Andımız tartışması ne gösteriyor?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Danıştay’ın Andımız ile ilgili yeni kararının ardından mevzu yeniden ülke gündeminde. Andımız uygulaması lehine taraf olan kesimlerin hem sesi çok çıkıyor hem de motivasyonları çok yüksek. Yıllarca bu uygulamanın yanlışlığını dile getirip kaldırılmasını talep eden kesimler ise çekingen, kararsız hatta bazıları mahcup.

Niye böyle peki? Nasıl oluyor da birkaç yıl öncesine kadar siyasal bir karikatür derekesine düş(ürül)müş bir uygulama bugün hukuki korumadan yoksun kaldığı halde özgüveni yüksek bir toplumsal destekle karşılık buluyor?

Teferruatlı analizlere gerek yok açıkçası. Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz, neye alan açarsanız alan açtığınız şey tarafından belirlenmeye başlıyorsunuz. Bir ucunda CHP’nin diğer ucunda MHP’nin yer aldığı milliyetçi söylem ulusal ve bölgesel gelişmelerin yönlendirmesiyle AK Parti’nin de beslendiği bir ideolojik-politik kaynağa dönüştü. Ayrışmanın neredeyse teknik detaylara dönüştüğü bu yeni topyekûn milliyetçileşme sürecini Andımız tartışmasının ard alanını da dikkate alarak yürütmekte fayda var.

***

Danıştay’ın mevcut kararı, içeriği ve zamanlaması itibariyle bir takım siyasal mühendislik imaları barındırmıyor değil açıkçası. Bu detaylara girmeden sadece Danıştay’ın 2018’de aldığı karar ile birlikte düşünüldüğünde bile bu kararın ülkemizdeki hukuki işleyişin ne halde olduğunu göstermesi açısından hayati önemde olduğunu da not edelim bir kenara. Bu üzerinde durulması gereken önemli ancak ayrı bir bahis.

Bu vesileyle üzerinde durmak ve altını çizmek istediğim iki husus var: Birincisi yukarıda da kısmen değindiğim ve gittikçe derinleşip yaygınlaşan milliyetçileşme dalgası. İkincisi ise tartıştığımız Andımız uygulamasının kendisi. Önce ikincisinden başlayalım. Andımız; mantığını, kurgusunu, felsefesini 1930’ların siyasal ikliminden alan ve belirli bir devlet-toplum ilişkisine, belirli bir ideolojik-politik zihniyete yaslanan bir uygulama. İçeriği de problemli, şekli ve uygulaması da problemli. Bir tür siyasal ayine dönüşen bu eğitim ritüeli sadece varlık bulduğu koşullardan günümüze uzanan basit bir uygulama olarak düşünülmemeli. Bu ritüel, aynı zamanda devlet-toplum ilişkimizin, siyasal sistemimizin dönüşümü anlamında sembolik göstergelerden birisine dönüşmüş durumda. Dolayısıyla tartışma statükonun değişip değişmeyeceği ile doğrudan ilintilidir. Tam bu noktada yeri gelmişken bir hususun da altını önemle çizmekte fayda var. Andımız kendi başına değil yaslandığı mantıksal kurgu, felsefe, tasavvur ile mücadele konusu edilmedikçe Türkiye’nin hiçbir değişim yaşamadığını/yaşayamayacağını söylemek gerekiyor. Nitekim bugün yaşadığımız şey de açık ve net bir şekilde budur.

***

Gelelim diğer hususa. Milliyetçileşme dalgası olarak yukarıda ifade ettiğim bu husus sadece Andımız tartışmasını değil ülkeyle-hayatla kurduğumuz ilişkinin kaderini de tayin ediyor. Birkaç yıl öncesine kadar 1930’lardan kalma bir siyasal mühendislik karikatürü olarak görülüp değerlendirdiğimiz Andımız yukarıda da belirttiğim gibi taraftarları tarafından özgüvenle savunulurken uygulamayı eleştirenler pek sahne almıyorlar, almak istemiyorlar. Bazıları çekingen, bazıları mahcup. Neredeyse fırsatını bulsalar nedamet getirecekler. Bu bireysel bir zafiyet veya konjonktürel bir tavır olarak görülmemeli. Bu, destursuzca sahiplenilen bir söylemin varsayıldığı şekilde şişede durduğu gibi durmayacağının sayısız örneklerinden birisi. Söylemi basit bir kelime ve kavram seti olarak görürseniz, mecburen kullanmak zorunda olduğunuz teknik alet edevat çantası olarak görürseniz ne tür bir deformasyon yaşayacağınızı kestirmenizin imkânı olamaz. Bugünkü çekingenlik, mahcubiyet bu deformasyonun müşahhas görünümü. Dolayısıyla Andımız tartışması üzerinden görülmesi gereken şey sadece Danıştay’ın vermiş olduğu karar değil. Bu karar üzerinden kimlerin ne tür refleksler verdiği, kimlerin ne tür reflekslerden yoksun kaldığı gibi çok daha önemli bir boyutu var meselenin. Ayrıca bağlantılı olarak şu da yok mu? Dün açık ve net bir nitelik yoksunluğu, seviye düşüklüğü göstergesi sayılan ve Türkiye’nin mutlak surette geride bırakması düşünülen bir prangası olan Andımız, ülkemizde ciddiyetle konuşuluyor, tartışılıyor. Üstelik dün karikatürken, dün yüzüne bakılmazken bugün anlamlı bir şekilde eleştirilmekten, özgüvenle karşı koyulmaktan muaf bir şekilde. Dünün yüzüne bakılmayan uygulamaları, söylemleri hayatımızda daha çok yer kaplıyorlar bugün. Karşı koyacak anlamlı bir direnç odağının olmayışı yüzünden olsa gerek. Ne çok yol aldığımızı düşünüyorduk hâlbuki.  Görünen o ki bir arpa boyu bile yol alamamışız.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.