Özgür Eğitim-Sen

Ali Aydın medya ve akademiyi değerlendirdi

04.12.2018
A+
A-
Ali Aydın medya ve akademiyi değerlendirdi

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ali Aydın 01.12.2018 tarihli Karar Gazetesi’nde medya ahvalimizi masaya yatırdı. “TV’de keyfe keder süren bir söz alışverişi esnasında akademik unvanların aşırı tüketimi, meşakkatle kazanılan akademik kimliğin kolay yoldan aşınmasıyla sonuçlanıyor” diyen Ali Aydın’ın yazısının tamamı şu şekilde:

Her konunun, eğlencenin bir parçası haline getirilerek izleyiciye ‘iyi’ vakit geçirme ülküsüne kurban edildiği popüler bir mecra televizyon. İçeriği eğlenceye müsait olmayan konuların bile televizyonda süre alabilmeleri bu amaca ne kadar uygun hale geldiklerine bağlı. Neil Postman televizyonun üst-ideolojisinin eğlencesi olduğunu söylüyordu. Neyin gösterildiğinin ya da hangi bakış açısının yansıtıldığının bir önemi olmadığını çünkü televizyonda her şeyin üstünde tutulan varsayımın, her şeyin eğlendirmek ve haz alınması gözetilerek sunulması olduğunu belirtiyordu.

Haberler ve haber-yorum programları da bu durumdan muaf değiller. Talk show ve dizilerle çakışan saatlerde haber alma ve öğrenmenin tam zıddı olan ‘demagojik basitleştirme tarzları ile onlar da oyunun bir parçası durumundalar.   

Sosyolog Pierre Bourdieu ‘Televizyon Üzerine’ isimli kısa ama etkili çalışmasında medya dünyasının işte bu halini gözler önüne serer. Uzman konuklarla tahkim edilmiş haber-yorum programlarından ve onların konuk tercihlerinden bahseder. Kulis gazetecileri olarak tanınan medyatik ancak mesleğin prekaryalaşmış kesimine çok benzemeyen figürlerin “Basın Kulisi” formatında esasa ve öze dokunmayan programlarının işlevine dair eleştirel tespitlerini sıralar.

Akademisyenlerin bilimsel üretime, uluslararası sempozyumlara katkı vermeleri ekranda görünmelerinden çok daha önemli.

Bourdieu televizyondaki haber-yorum, açık oturum türündeki programları“kurmaca söz alışverişleri” olarak tanımlar. Bu programlarda gerçekten neyin söylendiğini ve özellikle de neyin söylenmeyeceğini anlamak için ABD’de panelistolarak adlandırılan kişilerin seçilme ölçütlerini ayrıntısıyla tahlil etmek gerekir, der. Bu ölçütleri ise şöyle sıralar:

“Daima boş olmalı, yani her zaman gelip katılabilmeliaynı zamanda oyunun bir parçası olarak her şeyden bahsetmeyi ve gazetecilerin her sorusunu, hatta en saçma, en şok edici sorularını bile cevaplamayı kabul etmeli; her şeye hazır olmalı(…) Derinlemesine bilgiden kaçınılmış basit, açık ve çarpıcı ifadelerle görüşlerini somutlaştırmaya çalışmalı.”

Bu ölçütler küreselleşmiş bir aygıt olan televizyonun bizdeki mantığı ve işleyişi için de geçerli. Ortalama 10-15 kişilik bir grubun sabahtan akşama kadar her kanalda her açık mikrofona konuşarak her soruya cevap vermeleri bunun kanıtı. Haber-yorum ve açık oturum türü programlarda konular farklılaşsa da konuşan kişiler aynı kalıyor. Öyle ki artık ekranda konuşan ‘profesör’ ya da ‘doçent titri taşıyanın bir kişi mi yoksa ekran için seçilmiş sürekli sabit bir görüntü mü olduğuna dair ayrımın belirsizleştiği bıktırıcı bir devridaim söz konusu olan.

