BANG BANG YOU’RE DEAD

Bekir Birbiçer
Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi                                           Tüm Yazıları
13.06.2017
A+
A-

24 Mart 1998 Arkansas’ın Jonosboro kentinde yangın alarmı vererek okulun boşalmasını sağlayan iki çocuk, koşarak dışarı çıkanların üzerine ateş açtılar, dördü öğrenci biri öğretmen beş kişiyi öldürdüler.

20 Mayıs 1998 Birkaç gün önce atıldığı okulun kafeteryasına dalıp çevreye ateş açarak bir kişiyi öldüren ve 20 kişiyi de yaralayan Kip Kinkel adlı 15 yaşındaki çocuğun evinde de anne babası olduğu zannedilen bir kadın ve bir erkek cesedi bulundu.

20 Nisan 1999 -17 ve 18 yaşındaki iki genç tabanca ve el yapımı bombalarla Columbine Lisesinde, 12 öğrenci ve bir öğretmeni öldürdüler ve intihar ettiler.

21 Mart 2005 -Minnesota eyaletinde bir lisede, genç bir saldırgan intihar etmeden önce 5’i liseli 9 kişiyi öldürdü.

3 Ekim 2006 – Pennsylvania eyaletindeki Amish okulunda bir silahlı saldırgan 5 kız çocuğunu öldürdü, 6’sını ağır yaraladı.

16 Nisan 2007-Virginia Tech Üniversitesi kampüsünde bir saldırgan intihar etmeden evvel 32 kişiyi öldürdü.

14 Şubat 2008-İllinois Üniversitesi kampüsünde ateş açan genç bir saldırgan intihar etmeden önce 5 kişiyi öldürdü, 15 kişiyi yaraladı.

ABD’deki son katliam 2012 yılının Aralık ayında Connecticut eyaletinde gerçekleşti ve saldırıda 20’si çocuk 27 kişi öldürüldü. Okul katliamları istatistiklerine baktığınızda sadece silah fetişisti bir toplum haline gelmiş ve devlet olarak da şiddeti çoğunlukla tek seçenek olarak uygulayan ABD’de değil Almanya, Japonya ve Finlandiya gibi gelişmiş eğitim sistemleriyle maruf ülkelerde de kan donduran katliamlar yaşandığını görüyoruz. Peki bu okullarda neler oluyor ki böylesi vahşetler yaşanıyor. Kan beynine sıçrayan bir çocuğun veya gencin kendini, arkadaşlarını ve öğretmenlerini vahşi bir şekilde katletmesine zemin hazırlayan nedenler ne olabilir? Hiçbir sosyolojik olay tek bir nedene indirgenerek açıklanamayacağı gibi bu olayların da somut tek bir nedeni yok mutlaka.

İşte ele alacağımız ‘Bang Bang You’re Dead’ adlı film 1999 Columbine Lisesi katliamından sonra bunun nedenlerini irdelemek için yapılan aynı adlı tiyatro oyunundan yola çıkarak, tiyatro oyununu da filmin içine giydirerek yapılmış, çarpıcı ve gerçekten etkili bir film. Ele aldığı konunun hakkını sonuna kadar veren film maalesef ‘underrated’ olarak nitelenen filmlerden biri olmuş yani hak ettiği değeri görememiş, ıskalanmış bir film olarak kalmış. Bu yüzden değerlendirmesini geniş özet şeklinde alıntı ve tasvirlerle yapacağız ki böyle değerli bir yapıtın dikkat çekmek istediği sorunların gündeme gelmesinde katkımız olabilsin.

