Bu kör sadakat, bu hummalı sevgi kıyametimiz olacak!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
09.07.2017
A+
A-

İnşa edici ve kucaklayıcı bir duruşa muhtaç olduğumuz dönemlerdeyiz. Bilgi ve iktidar artışına eşlik eden bilgelik yok. “Bilgilendikçe cehaletimi fark ettim”deki hikmetten yoksunuz. Doğrusu bir arama hevesinden, peşinden koşma adanmışlığından, kendini verme erdeminden de bahsedemiyoruz. Eldekine sadakati isteyen, eldekine meşruiyet için her şeyi araçsallaştıran garip bir halet-i ruhiye. Hiçbir gelişme ezberleri bozmuyor, hiçbir sürpriz sürpriz yaratmıyor. Her yaşanan muhakkak beklenen, tahmin edilen ve önceden çizilen tabloda anlam bulan bir gelişmeye dönüyor. 

Komploculukla malul bu tarz bir şekilde meseleleri makro plana dâhil etmekte ve durduğu yerin haklılığını belirtmekte. Ancak bu tarzdaki aceleci haklılık arayışı bünyesinde barındırdığı çelişkiyi ve tehlikeyi fark edemiyor. Rus uçağı düştü, senaryo hazır, tutulan taraf hazır, dile gelecek argümanlar hazır. Tahir Elçi Diyarbakır ortasında öldürüldü, aynı şekilde formül belli, formülasyon belli. Herkes elindeki şifre kırıcı ile gelişmelerin seyrinden, gidişattan bahsediyor, kendince taşı gediğine koyuyor.

Tarafgirlikle iktifa eden konumlanış

Mesele ya Türkiye ya Erdoğan ya Ak Parti veyahut Kürt Hareketi üzerinden seyrediyor. Merkezinde bunlar vardır mutlaka. Dolayısıyla merkezinde bunların yer aldığı hadisede yakın duranların yakınlıkları karşıt duranların da karşıtlıkları perçinleniyor. Siyasi merkez sadakat üzerinden tahkim edilirken ilke-değer-aidiyet anlamında merkeze alınan ve bir şekilde ünsiyet tesis edilen bu yapıya tarafgirlikle iktifa eden bir yetersizlik-yeteneksizlik, görev kaçkınlığı durumu eşlik ediyor. 

Meselenin yakıcılığı tam da burada. Çünkü bu, iş(ti)gal edilen konumun hakkını vermeyi değil taraf olunan yerin müdafaasını yeterli kılıyor. Mesele artık bir insanlık davası, istikbal mücadelesi değil içeriği boşaltılmış bir tarafgirlik, siyasal putperestlik üzerinden hayat bulan neo-cahiliye oluyor. Kurumsal siyaset, “temsil eden”den farklı olarak “temsil edilen”i yani “esas”ı esir alan bir pratiğe saplanıyor. Artık temsil edenlerin gölgesine sığınan ve varlıklarını anlamlı kılan ilke ve değerleri savunmak yerine fanatik şekilde vekillerini savunma esaretinde tüm gelişmeleri araçsallaştırdıkları gibi kendilerini de araçsallaştırıyorlar. Bu gönüllü esaretin altında pek çok görev kaçkını, sorumluluk yoksunu rol çalabilir, ahkâm kesebilir. Ülke sevdasından ilke değer hamiliğine uzanan retorik öldürücü bir silah gibi içerde sadakat dışarda düşmanlaştırma-ötekileştirme amaçlı devreye sokulur.

Sıcak siyasete angajmanın tehlikeleri

Diyelim ki işe koşulan formül yapılan formülasyon doğru. Diyelim ki merkezinde Türkiye veya Erdoğan veya bilmem neyin yer aldığı bu geniş kuşatmada taraf olarak yer almaya karar verdin. Hatta şüphe kabul etmeyen sadakatin ve her türlü görev ve sorumluluğunu askıya alma pahasına. Peki, bu debdebede şunu soracak mıyız? Kör sadakatinden ve gönüllü esaretinden başka bir şeyi olmayan bu yandaşlığı ne yapacağız? Ne işimize yarayacak? Bir ağırlık, bir hayatiyet taşımayan bu desteğin faydası ne olacak? Her türlü itiraz, ikaz ve uyarı mekanizmasını devre dışı bırakan, iş(ti)gal ettiği alanın gereksinimleri yerine sıcak siyasetin yardakçılığında törpülenmeyi içselleştiren bu güdümlü varlığın çelişkisinde geleceği nasıl kuracağız? Memleketin mukadderatında nasıl rol üstleneceğiz?

Şu açık; kıyamet her an kopabilir, dünya büyük altüst oluşlar yaşayabilir? Etrafımızı düşmanlar çevirebilir, etrafımız kuşatmaya alınabilir. Taş düşebilir, ayı çıkabilir vs. Lakin her halükarda değişmeyen bir şey var; görev bilinci ve sorumluluk anlayışı. Bizi güçlü kılan taraftar olduklarımıza gösterdiğimiz sadakat değil iş(ti)gal ettiğimiz alana gösterdiğimiz sahici, derin ve kuşatıcı praksisimiz olacaktır. Erdoğan’ın düşmanlarını Rusya’da, Suriye’de, Türkiye’nin düşmanlarını AB’de, ABD’de veyahut başka yerlerde aramazdan evvel veya en azından onunla eşzamanlı kendi kör sadakatimize, sorumluluğunu ifa etmeyen yandaşlığımıza bakabilmeliyiz. Zira başkasının düşmanlığında garipsenecek bir şey yok ama içeriksiz, sorumsuz tarafgirliğimizde hayat bulan sinsi düşmanlığa dikkat kesilmemek çok garip. O Yüzden çapsız desteklerin, yersiz onamaların, “ama”sız sadakatin yarattığı iç çürümenin maliyeti çok pahalı olacak.

            Varoluşsal işlevleri gölgeleyen simgesel destek

Erdoğan’ı, Türkiye’yi, Ak Parti’yi vs. sahiplenme, siyasete kendini esir vermekle değil tersine özerkliğine, özgünlüğüne sahip çıkarak yapılabilir. Eleştirmeyen, ikaz etmeyen, ayakları üzerinde durmayan bu desteklerin anlamı olmadığı gibi karşıtlığının da bir ehemmiyeti olamaz. Hz. Ömer’in yakasına yapışıp hesap soranın bağlığı ile eksiklikleri ve yanlışlıkları görmezden gelen, ötekini mahkûm etmek için her şeyi araçsallaştıran, her gelişmeyi kendisine yontan, ilkesizliğe prim veren pragmatistlerin bağlılığı nasıl aynı olabilir? Simgesel desteğini varoluşsal işlevlerinin önüne koyan bu kör sadakat, bu hummalı sevgi kıyametimiz olacak. 

O yüzden siyasal putperestliğe gerek yok. Varoluşsal işlevlerini göz ardı eden kör sadakatlere gerek yok. Hayatın gramerinin yeniden yazılacağı koşullarda bihakkın sorumluluğunu ifa etmek, ilke ve değerlerine özen göstermek verilecek desteklerin en mühimi, en işlevsel olanıdır. Yoksa “seni başkalarına yedirtmem” hassasiyeti çoğunlukla “seni başkasına yar etmem” psikopatlığında hayata kasteder hale gelebilir ve maalesef epeydir de bu hassasiyet ile psikopatlığın iç içe geçmişliğine şahitlik ediyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.