Ağdalı retorik ve ‘Kamusal İnsanın Çöküşü’

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Basında yer alan habere göre Milli Eğitim Bakanı Bakanlar Kurulunda mesleki eğitime ilişkin bilgi verirken içinde bulunduğumuz açmaza ilişkin şöyle konuşmuş: ‘Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa.’ Bakanlar Kurulunda gülüşmelere de neden olan bu sözle Milli Eğitim Bakanı mesleki eğitim yapılanmamızın problemli olduğuna vurgu yapıyor. Tabi iş mesleki eğitime özgü bir yanlışlıkla sınırlı değil. Söz konusu yanlış sistemin genelinde var. Hatta denilebilir ki geneldeki bu yanlışın mesleki eğitime izdüşümünden bahsediyoruz. Milli Eğitim Bakanı’nın Bakanlar Kurulunda eğitime ilişkin sıkıntıları dile getirmesi güzel, memleketin kaderine yön veren insanlarla mevzuyu paylaşması önemli. Buna kimsenin bir şey diyeceği yok. Bu konuşmanın ardından mevzuya ilişkin ne karar alındığı basında yer alan haberde yok. Haber bize Bakanın mevzuya ilişkin sözünü ve bu sözün bakanlar arasında gülüşmelere sebep olmasını aktarıyor. Sanırım bizim de aynı şekilde bu kafiyeli söze gülmemiz ve meseleyi o şekilde bırakmamız isteniyor.

İsteniyor da merak iste! Benim aklım mevzuya takıldı. Niye böyle ‘sen ağa, ben ağa’ durumu var memleketimizde? Ne zamandan beri var? Bu durumun oluşmasına kimler neden oldu? 2002 yılından bu yana iktidarda olan hükümetimiz mevzunun böyle olmaması için veya olduğu bu halden çıkması için ne tür tedbirler aldı? Yaklaşık bir buçuk yıldır görevde olan yeni bakanımız bu güzel dışında ne tür yapısal tedbirler aldı? Aynı haberde Bakanın mealen yükseköğretimdeki öğrenci sayısının çok olmasının başlı başına problem olduğunu, buna mutlak surette çözüm bulunması gerektiğini ve herkesin üniversiteli olma zorunluluğununolmadığını dile getirdiği söyleniyordu. Türkiye’de kimsenin Sayın Bakan’ın sözlerine itiraz edeceğini zannetmiyorum. Çok doğru ve yerinde tespitler bunlar.

Ancak şöyle bir problem var. Çok doğru ve yerinde tespitlerin Milli Eğitim Bakanı tarafından dile getirilmesinin bir anlamı yok. Çünkü aynı tespitleri ben de ve ya bir başkası da yapıyor. Milli Eğitim Bakanı tespitte bulunma değil tespitlerin gereğini yapma, yapılan tespitlere uygun çözümler bulma makamında. İkincisi bu çok doğru ve yerinde tespitler şayet Sayın Bakanın da üyesi bulunduğu hükümet içinde geliyorsa –ki geliyor- o zaman hükümetin uyumundan ve eşgüdümünden bahsetmek mümkün değil. Çünkü hükümet tam da Sayın Bakan’ın eleştirdiği şekilde her ile üniversite yapmakta,ve dolayısıyla tüm öğrencileri de facto olarak yükseköğretime yönlendirmekte çok kararlı davranıyor. Hal böyle olunca sistemin bir tarafında bu politikaları yürütüp öbür tarafta da yürütülen politikaları tarif ederek bunların mutlak surette giderilmesi gereken yanlışlar olduğunu ileri sürmek izaha muhtaçtır. Birbirimizden haberimiz mi yok yoksa kamuoyuna örtük bir mesaj mı veriyoruz?

Sorunları çözmek yerine ağdalı bir retorikle çözüyormuş havası yaratarak sorunlarımızı erteleyip duruyoruz. Bu açıklamalar ve uyguladığımız politikaların niteliği esas itibariyle bize bunu söylüyor. Basına yansıyan bu açıklama gerçek ve ciddi ise o zaman şu an yürütülen bu sistem hala nasıl yürürlükte kalabiliyor? Bu sistem yürürlükteyse ve yürürlükten kalkacağına dair bir emare de söz konusu değilse o zaman bu açıklama nasıl yapılıyor niye yapılıyor? Önemli sosyologlardan biri olan Richard Sennet ‘Kamusal İnsanın Çöküşü’ adlı ciddi ve derinlikli bir kitap yazmıştı. Özellikle yeni sosyalleşme biçiminin, üretim ilişkilerinin, sosyal hayatın ve kitle iletişim araçlarının bizi ‘kamusal’ bir ilgiden ve sorumluluktan nasıl mahrum bıraktığını analiz ediyordu. Sayın Bakanın açıklamaları ve yürütülen eğitim sisteminin gerçekliği dikkate alındığında gerçekten de Sennet’i teyit eden bir ‘çöküş’ durumunun biz de de yaşandığını söylemek mümkün. ‘Kamusal’ ilgi ve sorumluluk çökmemiş olsaydı veya Sosyolog Sennet’in ifadesiyle ‘Kamusal İnsan’ımız olsaydı bu açıklamalar ve bu gerçeklik bir arada olabilir miydi?

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.