Film, Trevor Adams adlı öğrencinin okulun ilk günü servis otobüsünden elinde kamerasıyla çekim yaparak inmesi ve girişte güvenlik görevlileri tarafından sıkı sıkı aranmasıyla başlar. Trevor’un ve filmin ilk cümlesi ‘cehenneme hoş geldin’ olur. Okul binasına girerken bir de x-ray cihazından geçen Trevor, çekimine devam ederken iri yarı bir takım öğrencinin sözlü tacizine maruz kalır. ‘Hey bakın kim gelmiş. Deli bombacı değil mi bu?’‘Yerinde olsam tuvalette tek başıma yakalanmazdım çöp kutusu’…

Kısa sürede anlaşılır ki; Trevor geçen yıl okulun örnek öğrencilerinden biri iken okulun futbol takımındaki öğrenciler tarafından bitmez tükenmez zorbalıklara maruz kalmış, her yakaladıklarında onu ters çevirip kafasını çöp bidonuna sokmuşlar ve ismini de ‘çöp kutusu’ koymuşlar. Trevor onları korkutmak ve caydırıcı olmak adına yapmayı internetten öğrendiği içi boş bomba düzeneğini patlatma tehdidinde bulunmuş. Okul idaresi de bu olaydan sonra ‘şiddete sıfır tolerans’ uygulaması başlatmış, olağanüstü güvenlik önlemleri almış. Michael Moore’un ‘Benim Cici Silahım’ belgeselinde anlattığı, okula tırnak makası getiren anasınıfı öğrencisinin okuldan uzaklaştırma cezası alması gibi en küçük sözlü veya fiziksel şiddet uygulayanın okuldan uzaklaştırılması veya atılması uygulaması başlatmış.  Hâsılı, Trevor okulun ilk günü okul idaresine çağrılıp uyarılmış, zorba öğrenciler tarafından sözlü tacize uğramakla kalmamış, şiddetle itilmiş, dolabının içine tükürülmüş, edebiyat öğretmeni tarafından da aşağılanmıştır. (Trevor bütün bu olanları ve sonrasında olacakları da şiddet günlükleri tutarcasına videoya kaydetmektedir. )

Diğer öğretmenlerin ‘o çocuğa baktığımda geri sayım sesleri duyuyorum’ diyerek ‘deli bombacı‘olarak gördüğü Trevor’a sadece tiyatro öğretmeni yardımcı olmak istemekte onun ‘Bang Bang Sen Öldün’ adlı oyunda başrolü oynamasını istemektedir. Oyun, sevgilisi tarafından terk edilen bir öğrencinin anne babası, sevgilisi ve beş arkadaşını öldürmesi sürecini işleyen içerikte psikolojik yönü ağır basan bir oyundur. Trevor’u kazanmak, ona bir şans vermek isteyen öğretmenin amacı onun oyundaki karakterle yüzleşmesini sağlamak ve vicdanını harekete geçirmektir. Trevor ‘beni çöp kutusuna atmaları için başka bir sebep vermemek adına o insanların önüne çıkmayacağım’ diyerek teklifi kabul etmemiştir.

Oyunun diğer başrol oyuncusu Jenny ise okula o yıl nakil gelmiştir ve yemekhane de oturacak masa ararken okuldaki katı hiyerarşik sınıflandırmayla karşılaşmış; otçular, keşler, inekler, afrolar, futbolcular ve ponpon kızları, gotikler, köylüler, ucubeler ve holiganların yer aldığı bu hiyerarşik yapıda öyle istediği masaya oturulamayacağını anlamıştır. Trevor’un, yalnız oturduğu masaya oturduğu için de diğer kızlardan ‘yalnız kalmak istemiyorsan kimle takıldığına dikkat et’ uyarısı almıştır. Bu arada Trevor’la tanışan Jenny, onun hakkındaki söylentilerin gerçekliğini öğrenmek istediğinde,

’Hiç zayıf hissettin mi’’ sorusuyla karşılaşır.

‘’Depresyondaki gibi mi? Evet bazen ama futbol takımını havaya uçurmayı düşünmedim’’ dediğinde de

’Jenny, köpeğin öldüğündeki depresyondan bahsetmiyorum. Kaybedecek bir şeyinin kalmadığında hissettiğini kastediyorum. Yaşayıp yaşamamayı umursamadığın türden depresyon. Hiç öyle hissettin mi?’’

