Eğitim kriziyle yüzleşmek

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Küresel salgın nedeniyle eğitim-öğretim faaliyetlerini uzaktan sürdürmeye devam edeceğimiz anlaşılıyor. Yüz yüze eğitime geçme noktasında kademeli geçişler denenmekle birlikte eldeki veriler en azından bu dönemin de uzaktan sürdürülmek zorunda kalınacağını gösteriyor. 

MEB’in ve hükümetin temkinli ve muğlâk ifadelerinden alınması gereken mesaj, şu an bu. İşin bu kısmıyla ilgili söylenecek bir şey yok. “Yüz yüze eğitime geçin veya geçmeyin” şeklindeki bir çağrının kendi başına bir anlamı yok. Zira alınan karar, sağlık riski üzerinden alınıyor ve kararı alanlar da kararı hastalığın mevcut durumu ve seyrine ilişkin bir takım senaryolar üzerinden alıyorlar. Dolayısıyla ortada bu açıdan keyfi, itiraz edilecek bir karar yok. Ancak bu gerçeklik üzerinden iki hususun altını yeniden çizmekte fayda var.

Birincisi MEB’in önümüzdeki günlerde başlaması düşünülen ikinci döneme ilişkin süreç yönetimi nasıl olacak? Kamuoyunu somut beklentiler içine sokmadan, süre ve planlama noktasında gerilim altına sokmayacak, içinden geçmekte olduğumuz olağandışı koşulların doğasına uygun basit, esnek bir dile ihtiyacımız var. “Şu tarihte şunu yapacağız” gibi afakî açıklamalar yerine salgının seyri üzerinden, MEB’in kurumsal itibarını da zedelemeyecek, açıkladığı takvimi uygulama gününün hemen öncesinde yeniden tehir eden yönetsel zafiyete izin vermeyecek bir süreç yönetimine ihtiyaç var. Açık, şeffaf, veriye dayalı, esnek bir dil hem öğrenci ve veliler için hem de MEB’in kendisi için en çok ihtiyaç duyduğumuz şey.

İkincisi ise salgının hemen başlangıcından bu yana altını çizmeye çalıştığımız günümüz dünyasında “eğitim” adı altında yürütülen iş ve işlemlere ontolojik bir okumayla karşı karşıya bulunduğumuz gerçeğidir. Açık konuşmak gerekirse ne ülkemizde ne de dünyada işin bu kısmına ilişkin bir belirtiye rastlamak şu ana kadar mümkün olmadı. Tersine salgının zorunlu olarak askıya aldığı bu işlevsiz uygulamalarda “kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur” gibi keramet olduğu pompalanıyor. Burada ciddi olmakta, uyanık olmakta fayda var. Bu işlerde elbette bir keramet yok, olsaydı zaten salgın öncesine kadar bir şekilde görecektik. Biz “hikmeti var” kabulüyle alışkanlığımızı sürdürmek istiyoruz, alana ilişkin tevarüs ede gelen iş ve işlemleri sorgulamadığımız için, sorgulama gibi bir niyetimiz olmadığı için, sorgulamaya yetecek bir okumadan yoksun olduğumuz için aynıyla devam ettirmek istiyoruz. Sonuçlarından, beklentilerimize ne tür karşılık verdiğinden bağımsız olarak devam ettirmek istiyoruz. 

Bu ısrar, kendine kasteden tabiri caizse self-operasyonel bir ısrar. Peki, bu ısrarı nasıl aşacağız? Ne yaparsak bu ısrardan kurtulma imkânımız olacak? Şu açık ki, “Bir çözümün yoksa konuşma, eleştireceksen çözümünü sun öyle eleştir” gibi statükoyu muhafaza etmekten başka hiçbir işe yaramayan, her türlü eleştiriyi daha potansiyel halindeyken boğazlayan dile, yaklaşıma mesafe koyarak işe başlamalıyız. Eleştiriye, tartışmaya ihtiyacımız var. Mevcut sistemin ipliğini pazara çıkarmadan, ne olduğunu, nasıl işlediğini, neye mal olduğunu açık etmeyen bir tartışmanın eğitim alanında ne gidecek farklı bir yeri ne de söyleyeceği anlamlı bir sözü olacak. Eleştirel okumaya, günümüz gerçekliğini dikkate alan ve onun üzerinden beslenen bir eleştirellikle okumaya ihtiyacımız var. Günümüz gerçekliği dediğimiz zaman albenili bir laf, laf ola beri gele kabilinden bir tamlamadan bahsetmiyoruz. Ekonomik, sosyal, siyasal, teknolojik, düşünsel-felsefi hususiyetleri olan bir günümüz dünyasından, günümüz gerçekliğinden ve şüphesiz bu gerçeklik içinde ne olduğu ve ne olacağı gibi bir okuması olan, ben idraki, tarih şuuru olan, olması gereken bir “bizden” bahsediyoruz. 

Dolayısıyla teknik ve tali olan birinci hususta bile keyfe keder işleyen halimizin şu ikinci hususa ilişkin anlamlı bir hamlesi olur mu, olabilir mi açıkçası çok emin değilim. Emin değilim zira bir yıla yakın süredir devam eden salgın döneminin en önemli gündem maddelerinden birisi eğitim ve eğitim kamuoyunun en temel tartışması salgın öncesi eğitim düzeneğini hasarsız şekilde bugüne nasıl taşınacağı üzerinden seyrediyor. Herkes pek bir rasyonel havalarında ama gerçeklikte hangi kör gelenekleri, hangi sarsılmaz putları muhafaza ettiğinin farkında değil.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.