Doğruyu yanlışa payanda etmek

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Bir gün, bilge bir köpek kedi topluluğunun yanından geçti. Yaklaştığında, kedilerin çok meşgul olduğunu ona hiç dikkat etmediklerini gördü; duraladı o zaman. Kocaman bir kedi, ciddi bir tavırla, topluluğun ortasından başını kaldırdı, arkadaşlarına bir göz atıp şöyle dedi: “Kardeşler dua edelim! Siz dua ettiğinizde, daha da dua ettiğinizde, hiç kuşkunuz olmasın, gerçekten, gökten fareler yağacak.” Köpek bunu duyunca güldü içinden ve kendi kendine konuşarak uzaklaştı oradan: “Kör ve akılsız kediler, dualara, ibadetlere, dileklere karşılık gökten fare değil, kemik yağacağını bilmiyorlar! Benden önce atalarımın da bildiği şeydi bu!”

***

Mesele fazla basit gelebiliyor ilk bakışta, hatta bir o kadar da uzak. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Yaşadıklarımıza, gündemimize baktığımızda meselde anlatılan durumdan farklı işleyen bir hayatımızın olmadığını görmek durumundayız. Şüphesiz isteyen istediği gibi inanabilir. Lakin bir toplum olmak, farklı olanların kesişim alanının olması, kamusal işleyişte belirli angajmanlara riayet gibi zorunluluklar kaçınılmaz şekilde steril alanlara ve ilişkilere etki ediyor. Bu etkiyi bir söylem pratiğiyle püskürtme çabası anlaşılmayacak bir şey değil. Bu yönde çok yoğun gayretleri olan kesimler de mevcut. Ancak bu etkiyi sadece ifsad edici bir odak olarak görme yerine kendi gerçekliğimizi karşılaştırma, zenginleştirme, yeni şartlar ve öğrenmeler içinde yeniden anlamlandırma da mümkün. Hatta günümüz koşullarında, küresel bir köy halini alan dünyada her tür etkiye açık hale gelme bunu zorunlu da kılıyor. Ancak aynı süreç bu baş döndürücü etki nedeniyle eş zamanlı olarak gettolaşmayı, içe kapanmayı, saf ve steril bir var oluş, bir anlam çabasını da besliyor. Bu tip arayışları meşrulaştırıyor, cazip kılıyor. Dünyayla ilişkiyi de sahip olduğu güce bağlı olarak içe kapanma veya dışarıyı “iç etme” şeklinde bir doğruya yerleşiyor. İçinde bulunduğu çevrede gücü az ve kırılgan ise kapanmaya, büzüşmeye gücü çok ise dışarıyı bir tür kendine benzetme, varlığı, inancı ile birlikte kendine dönüştürmeye yol veriyor. Bu süreç iki şekilde de uzlaşılması/etkileşime geçilmesi düşünülmeyen bir ötekini, bir dışarısını varsayıyor. Ötekinin öteki olarak varlığı anlamsızlıktan öteki gayrı meşrudur bu bakışta.

Bu bakışın nasıl özcü, nasıl genelleyici olduğunu söylemeye gerek yok. Kendisiyle dolmuş bu bakışın emarelerini değişik vesilelerle yeniden, yeniden görüyoruz. Geçenlerde basına yansıyan bir tarikat şeyhinin cinsel istismar vakası bu tarz bir bakışın gölgesinde ele alındı. Hakeza İmam-Hatip mezunlarını-mensuplarını sapkınlıkla itham eden şahsın söylemi de benzer bir zihnin göstergesiydi. Bu bakış meseleleri konuşmak, uzlaşıma dayalı bir çözüme gitmek şeklinde toplumu oluşturan, geliştiren ve güçlendiren bir çözüme yol vermez. Tersine toplum olmayı engeller, günümüz koşullarında sağlıklı şekilde var olması mümkün olmayan dar bir cemaat yapılanmasını sarsılmaz bir  inançla hakikat adası olarak sunar. Hakikatin tekelinizde olması zaten daha işin başında başkasının varlığına ilişkin bir meşruiyet krizi doğurur.

Dolayısıyla kendi çevresiyle gökten farelerin yağacağına inananları yargılayanlar şayet yargılamanın gerektirdiği bilincin ve sorgulayıcı düşünmenin hakkını vermezlerse gökten farelerin değil ancak kemiklerin yağacağı iddiasında bulunabilirler. Bu tarzın ve işleyin de bir farka işaret etmediği açıktır. Zira bu düzenek içerisinde gökten farelerin yağmasına inanmak ile kemiklerin yağacağına inanmak arasında bir fark yoktur. Cinsel istismar vakasıyla gündeme gelen şahsın fiilini yargılamak ve mahkûm etmek yerine ölçek genişleterek meseleyi zanlının ait olduğu kimliğe/inanca/örgüte çekmek ve işi, mücadeleyi o zemine taşımak iki açıdan hedef saptırmaktır. Birincisi bir yanlıştan dolayı ötekinin varlığını ontolojik anlamda tartışmaya açıyorsunuz. İkincisi de onun işlediği yanlış fiilden öte varlığı ve varlığının niteliğiyle ilgili sahip olduğunuz tarihsel sorumluluğu görünmez kılıyorsunuz. Kimsenin itiraz etmeyeceği bir yanlıştan, suçtan hareketle bir kimliği, bir yapıyı hedef almak –ki o yapının ülkemiz özelinde tarihsel bağlamda dikkate alınarak etraflıca tartışılması büyük önem arz ediyor– veya özcü-genelleyici ifadelerle kimlikleri, aidiyetleri mahkûm etmek ülkenin sorun alanlarını kundaklamak, anlamlı bir çözüm üretmekten daha doğrusu bir toplum olabilme gereğinden bizi mahrum etmektir. Onun için iyiyi kötüye, doğruyu yanlışa payanda etmekten, bazı haklı gerekçeleri ileri sürerek yanlış mücadeleler vermekten vazgeçmeliyiz. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.