Bu devridaimin televizyoncular aksini iddia etseler de izleyici beklentisi ile zerre miktar alakası yok. Televizyonda ortaya çıkan iş halkın değil televizyoncuların bakış açılarının ve eğilimlerinin eseri. Bu eğilimlerin medya organlarında görülen nicelik artışının çoğulcu bir nitelik arz etmemesinin nedenleri arasında olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki medyada çoğulculuğun krizi için tek neden olarak da bunu görmek doğru olmaz. Maalesef medya-siyaset, medya- güç ilişkisinin bizdeki gibi netameli olduğu yerlerde monolog yayınlar revaçta. Bu tür yayınlarda ise izleyici bölünmüş olan ekranda en az 5-6 kişinin yüzünü görse de esasında saatlerce tek bir görüşün dillendirildiği tek bir ağız ekranı kaplıyor. 

Sürekli konuk statüsünde, çoğunun isminin önünde ‘profesör’ ve ‘doçent’unvanlarını gördüğümüz akademisyenler ve müdavim ekran yüzleri içinBourdieu’nun çarpıcı bir adlandırması da var: fast-thinkers (atılabilir düşüncenin uzmanları)

“Benim fast-thinkers, atılabilir düşüncenin uzmanları, diye adlandırdığım kişilere, profesyoneller (TV programcıları) “iyi müşteri” adını verirler. Bunlar çağrılabilir insanlardır, iyi bir bileşim oluşturacakları, size güçlük çıkarmayacakları bilinir; üstelik bolca ve hiç güçlük çekmeden konuşurlar.”

Televizyondaki bu işleyişin uzmanlığı hafifleten bir yanı da var. Üniversite kürsüsünde bilimsel olan ve olmayan üzerine verilen söylev, konuk olunan programda; tarih, hukuk, aşk, din, kadın, diyanet, diyabet, siyaset hakkında çoğu zaman uzmanlık alanı dışına çıkılarak yapılan serbest, anlık ve kişisel yorumların ‘profesör’ ve ‘doçent’ unvanlarının himayesinde yapılmasına engel teşkil etmiyor.

Televizyondaki haber-yorum ve açık oturum türü programlarda konular farklılaşsa da konuşan kişiler aynı kalıyor.

Konunun köpüğünde seyreden tartışma zaten hiçbir zaman öze temas etmezken bir de teatral tonlamalar, mimik ve jestler, ara ara beliren öfke halleri ile temaşa kıvamında sona eriyor. Konunun dışına çıkılsa bile ekranda asılı duran akademik unvan meşrulaştırıcı bir işlev kazanarak ekran üzerinden gerçekleşen simgesel şiddetin aparatına dönüşüyor.

Akademisyenlerin eğlencenin içinde Bourdieu’nun yerinde tanımlamasıyla atılabilir düşüncenin uzmanlığına soyunmaları üniversite ve akademik kimliğin hal-i pür melali üzerine düşünmemiz gereken bir ikaz olarak da görülebilir. Televizyon gibi popüler bir mecrada, keyfe keder süren bir söz alışverişi esnasında akademik unvanların iri puntolarla aşırı tüketimi esasında zorlukla elde edilen ve meşakkatle kazanılan akademik kimliğin kolay yoldan aşınması ile de sonuçlanıyor.

Akademisyenlerin bilimsel üretime, uluslararası sempozyumlara, yayımlanmış makaleleri ile bilimsel yayın endekslerine katkı vermeleri, hatta şu çokça bahsi geçen ilk 500 üniversite sıralamasını değiştirmeye namzet işlerde görünmeleri ekranda görünmelerinden çok daha önemli. Ne var ki twitterdan beslenen, sosyal medyayı asıl gündem kaynağı olarak gören ve tutku derecesinde ekrana bağımlı bir akademisyen kimliğinin git gide sivrilişine tanık oluyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.