eğitim, Özel Öğretim, Hayat Boyu Öğrenme yer almıştı. Bu başlıkların altında yer alan hedeflere/uygulamalara tek tek yer vermek mümkün değil. Ama özet olarak bazılarını sunmakta fayda var: Tasarım-Beceri Atölyeleri kurulacak, Müfredat çocuklarımızın ilgi, yetenek ve mizaçlarına göre düzenlenecek, zorunlu ders saat ve çeşitleri azalacak, bürokratik iş yükü azalacak, sınavla öğrenci alan okullar kademeli olarak azaltılacak (bu konuyu müstakil ele alma zarureti var), e-portfolyo sistemine geçilecek, Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkacak, sözleşmeli öğretmenlerin görev süreleri kısalacak (seçim sürecinde 3+1 oldu), ücretli öğretmenlerin ücretleri artırılacak, elverişsiz koşullarda görev yapan öğretmenlere ve yöneticilere teşvik verilecek, okul müdürlüğü yüksek lisansa dayalı bir meslek olacak, öğretmen yetiştirme programları uygulama ağırlıklı hale gelecek, okul yöneticiliğine atanmada liyakat temelli bir değerlendirme gelecek, öğrencilere kariyer rehberliği sistemi gelecek, Türk kültürüne özgü tanılama, yönlendirme, yetkinlik araçları yapılandırılacak, teneffüs süreleri arttırılacak, okul-mahalle spor kulüpleri kurulacak, vs.

Plan takviminde hangi başlıkta hangi hedefin hangi yıl gerçekleşeceğine ilişkin detaylara yer verilmiş. Takvime bakıldığında 2018 ile 2019 yılının büyük kısmının ilgili hedefin ‘hazırlık ve tasarım’ ile ‘geliştirme’sine ayrıldığı görülmektedir. Küçük ve orta ölçekli pilot uygulamalar ile ülke uygulamasının ağırlıklı olarak 2020 yılında yapılacağı takvimde taahhüt edilmiş. Hazırlık ve tasarım ile geliştirme aşamalarında ne tür hazırlıkların yapıldığından kamuoyu olarak çok haberdar değiliz. Ancak hedeflere, hedeflerin niteliğine baktığımızda, bir kaç husus hariç, zaten işin başında esaslı bir değişim olmayacağını görüyoruz. Bunu hem metnin felsefesinden, dilinden ve kurgusundan anlıyoruz hem de bu metne bütün ruhunu veren MEB’in bürokratik yapısından, onun söyleminden ve eylem biçiminden anlıyoruz. Hatta MEB’i aşacak şekilde bürokratik yapının ve geleneğin bildiğinden şaşmadığını, bildiğinden şaşmamak için her türlü numarayı maharetle sergileyeceğini yeterince deneyimlemiş bir toplum olarak biliyoruz. Vehbi Başer Hoca’nın yetkinlikle belirttiği üzere ‘… Milli Eğitim, mazgallarına sinmiş bir Yeni Çeri ruhunun bütün reformları eğlenceye dönüştürerek çöp ettiği bir kabare tiyatrosudur. Asıl problem, bu kabarenin izleyicileri olarak vatandaşların bu koca tiyatronun bir eğitim teşkilatı ve burada dönen dolabın eğitim faaliyeti olması gerektiği yönündeki bağnaz ısrarından kaynaklanıyor.’

Bu esaslı eleştiriyi not ederek 2023 Eğitim Vizyonu belgesi hakkında yıldönümü vesilesiyle şu hatırlatmayı yapalım: 2018-2019 döneminde eski sistemden ayrıştığımız gösteren ne zihinsel ne de eylemsel bir farklılık yaşanmıştır. Bu istikamet devam edilirse hangi belgede ne söylenirse söylensin herhangi bir değişikliğin olması söz konusu olamayacaktır. Şu an ana istikamet MEB’de devam ettiği gibi YÖK’te, üniversitelerde çok daha önemlisi toplumda da aynıyla devam etmektedir. Çok önemli bir husus da eğitim tartışmamızın sınırlılığı ve yüzeyselliği ilgilidir. Dikkatli bir şekilde bakıldığında Vizyon Belgesi yüzde yüz başarıyla hayata geçirildiğinde bile eğitim sistemimizdeki ana sorunların varlıklarını sürdürdükleri görülecektir. Zira ‘çift kanatlı’ olmak ile ‘Meslek Liseleri Atölye ve Laboratuvarlarının Yenilenmesi’ arasında, ‘ahlak telakkisine dayalı ve insanı merkeze konumlandıran bir varlık ve bilgi anlayışına hayat vermek’ ile ‘Bütünleştirilmiş Eğitsel Veri Ambarının Kurulması’ arasında bir bağ yok. Amacı ‘çift kanatlı olmak’ şeklinde belirleyip çözümü Meslek Lisesi’nin laboratuvarının yenilenmesinde arıyorsak ve bunun olabilirliğine toplumca inanıyorsak muhtemelen ne dediğimizi ve neyden bahsettiğimizi bilmiyoruzdur. Aksi taktirde neden bahsettiğimizi ve ne dediğimizi bildiğimiz halde bunları yapıyorsak o zaman çok daha bir vahim bir problemimiz var demektir.

ETİKETLER: ,
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.