‘’Hayır’’

‘’Ama ben hissettim.’’

Trevor ekler; ‘’Benimle görülmeye devam edersen havalılar takımında yer bulamazsın.’’

Jenny’nin ‘’O halde neden kendi takımımızı kurmuyoruz?’’ sözleri Trevor’ın tiyatro oyununda rolü kabul etmesini sağlamıştır.

Trevor okul dışındaki hayatında da adeta bir kâbusun içindedir. Kuru temizleme dükkanı olan babasına yardımcı olmak için dükkanda olduğu zamanlar gelen müşteriler onu görünce girmeden dükkanı terk etmektedir. Babası da Trevor’a karşı acımasızca öfkelidir ve Trevor’ın gördüğü muameleyi ‘yaptığının bedelini ödemelisin’ şeklinde yorumlamaktadır.

Trevor okulda şiddet günlükleri çekimleri yapmaya devam etmektedir; Futbol takımı zorbalarından biri alt sınıflardan bir çocuğa kafayı takmıştır. Her gördüğü yerde ‘Jingle Bells’i söylemezse canına okumakla tehdit etmektedir. İstediğini de çocuğu her gördüğünde almaktadır fakat çocuğun psikolojisi perişandır. Trevor da çektiği bu görüntülerin ardına ‘Bu sorunu kökünden çözeceğim. Gidip bu piçlere bir ders vereceğim. En sonunda bunu tamamen çözeceğim’ yaklaşımını belirtmektedir.

Trevor’a yardımcı olmaya çalışan öğretmen de tepki çekmeye başlamış, velilerden Trevor oyundan atılmazsa çocuklarını okuldan alacakları tehditleri gelmeye başlamıştır. Okul oyunu yasaklayınca provaları halk tiyatrosuna kaydırırlar, tepkiler devam edince orasını da kaybetmeleri çok sürmez ve kendilerine prova yapabilecekleri bir kilise bulurlar. Profesyonellik sınırlarını aştığı düşünülen ve Don Kişot olarak görülen öğretmenin, oyunu savunan şu etkili cümleleri bile nafiledir:

‘’Okula metal dedektör koyarak öğrencilerin hepsini şüpheliye çevirdiniz. Çocuğun sırt çantasındaki şey onu tehlikeli yapmaz, kalbindeki şey bunu belirler. Bu oyun, bir çocuğun kalbine nasıl bakmamız gerektiğini gösteren en iyi yol.’’

Trevor, öğretmeninin çabaları ve Jenny’e karşı hissetmeye başladığı sıcak duygular nedeniyle normalleşme yoluna girmişken çevreden gelen bu aksiyonlara reaksiyon gösterme eğilimi de güçlenmektedir. Zira daha önce aralarına katılmasını öneren holiganlar grubunun lideri yine bir zorbalık girişiminde futbolculara karşı Trevor’ı kollayınca aralarında dostluk gelişir. Holiganlarla birlikte ‘öfke kontrolü terapisi’ adını verdikleri her türlü silahla atış talimi yaptıkları araziye gitmeye başlar. Sonuçta, bankaların hesap açtıranlara promosyon olarak otomatik tüfek verdikleri ABD’de silah edinmek çok kolaydır.

Bu şekilde adım adım trajik sona doğru gitmekte iken Trevor’a olumlu etki etmesi düşünülen tiyatro oyununun provaları sürmektedir. Film ara ara oyundan çarpıcı replikleri izleyiciyle paylaşır:

‘’Silahın varsa kontrol ellerindedir. Silah insanı canlı hissettiriyor. Saygılı, dikkatli, herkesin çekindiği… Silahın olduğunda kimse sana dokunamaz, kimse seninle alay edemez, silahın olduğunda istediğinin icabına bakabilirsin. Silahın olduğunda insanlar seninle dikkatli konuşur. Silahın olduğunda farklı yürürsün, farklı düşünürsün, farklı konuşursun…’’

