Adanmışların Rüyası: Mutlak Zafer

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
31.01.2017
A+
A-

Siyasetin bu çetrefilli günlerinde ilginç çözümlemelerle karşıyayız. Objektif siyasal analizler görünümü altında bastırılmış arzular, tatminsiz kalmış beklentiler sıralanmaktadır. Söz konusu çözümlemelere eşlik eden partnerlerin sayısı arttıkça dünyanın kendi beklentileri ile deveran ettiğine ilişkin inançta şiddetlenmektedir. Kendi duruşlarının layusel olduğu zehabına kapılan adanmış mistik fedailer ile paralel bir evrende yaşayan seküler cemaatin müntesipleri, Erdoğan karşıtlığından muazzam bir koalisyon teşkil etmiş vaziyetteler. Koalisyon bileşenleri Erdoğan’ın gidişine o kadar konsantre olmuş vaziyettedirler ki kimlerle iş tuttuklarının farkında bile değiller. Kırk yıllık kani pek güzel yani olmuş, kadim düşmanlar pek sevişken bir hal almışlar. Koalisyon içe dönük bir sevgi yumağına dönmüş, kan dökülmesine sebep eski haller şimdilerde pek sevimlileşmiş hatta rivayetle göre koalisyon içinde iş yanaklardan makas alıp vermelere kadar götürülmüş. Zaman yazarı Ahmet Kurucan’ın köşesine taşıdığı şu göz yaşartıcı manzarayı okuyunca toplumuzun müstesna kesimleri arasında peyda olan hayırlı barışın istikbalimizi nasıl nurlandırdığına biraz daha kani olduk. Yazarımızın dokunaklı bir şekilde aktardığı manzara: Güler misiniz ağlar mısınız bilemem ama ben bu hadiseyi duyduğumda en az 3-4 dakika bulunduğum yerde çakılı kaldım… İsmi bende mahfuz bir ilçemizde başörtüsü takmayan bir bayan, başı kapalı bir başka bayana arkadan bağırıyor; “Hırsız!” diye… Bu bayan diğerinin yanına gidiyor ve diyor ki: “Beni AK Partili zannettiniz herhalde, ben Hocaefendi cemaatindenim.” Hırsız diyen bayanın tavrı şu: “Gel öyleyse seni alnından öpeyim.”

***

Siyasal çözümlemeler o kadar ikna edici ki Erdoğan’ın her halükarda gidici olduğunu görmemek için kör olmak gerekmektedir. Küresel bir güç olan Cemaat’in manevi himmetleriyle öncülük ettiği koalisyon, kafiyeli laf etme şehvetine tutulan Gandhi Kemal ve şürekâsı ile ömrü hayatında rotasını sadece 27 Nisan’da şaşıran Cemal Paşa’nın torunu Hasan, Çandarlı Cengiz, Ilıcakgillerden Nazlı ve hiç şüphesiz güzide basınımızın bilumum müzmin muhalifleri ile mütemmim bir orkestra hüviyetinde çal(ış)maktadırlar. Bu pek senkronize orkestraya hiç şüphesiz Mümtaz’er Türköne, Şahin Alpay gibi ağır topların yaptığı muazzam ve mümtaz katkıları unutmamak lazım. Son haberlere göre Ordu’da devlet adamlığı ciddiyetiyle sürece aktif müdahil olan “Taklacı” İdris’in, kolasiyona moral motivasyon dopingi yaptığını ve dengeleri kesinkes değiştirdiğini ayrıca not etmek gerekmektedir.

Bu vesileyle Zaman gazetesinin yorum sayfalarından koalisyonun derinliğine derinlik katan ecnebi memleketlerdeki organik aydınlarımızı görünce beyin göçü verdiğimize nasıl üzüldüğümü anlatamaz hale geliyorum. Memleketimizin bu güzide insanlarının memalik-i Türkiye sınırları içerisinde olmaları durumunda alacağımız yüksek feyz’in yaban ellerde kullanılmasından nasıl müteessir olduğuma inanın kelimeler kifayet edemez. Allahtan bu son hadise vesilesi ile ülkemize dönük yaptıkları entelektüel katkıdan istifade edebilme şansına kavuştuk. Hamdolsun.

