Brooks was here

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
19.03.2017
A+
A-

Tüm zamanların en iyi filmlerinden birisi olarak kabul edilen “Esaretin Bedeli”nde çarpıcı bir karakter göze çarpar; Brooks. 49 yıl süren  mahkûmluktan sonra tekrar sivil hayata dönüş. Çocukluğunu hatırlıyor Brooks; bir şehirde en fazla bir kaç tane otomobil vardı diyor bir otomobil tarafından tam ezilmek üzereyken ”her şey çok değişmiş insanların bir acelesi var, herkes bir yerlere yetişmek zorundaymış gibi” diyor şehrin kalabalık caddesinde tek başınayken. Bir tanıdığı, bir yakını, hayata kendisini bağlayacak hiç bir şeyi olmadığı için intiharı seçiyor bir kurtuluş olarak ve akıllarımıza kazınan otel odasındaki intiharı ve otel odası tahtasına kazıdığı ”Brooks was here” notu!

Biz de Brooks’a benziyoruz biraz. Her gün yeni şeylere yetişmeye çalışıyoruz. Diğer taraftan onlarca yıldır yaşadığımız esareti kırmaya dönük adımlar karşısında korku, tedirginlik ve gelgitler yaşıyoruz. Lice’de yaşanan bayrak krizi ve sorunun özellikle Kürt siyaseti tarafından tartışılma biçimi ilginç durmaktadır. Yapılan yasal reformlar, ekonomik ve kültürel canlanma ile görece özgür ortama kavuşan Türkiye’de Kürt siyasetinin burnundan kıl aldırmaz tavrı ve çözüm sürecinin derinleşmesinde insiyatif alma yerine güvenilirliği karşı taraftan bekleyen psikolojisi ilerlemeyi engellemektedir. Diğer taraftan çözüm sürecini, kaba bir pazarlık düzlemine oturtan bu okuma kendisini dönüştürme yerine bilenmiş bir şekilde tahkim etme, sürecin üzerinde sallanan demoklesin kılıcı gibi hazır kıta bulundurma psikolojisi de anlamsızdır.

Annelerin başlattığı eylemin de gösterdiği gibi yeni süreç, yeni bir politik söylemi talep etmektedir. Devletin yaşadığı dönüşüm, karşı konulmaz bir şekilde Kürt siyasi hareketi de yaşayacaktır. Devletin güvenlik politikaları ile şekillenmiş bir atmosferde buna karşı çıkışın kendisi meşruiyet sağlamaya yeterliydi. Ancak, çözüm süreci ve ondan önce başlayan süreç ile birlikte hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesi, kültürel ve ekonomik canlanmaya paralel olarak global düzlemde seyreden ulaşım ve iletişim yoğunluğu, içeriği önemsizleştiren salt karşı duruşu boşa çıkartmaktadır. Dolayısıyla Öcalan’ın kimi açıklamalarında da açığa çıkan “Radikal Demokrasi” söylemi; pozisyonu, pozisyonun içeriğini ve bütün bunlardan önemlisi kendi kitlesinin rızasına dayanan bir politik açılımı zorunu kılmaktadır. Politik söylemin içeriğini zenginleştirmeden ve değişen sosyolojik yapının çoğulcu yapısını görmezden gelen bir konumlanış ancak ortamın görece normalleşmiş yapısını sabote etmede demirleyebilir. Lice’de yaşanan hadiseler, onlarca yılın biriktirdiği devasa bir sorun yumağını muhafazaya, sorun çözme adına hayata geçirilmiş Cumhuriyet tarihinin en köklü politikasını akamete uğratmaya dönük girişimler olarak değerlendirilebilir.

Bölgedeki insanların ve gelişmelerin farkında olması gereken HDP/BDP, süreci kavramakta ve taşımakta zorlanmaktadır. Öcalan’ın İmralı’dan yaptığı müdahaleler karşısında zoraki olarak yol almaya çalışıyor görüntüsü vermektedir. Sürekli duyduğumuz “barış istiyoruz” söylemi aşınmıştır. Barış talebi ancak kendisini besleyecek bir eylemlilik ile mümkündür. Özellikle BDP/HDP sözcülerinde tekrarlanan barış kelimesi, bugün itibariyle anlam taşıma ve iletme kapasitesini yitirmiştir. Travmatik bir hal yaşanmakta. Olağanüstü koşullarda güç biriktirmiş olan yapılar, süreci sabote etmeyle varoluş gerekçeleri olan baskı ve şiddet ortamının devamlılığını istemek gibi garip bir noktaya savrulmaktadırlar. Dikkat edin devletin baskı, yıldırma, yok etme ve asimilasyon politikalarına karşı alan açmaya çalışan ya da iddialarını böyle kuran yapılar, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda yaşanan olumlu gelişmeler karşısında ikircikli tutumlar takınmaktadır. Sürecin bu şekilde ilerlemesi, amaçlarının gerçekleştirilmesine dönük işlev görmekle birlikte varoluş koşullarını da aşındırmaktadır. Dolayısıyla varlıklarına ilişkin kaygı arttıkça amaçlarının gerçekleşmesine dönük ilerleyen süreci baltalamaya, yavaşlatmaya hatta tersine çevirmeye dönük söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktadırlar.

Tarihin belirli bir döneminde ve belirli koşullar içerisinde şekillenmiş bir politik söylemi, zamanın ve toplumun değişim dinamiğine karşı konumlandırarak kendi dışındaki herkesten değişim talep etmek ve kendisini de olduğu gibi muhafaza etmek ne teorik açıdan ne de pratik açıdan mümkündür.Elbette ki bu karşı koyuşu tetikleyen duygusal kırılmalar olabilir daha da önemlisi ulusal ve uluslararası güç şebekelerinin müdahaleleri/manipülasyon girişimleri olacaktır. Sürecin sancılı olacağı, engebeli olacağı, zor ve çetin olacağı herkesin malumudur. Ancak sürecin temel aktörlerinin mızmızlanması, işi savsaklaması hatta provoke etmeye çalışması makul değildir. Tarihsel olarak yaşanan mağduriyet üzerinden imtiyaz devşirmeye çalışmak olmaz. Barış aşkına savaş çıkartmak olmaz. Bölgeyi kin ve nefret arenasına çevirmek olmaz.

Türkiye siyasi tarihinin en kapsamlı politikası ile devletin dönüşümü yanında toplumsal yapının kronik sorunlarına neşter atılmaktadır. Dolayısıyla bu hassas süreçte herkes şunu görmelidir. Türkiye’nin huzur, istikrar, barış ortamını baltalamak, sabote etmek kolaydır. Savaşın kolay, barışın zor olduğunu bilmeyen yok. Ama bu tarihi süreçte sorumluluktan kaçanları, pozisyonunu kundakçılık olarak belirleyenleri ne tarih ne de maşeri vicdan affeder. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.