Bu replikler okunurken arka planda holigan üyelerinin futbolcular tarafından uğradıkları zorbalıklar akmaktadır. Biri tepe aşağı çöp bidonuna sokulurken diğeri daracık dolaba zorla sokulup kapısı kilitlenir, öteki de sahadaki çamurun içinde sürüklenir…

Günler geçmekte iken okula bomba ihbarı yapılır, kantinde kurşun kovanlarıyla panik ortamı yaratılır. Hepsinde olağan şüpheli Trevor’dır. Polis ve okul idaresi tarafından suçlanır, sorgulanır. Suçsuz olduğuna kimseyi inandıramadığı için okuldan atılması noktasında kamuoyu baskısı artar.

Bunların üzerine tiyatro hocasının verdiği kısa film ödevi için çektiği film başını daha ağrıtacak potansiyeldedir. Filmde 32 numaralı forma giymiş bir zorba zayıf bir çocuğa yaptığı eziyet sonrasında silahlı biri tarafından kaçırılır, kaçıran kişi zorbayı içi su dolu bir bidona tepe aşağı koyar, kapağını kapatır ve biraz uzaklaşarak fıçıya defalarca ateş eder. Açılan deliklerden kan fışkırırken bunu yapan kişi arabasına binmiş uzaklaşmaktadır. Tiyatro hocası videoyu idareyle paylaşmak zorundadır. Yine soruşturmalar, gözaltı, anne babasının suçlamaları, vs… ve bodrum katında intihar düzeneği hazırlarken atlattığı ölüm tehlikesi…

Oyunun provalarında da intihar sahnesine gelinmiştir ve iç sesi Trevor’un canlandırdığı Josh karakterini intihara sürüklemekte iken Trevor durur ve itiraz eder. Öğretmeniyle arasında geçen diyalog öğretmenin amacına ulaşması ve Trevor’ı sorgulatması anlamında etkilidir:

‘’Bu aptalca. Adam sevgilimi çalıyor, öfkeleniyorum ve intihar etmeyi düşünüyorum. Ailemi ve bir grup çocuğu öldürüyorum. Bunlar çok saçma geliyor.’’

‘’Geçen yıl okulu bombayla tehdit ettiğinde oldukça mantıklı geliyordu. Okulda bomba korkusu oluşturdun. Bir sürü çocuğun hayatını tehlikeye soktun. Öldürmek için ilk adımı attın.’’

‘’Kimse öldü mü?’’

‘’Bir noktayı kaçırıyorsun. O adımı attın’’

‘’Bomba boştu’’

‘’Ama mükemmel yapılmıştı’’

‘’Tamamen zararsızdı.’’

‘’Ama yapmıştın. Diğer aşamaya geçmeyeceğini kim söyleyebilirdi ki?’’

‘’Daha ileri gitmedim’’

‘’Ama Josh gitti. Peki neden? Neden Trevor? Josh’u bir sonraki aşamaya geçirten neydi? Neden Josh’un yaptığını yapmadın Trevor? Cezalandırılma korkusu mu? Vicdanın mı? Belki tanrı korkusudur. O her ne ise ona ‘X’ diyelim. Şimdi söyle Trevor, ruhuna ulaşıp ‘X’i silebilseydin ne olurdu?’’

‘’Josh olurdum!’’

’Evet. Josh olurdun!’’