***

Erdoğan’ın partisi çerisinde yalnızlaşarak toplumun yaklaşık yüzde ellisi ile bir başına kasetlere, tapelere karşı direnmesinin anlamı elbette yoktur. Nitekim siyaset sokağının kulağı deliklerinin büyük bir kısmı da Erdoğan’ın malı mülkü uçağa yükleyip havalının hangarında beklettiğini fısıldayıp durmaktalar. Mitingleri bitirir bitirmez hava alanına çaktırmadan ulaşabildiği bir gün, soluğu Pensilvanya’da bir çiftlikte alacağına dair dedikodular da dolaşmıyor değil hani. Erdoğan ile hareket eden toplum kesimi bir kenara bırakıldığındageriye kalan nüfusun yüzde elli beşinin desteğini alan CHP’nin, milyonlarca insanı hareket ettiren Cemaat’i stratejik bir akılla yanına çektiği ve sağ ve sol tüm hareketleri işlevsel siyasetiyle bihakkın ihata ettiği görülmektedir. Hatta Silivri’den “kınından çıkmış kılıç gibi” çıkan “milli birlik”in vazgeçilmez ve derin önderliği ile konsolide olan koalisyonun şanlı yürüyüşünü Hocaefendi’nin duaları, Mansur’un “Yavaş Gardaşım” sloganları iyice muhkemleştirmektedir. Hoş İstanbul boylarında Sarıgül’ün heyecana gelen kimi nahoş durumları olmuyor değil ancak bunlar sarahaten bilinmektedir ki bu tarihi yürüyüşü gölgeleyecek nitelikte olmaktan uzak şeylerdir.

Ok yaydan çıkmıştır bir kere. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmasının imkân ve ihtimali kalmamıştır. Erdoğan ve Hükümeti bilâ kayd-ü şartgidicidir. Amerika ve bilumum güç merkezleri kesinkes kanaatini gitmesi yönünde açık etmiştir. Gittikçe otoriterleşen hatta hızını alamayıp twitter’ı bile yasaklayan Erdoğan’ın, kurtuluşunu seçim sandığında aramaya kalkmasına ne demeli peki. Siyasette var olmayı, seçim sandığına bağlamak saflığı ile oyalanan Erdoğan anlaşılan siyasetin çetrefilli ilişkiler yumağından bihaber bir saftrik olarak tarihteki yerini alacaktır. Siyasetin seyirci avantajı ile yürüdüğünü zanneden Erdoğan oyunun kurallarının değiştirilmesi, lisanssız oyuncuların sahaya sürülmesi, hakemin ayarlanması, olmadı TFF’nin hatta UEFA ve FİFA’nın devreye girmesi gibi geniş çaplı bir kuşatmayı seyirci desteği ile yaracağını zannetmektedir. Kardeşim hakem ayarlandı, oyunun kuralları değiştirildi, UEFA-FİFA devreye sokuldu. Mümtaz’er’in veciz ifadesiyle “mesele bitmiştir”. Yalnız bu muhteşem planın işlemesi nihayetinde seyirci desteğinin sağlanmasına bağlı ve o konuda birazcık yavaşlama ya da aksama göze çarpmaktadır. Olabilir ancak ümitsizliğe kati surette yer yok. Yerel seçimler olmasa Cumhurbaşkanlığı, o da olmasa Genel Seçimler. Diyelim ki o da olmasa o zaman HEDEF 2023. Kısaca “zafer inananlarındır ve zafer yakındır.”

Not: 30 Mart’tan önceki son yazım olduğu için seçimle ilgili tahminimi not etmek istiyorum. Bütün fırtına Hükümet’in alacağı oy üzerinde kopartıldığı için tahminimi onunla sınırlı tutacağım. Yüzde kırk beş.( Hata payım da artı-eksi bir). Unutmadan İstanbul ve Ankara’da değişiklik yok bana göre.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.