‘Ara ki rasyonelliği bulasın!’

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Bazı işlerimize akıl sır erdirmek mümkün olmuyor. Ne mantığını kavrayabiliyoruz ne de doğru dürüst bir izahınıyapabiliyoruz. Bir prosedür işletiliyor, bir mekanizma işlemeye başlıyor. Derken yapısıyla, yazısıyla, işleyişiyle devasa bir çarktan gelen soğuk bir hüküm karşısında buluveriyorsunuz kendinizi. Müşahhas bir örnek olarak geçen hafta yine bu sayfadan değindiğimiz Ankara’da Profesör Doktor Necmettin Erbakan Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak görev yapan Mehmet Yıldız’ın sürgün hikâyesi. Hikayenin teferruatını anlatmıştık, yeniden aynı şeyleri tekrar etmenin gereği yok. Doğrusu sayısız kez tekrar edilse yeridir. Ancak bu olay üzerinden, MEB’e ilişkin bir mağduriyetin, bir şikayetin ele alındığı sistematiğe dikkatleri çekmek istiyorum.

Diyelimki bir şekilde yol bulup kamusal alanda şikayetimizi, mağduriyetimizi yetkililerin duyacağı şekilde dile getirdik. Şikayetimiz, mağduriyetimiz de bakanlığın en yetkili birimlerine ulaştı, onların gündemine girdi. Tabi mağdur olarak bu duruma seviniyorsunuz, umutlanıyorsunuz. Bakanlık bürokrasisinin ilk basamaklarında gerçekleşen bu haksızlığın üstlerin el atmasıyla düzeltileceğini bekliyorsunuz, umuyorsunuz. Acele etmeyin hemencecik öyle! Düzenek öyle bir işliyor ki, sesinizi bakana bile duyursanız, çok özel bir muamele görmemeniz halinde çoğu zaman pek bir anlamı olmuyor. Olmuyor çünkü; kendilerine ulaşan mağduriyet, şikayet ile ilgili üstler, astlarına bu konunun ne olduğuna bakmalarını istiyor. Hiyerarşik bir silsile içinde üstler astlarına, astlar kendi astlarına derken “meselenin ne olduğuna, gerçekte ne yaşandığına”ilişkin sorunun doğrudan bir parçası olan yere/kişiye sorulur. Yani Mehmet Yıldız Hoca durumunu güç bela yukarıya iletti, şikayetçi olduğunu, çalıştığı okul ve idarecisi tarafından mağdur edildiğini ve durumunun düzeltilmesi gerektiğini belirtti. Mehmet Yıldız Hocanın şikayetini öğrenen Bakan, bakanlığın ilgili genel müdüre, genel müdür ilgili daire başkanına, o ilgili bilmem kime, o il müdürlüğüne, il müdürlüğü ilçe müdürlüğüne, ilçe de Mehmet Yıldız Hocanın görev yaptığı okula ve yöneticilerine ulaşıyor. Diyorki; “Mehmet Yıldız ile ilgili şöyle, şöyle iddialar var. Ne diyorsunuz?” Onlar da, “Efendim öyle iddia edilmiş ancak işin gerçeği öyle değil böyle!” şeklinde cevap veriyorlar, bilgi notu gönderiyorlar.

Şimdi burada biraz duralım. Şikayet kimler arasındaydı? Mehmet Yıldız Hoca ile okulu veya yöneticisi arasında. Peki bu iki taraftan birisi şikayetçi olduğunu dile getiriyorsa şikayetinin makuliyetini karşı taraftan sormak ne tür bir yönetsel aklın ürünüdür? Davalı olduğum kişiden benim haklı olup olmadığımı sormak ne tür bir bürokratik zekanın ürünü? Gerçekten bu sistematikte enteresan bir durum var. Sorunun ne olduğunu ve kimin haklı olduğunu, sorunun parçası veya tarafı olan kişiden dinlemek ve ona göre işlem tesis etmek! Böyle bir şey olabilir mi? Devasa bir camia MEB. Sayısız problem yaşanabiliyor. Bu tür idari süreçler nedeniyle mağdur edilip resmi kanallar üzerinden gönderilen bilgi notlarında “efendim, iş ve işlem şu!” denilip prosedürü tamamlanan pek çok uygulamanın yargıdan döndüğünü biliyoruz. MEB’in hem işleyişine, hem çalışanların aidiyet duygusuna, hem kurumsal itibarına, vs. halel getiren bu tip uygulamalar nedeniyle merak ettiğim husus şu: Bu tip durumlarda bakanlık acaba tekrar dönüp bilgi notunu bu şekilde hazırlayan insanlara “arkadaş, bu ne iş!” diye bir hesap sorma ihtiyacını duyuyor mu? O iş ve işlemi tesis eden insanlar hakkında bir iş ve işlem tesis ediyor mu? Acaba o yanlışa sebebiyet veren, hem MEB’i yanlış işlere bulaştıran, hem de insanları mağdur eden bu kişilerle ilgili bir yaptırım olmuyorsa oluşan keyfiliğin önüne nasıl geçilecek? Nasıl geçilmesi düşünülüyor veya?

Bu uygulamayla MEB fiilen şunu yapıyor: Diyorki; “ast üst arasında doğrudan taraf tutuyorum. Benim nezdimde muhatap da, sözüne güvenilir olan da ast değil, üsttür.” Bunu sözle söylemiyor tabii, uygulamayla söylüyor. Değil mi? Mehmet Yıldız Hocanın okuluyla, okul yöneticisiyle ilgili şikayetinin aslını, esasını şikayetçisi olduğu okuldan, okulun  yöneticisinden niye dinliyorsun? Bir şikayeti, bir mağduriyet iddiasını şikayete neden olan yerden, kişiden, mağduriyete sebep olduğu söylenen yerden öğrenmeye çalışmanın mantığı nedir? Madem işin aslını bu şekilde öğreniyoruz; o zaman Mehmet Yıldız Hocadan niye sormuyorsun? Yani sorunun tarafı olan birisinin sözüne itibar edip öbürüne itibar etmemenin mantığı nedir? Niye? Birisinin öğretmen, diğerinin yönetici olması mı? Bu kadar mı? Bürokrasinin temel özelliğinin rasyonelliği olduğu söylenir. Lakin bazen öyle işlere muhatap oluyoruz ki “ara ki rasyonelliği bulasın” durumunu yaşıyoruz. Ne mantığı, ne rasyonelliği anlamak mümkün oluyor vesselam.

Not: Sürecin soruşturmasının yapıldığı dolayısıyla Mehmet Yıldız Hocanın da dinlendiği, ifadesinin alındığı açıktır. Burada yukarıda değinildiği gibi prosedürel işlemler yapılmış. İşin o kısmı da izaha muhtaç işin gerçeği. Ancak bu izaha muhtaç durumdan sonra yaşanılanlara dair işleyen süreci ele alıyorum burada.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.