Çektiği videodan dolayı polis, okul idaresi, öğretmenleri, anne ve babasının bulunduğu ortamda sorgulanan Trevor,  ters cevaplar verirken tiyatro öğretmeni onu ‘’Seni kötü adam olarak görmeleri kötü adam olduğun anlamına gelmiyor’’ şeklinde uyarır ve diğerlerine dönerek şunları söyler:

‘’Bir çocuğu riskli olarak görürseniz çocuk risk teşkil eder kanısındayım. Trevor, Josh karakterini oynuyor, kendisiyle yüzleşiyor ve bu iyi bir şey. Bu durumda ne zaman okulun bir günah keçisine ihtiyacı olsa Trevor sorgulanmak için ofise götürülür. Bu, insanı her türlü oyundan daha fazla kızdıran bir şeydir. ‘’

Ardından Trevor’un kaydettiği videolar yani Trevor ve diğer çocukların maruz kaldığı şiddet görüntüleri izlenir. Biraz uzun olmasını göze alarak Trevor’un ruh halini tam olarak anlayabilmek açısından önemli olduğu için videodaki sözlerini alıntılamak gerekiyor:

‘’Diğer çocukların önünde hafif itiş bile önemlidir. Özellikle de her gün sizin başınıza her an geleceğini biliyorsanız. Aslında bu olduğunda rahatlıyorsunuz. Her zaman bir dahaki saldırıyı bekliyorsunuz. (o esnada videoda Trevor iki zorba tarafından yere çökertilmiş, pisuvarı yalamaya zorlanmaktadır) Buna iki yıl daha katlanamayacağım. Neler yapabileceğimi bilmiyorlar.

Çocuklar dünyadaki en acımasız insanlardır. Olağanüstü bir şekilde acımasız olabiliyorlar. Bazen sadece ağlamak istiyorsunuz.

Bazı insanların sizi incitmek için silaha ihtiyacı yoktur. Arkanızdan konuşuyorlar, size gülüyorlar ya da ölümünüzü izlemekten zevk alıyorlar. Uzaktan ağlama isteğinizi, yutkunamamanızı, kızarmanızı izliyorlar. Ve size isim takıyorlar; çöp kutusu, kaba surat, ibne, ucube, inek, gerizekalı… O ismin bir parçanız haline geldiğini biliyorsunuz. Bu kim olduğunuzu hücrelerinize kadar değiştiriyor. Ve bir gün uyanıp da aynaya baktığınızda kendinizi tanıyamıyorsunuz. Çünkü siz de onlara inanmaya başlıyorsunuz. Onlar kazanan siz kaybedensiniz. Artık adınız yoktur, adınızı sizden almışlardır. Ve bir gün adınızı duyarsınız ‘hey! çöp kutusu’. Ne yapacağınızın farkına varırsınız. İsminizi geri kazanmanız gerekiyor. Ve bunu tüm okulun önünde yapmalısınız. Çünkü adınızı tüm okulun önünde aldılar. Bunu yapmalısınız. Herkes bunu hatırlayacak. Tüm bunlar adaletle ilgili. Bir süre sonra aklınıza sadece bir yol gelir. Springfield, Jonosboro, Columbine… (katliam yapılan okullar) bir silah, bir bomba anında adalet sağlar. Bu koridorlar kanla dolduğunda, cesetleri ve ceset torbalarıyla dolup taştığında hepiniz şunu söyleyeceksiniz: ‘Ne Büyük Trajedi’.’

Tüm videolar izlenip zorba öğrenciler de dinlendiğinde soruşturma odasından Trevor aklanarak çıkmıştır. Okul müdiresi tarafından okulunu kendisine gösterdiği için teşekkür edilmiş, tiyatro öğretmeninden de gösterdiği çabayı daha önce takdir edemedikleri için özür dilenmiştir fakat tehlikeye sıfır tolerans uygulaması gereği Trevor okuldan atılmak zorundadır. Öte tarafta ise futbolcular tarafından tuvalette tek yakalanan holiganların liderinin kafası tuvalete sokulmuş, ağzı yüzü yaralanmıştır…

Filmin bu bölümüne kadar yaşananlar bu değerlendirme yazısındaki maksadı karşıladığı için sonrasında yaşanan gelişmeleri aktarma gereği duymuyoruz. Buraya kadar betimlediğimiz bölümler olayı tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Okul yönetimi, veliler, öğretmenler, öğrenciler ve anne-babaların el birliği ile korkunç bir trajediyi besleyip büyüttüklerini, bir insanın hayatını kolayca önyargıyla, aşağılamayla, yok saymayla, değersiz görmeyle, sabit fikirle yani kaba şiddet dâhil tüm şiddet çeşitleriyle harcayabildiğini gözler önüne seren ve fazla söze gerek bırakmayan müthiş bir yapım ortaya çıkmış.

