Bu Şımarıklığı Anladın mı Gorgias?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
24.05.2017
A+
A-

Türkiye’de yaşamak her gün büyük bir sınavdan geçmek anlamını taşır. Kaygınızın, korkunuzun, geriliminizin düşmesi mümkün olmuyor. Aşılan bariyerlerin ardından yaşanılmak istenen her rahatlama isteği kursağınızda kalıyor. Çünkü başka bir bariyerin karşınıza dikildiğini, başka bir sınava tabi utulduğunuzu acı bir şekilde deneyimlersiniz. Normalleşme, rahat bir nefes alma, olağan bir akışta yol alma yasaklanmış sanki. Oysa herkes normalleşmeden, barıştan, rahat bir nefes alıştan bahsediyor. Ellerinde ateşle sağa sola koşturanlar bile ağızlarından “barış” kelimesini düşürmüyorlar.

Herkes o kadar kendisiyle dolu ki? Herkes o kadar kendisine gömülmüş vaziyette ki? Kimsenin gözü kendisinden başka hiçbir şey görmüyor. Tarih kendilerinde bitmiş. Yaşamın şifresini kendileri çözmüş. Gidilecek yol kendilerinin. Varılacak menzil kendilerinin. Söylenecek söz kendilerinin. Dinlenilecek söz kendilerinin. Varsa yoksa kendileri. Her şey onların etrafında, her şey onlar için.

Şu son yaşadığımız 6-7 Ekim olaylarına bakar mısınız Allah aşkına. Tamam, bir sıkışmışlık hali var. Tamam, kendilerini kaptırdıkları bir Rojawa “anlatı”snın can çekişmesi var. Tamam, on yıllardır devam eden ağır koşulların neden olduğu bir dengesizlik durumu var. Birilerinin başka hesapları var. Manipülasyonları var. Kışkırtmaları var. Provokasyonları var. İç koşullar var, dış koşullar var. Tamam, eyvallah hepsi var. Koşullar ağır, şartlar namüsait. Hepsini anladım ancak, bütün bunları kendisini edilgen bir nesne pozisyonuna indirgeyen konumlanış üzerinden aklamaya çalışan durumu anlayamıyorum. Bunca rasyonel gerekçeyi ardı ardına sıralayan siyaset, ortaya çıkan manzaranın hesabı görülmek istenince soluğu “anlamak lazım”ın sorumsuzluğunda alınca anlayamıyorum. Öldürülen, tartaklanan insanların, yakıp yıkmaların ne olduğunu sormaya fırsat bulamadan “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali zeytinyağı gibi üste çıkma çabasını anlayamıyorum. Gözümüzün önünde dalga geçer gibi sergilenen pişkinliği anlayamıyorum.

Tüm halkı sokağa çağıracaksın, üç gün üç gece ortalığı cehenneme çevireceksin, insanlar öldürülecek hunharca, okullar, kütüphaneler, ambulanslar, postaneler yakılacak, çarşı-pazar alt üst edilecek. Birileri haklı olarak “ne oluyor arkadaş?” deyince de “ismim üzerinden hiçleştirme kampanyası yürütülüyor” diyeceksiniz. Yapılan eleştirileri “bir siyasi figür olarak beni ortadan kaldırmak için yapıyorlar” diyerek üstüne hiç almayacaksınız. Yapılanların arkasında duracaksınız, hatta “tekrar yaparım ha” deyip tehdit etmekten de geri durmayacaksınız. Yetmedi “silahlı güçlerimizi Türkiye’ye kaydırıyoruz” diyeceksiniz. Açıkçası ben bu şımarıklığı anlayamıyorum.

Ne istiyorsunuz gerçekten siz? Kobani’ye yardım mı istiyorsunuz? Nasıl bir yardım istiyorsunuz? IŞİD’e asker müdahalesi mi, silah yardımı mı ne istiyorsunuz? Çözüm süreci hızlansın, müzakereler ilerlesin mi diyorsunuz? Öcalan muhatap alınsın, gazeteciler İmralı’ya gitsin, görüşsün bu mu? Başka, demokratikleşme istiyoruz. Başka, barış istiyoruz. Başka, istiyoruz işte. Her şeyi istiyoruz. Tamam, hadi biraz daha somutlaştıralım, Öcalan’a özgürlük. Başka, PKK’lılara ateş açılmasın. Başka, Selahattin Cumhurbaşkanı, Bayık “General” olsun. Tamam. Başka, HÜDAPAR’ı istemiyoruz. Başka, eleştiri olmasın. Müzakereler devam etsin. Müzakereler, müzakere gibi görünsün ama aslında bizim dayatmalarımıza razı gelinsin. Müzakere gibi olsun ama sakın bizim bir şey yapmamızı, bir şey değiştirmemizi, bir şeyden vazgeçmemizi istemeyin. Biz isteyelim siz verin adı da müzakere olsun….

Yazılanlara, çizilenlere, anlama çabalarına, yapılanları savunma ve sahiplenme üsluplarına bakıyorum, bir daha bakıyorum “yok” makul dairesini zorlayan, taşan şeyler var. Ortada “yaptım, evet yaptım ama bir sor niye yaptım” diyen yani yaptığı yanlışı zımnen kabullenen bir tutum da yok. Ortada basireti bağlanmış, kişisel dengesini yitirmiş ve kendi söylediği ve düşündüğünden başka hiçbir şey görmeyen, duymayan bir siyaset var. İstediği şey olmuyor, az oluyor, yavaş oluyor diye yine sınır tanımayan taşkın eylemlilik var. Ne yapsan tatmin olmayan bir muhatap var. Kaprisli, şımarık, dengesiz. İstediğinin tümünü versen yine huzur bulmayacak. İstediği her şeyi versen yine kavga için bir bahanesi olacak. Kobani’ye yardım? Tamam, giriyorum dersin, yok olmaz. Silah istiyorum? Silahı vermeye kalksan eminim, senin silahını kabul etmem diyecek.

Yunanlı filozof Gorgias’a birisi gelip: Üstad! İnanılmaz bir baş ağrısı çekiyordum. Ortamı terk edip başka bir memlekete geldim ama ağrı hala geçmedi. Derin bir izahat bekleyen adama Gorgias şu basit cevabı verir: başını da beraber getirmişsin ondan.” Şuan HDP’lilerin de durumu bu. Bıkkınlık anında hepimiz “alın Türkiye’yi adını da Kürdistan yapın, aha bu da anahtarı” desek yine de rahat durmayacaklar. Şu anki sıkıntıları dışarıdaki çarpıklıkların giderilmesi ile hallolacak bir şey değil. Sıkıntı içlerinde çünkü.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.