Dönülecek Bir Geçmiş Yok

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
20.05.2017
A+
A-

Türkiye iç ve dış gelişmelerin bütünleştiği kırılgan bir süreçte yol alıyor. Soğukkanlılıkla tartışılması gereken sorunlarımızı taşkın bir duygu selinin eşliğinde ele alıyoruz. Sorun çözme kapasitemizi düşüren bu durum aynı zamanda toplumun fay hatlarını canlı tutmakta ve siyasilere belirleyici bir rol yüklemektedir. Köklü değişim sürecinin hassasiyeti bir an göz ardı edildiğinde ne tür yakıcı sonuçlara yol açtığını son 6-7 Ekim olaylarında deneyimlemiş olduk.

Olaylar sıcaklığını yitirirken yaşananlar üzerinde ısrarla durulması gerektiği kanısındayım. Özellikle HDP’nin değişim talebinin üstü örtülü bir imtiyaz, muafiyet talebini yedeğinde taşıması, HDP ve Türkiye açısından ağır bir fatura anlamına geldiği görülmüştür. Dolayısıyla on yılların mağduriyetinin arkasına konumlanan bir hareketin elde ettiği meşruiyet zeminini istismar etmesine fırsat vermeyecek bir sorgulama, tartışma ve eleştiri hem HDP’nin olgunlaşması hem de “Çözüm Süreci” başta olmak üzere Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinin istikrar kazanması açısından elzem olandır.

            “Çözüm Süreci”nde ve “Yeni Türkiye”nin mimarisinde, olumlu veya olumsuz, her halükarda rol alma potansiyeli yüksek bir aktör olan HDP’nin son eylemliliğini Kobani’ye bağlamak gerçeğin çok küçük bir kısmına temas etmektir. Kobani hiç şüphesiz önemli bir faktör ancak Kobani ve bölgesel gelişmelerin dışında HDP’nin daha basit ve yapısal bir sorunu var. HDP’nin bütün ve bağımsız bir yapı olmadığı aşikar.Öcalan faktörü var, PKK faktörü var vs. Tüm bunlarla beraber Kobani kuşatmasının ardından HDP’nin yakalandığı “akıl tutulmasını” açıklayacak olanın temelde psikolojik faktörler olduğunu düşünüyorum. Peki neden?

Çünkü sosyal ve siyasal koşullar değişirken, kimliğinizin “kurucu dışı” olarak betimlediğiniz “öteki” pozisyonunu yeniden düzenlemişken ve siz de bu yeni durumu kabullenmiş ve buna göre yeni politik arayışların hem gerekliliğini benimsemiş ve buna göre iddialarda bulunmuşken yani yeni konjonktürde “eski”nin çözüldüğünü kabullenmişseniz şimdi paradoksal bir şekilde yıkmaya çalıştığınız şeyi, icbar edildiğiniz konumu tutmaya çalışmanız başka türlü izah edilemez de ondan. İşte basit ve yapısal problem burada karşımıza çıkıyor. Tarihsel-toplumsal koşulların dayattığı olumsuz koşullar ve bu olumsuz koşulların içerisinde dokunan siyaset, şayet hatırı sayılır bir zamana yayılmış ise bunu tek hatta ideal olan olarak görme yüzeyselliğine kapılmak pekâlâ mümkün olabilir. Zorunlu koşulların şekillendirdiği bir mücadele biçimi, taktik ve stratejik bir olabilirlik olmaktan çıkarak ontolojik bir zorunluluğa dönüşebilir. Aklı ve mantığı emen bir alışkanlığa, ezbere bürünebilir. Koşullarla bağını yitiren ve bizatihi yeni sosyolojiye savaş açarak bünyeyi sarmalayan kalın ve belirleyici bir tortuya dönüşebilir.

Şayet mücadele ağır ve baskıcı bir iklimde yürütülmüşse yeni koşulların baskısı nedeniyle geleceğin açık ufkuna doğru yelken açanlar en küçük fırtınada soluğu terk ettikleri köhne limana geri dönmekte arayabilirler. Değişim-dönüşüm baskısı ağırlaştığında çıkış yolu için ısrarcı olamayanlar dönüştürmek için mücadele ettikleri düzeneğin çözümsüz ezberlerine dönebilirler. Bunun çözüm olmadığını, dönüştürmek için mücadele ettikleri düzeni ayakta tutmak anlamına geldiğini bilirler ancak “yeni” olanın riskleri yerine “eski”nin yerleşik düzenine sığınmayı tercih ederler. Önünü görememekten ve sıkışmışlıktan kurtulmayı “anne karnına dönme” arzusu ile aşabileceğini düşünen insanın tutumuna benziyor durum. Bu tutumun gerçekçi olmadığını, bir “sendrom” olduğunu söylemeye gerek var mı bilemiyorum.Kabul edilmesi gereken basit bir gerçek var oysa: Dönülecek bir geçmiş yok.

“Çözüm Süreci”nin zeminini oluşturan kendisinin ve dünyanın belirsizliğinin farkında olan, tartışmaya açık, ötekine özen gösteren ön kabulleri benimsemekten başka çare yok. Ötekine kendini dayatan, susturmaya kalkan ya da yok etmeye kalkışan siyaset işlevsiz olduğu için “Çözüm Süreci” var.

“Çözüm Süreci” belirli bir hüküm altına girmeyi değil anlamlı ve makul bir ilişkiye girmeyi zorunlu kılar.Ve bu ilişki üzerinden esas itibariyle ötekileri kendi “yargıcı” olarak kabul etmeyi zorunlu kılar. Parti içine dönük bir konuşma değilse “Çözüm Süreci” o zaman ileri sürülen iddiaların tartışılmasını, eleştirilmesini, sorgulanmasını göze almak ve ileri sürülen iddialarla mütenasip bir eylemliliğin olup olmadığı noktasında kamuoyunca yargılanmayı göze almak kaçınılmaz olur.

Yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmeyen, gelişmeleri bahane ederek her türlü sorgulamadan muafiyet talep eden, sıkıştığında iddialarını alenen çiğneyip yüzünü düne çeviren HDP, hafifletici sebepleri ne olursa olsun, “Çözüm Süreci”ni örtük bir savaş alanı olarak görme, karşı tarafın kararlılığını test etme, mevcut durumunu muhafaza ederek yeni mevziler ele geçirme fırsatçılığını terk etmelidir. Terk etmezse yaşayacağımız şey dün olduğu gibi çatışma ve yıkımdan başka bir şey olmayacak. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.