Eğitim sistemi dünyada parmakla gösterilen ve refah seviyesi yüksek durumdaki Finlandiya, Japonya, Almanya gibi ülkelerin de okul katliamları sorunsalıyla boğuşuyor olmalarını ayrıca masaya yatırmak gerekiyor. Okul eğitimi zannedildiği gibi sıkı denetim ve disiplin altında çocukları sınava hazırlamak, onlara yoğun bilgi yüklemesi yapmak ve akademik olarak başarılı olmalarını sağlamaktan mı ibarettir? Göstermelik güvenlik uygulamaları ile iç disiplini ihmal edilmiş öğrencilerin salt test başarısını arttırınca onları hayata hazırlamış mı oluyoruz?

Katı güvenlik önlemleri alan fakat okul içinde güçlünün zayıfı ezdiğinden habersiz olan bir okul yönetimi…

Sadece kendi çocuğunu düşündüğü için velilerin, risk olarak gördüğü bir başka çocuğu yargılamadan, anlamaya çalışmadan, yapılan davranışın nedenlerini sorgulamadan infaz etmeleri…

Evlatlarıyla irtibatı kaybetmiş, çocuklarını başkalarının yargılarına göre değerlendiren ebeveyn bakışı… Okuldaki güçlü öğrencilerin zayıfı ezmeyi, aşağılamayı kendilerine hak olarak görmeleri bunu normal bir şey olarak algılamalar…

Bu türden yaklaşımların ergenlik döneminin başlarındaki bir insanı ne hale getirebildiğini ve bahsettiğimiz okul katliamlarının arka planında nasıl bir trajedi yattığını gözlemleme imkânı sunan bu gibi filmlerin çoğalması ve gündemleştirilmesi gerekiyor. Onu koruması gereken otoritenin baskı ve yaptırımları, gördüğü akran şiddeti, ebeveyn ilgisizliği; kimlik ve kişilik edinme evresinde kaldırabileceğinin çok üstünde yükler yüklediği çocuğun ruh sağlığının bozulmasına, öz güvenini kaybetmesine, yalnızlaşmasına, içine kapanmasına, kimi zaman intihara meyletmesine veya intikam duygusuyla ulaşabildiği silahlarla şiddete yönelmesine yol açıyor. Okula yaşamın bir örneği değil, yaşamın kendisi olmalı gibi bir misyon yüklüyor ve çocuğa hayat donanımları kazandıracak bir mekan olarak görüyoruz fakat 10 çocuktan 6’sının şiddetin çeşitli türlerine maruz kaldığı okullardan çocuğu kimin koruyacağı sorusuna cevap veremiyoruz.

Sorunun çözümünün veya felaketin önlenmesinin idealist bir öğretmenin tamamen kişisel çaba ve özverisine kalmış olması, bu insanlardan peygamberi mucizeler göstererek sorunları çözmesinin beklenmesinin de bir yönüyle sistemin tıkanıklığını gösteren bir olgu olduğu da atlanmamalıdır. Her türlü idari engellemeye ve kamuoyu baskısına rağmen ötelenmiş bir çocuğu kazanmaya çalışan öğretmenlerin olmadığı zaman sistemin açığını kim kapatacaktır?

Öte yandan Aliya’nın deyişiyle kültürsüz bir medeniyet inşa eden Modern Batı’nın, ilişkilerini bütünüyle şiddet üzerinden kuran sistemiyle, insanı alet kullanan varlık şeklinde tanımlayan felsefesiyle okul katliamları yapan nesiller üretmesine şaşmamak gerekiyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.