Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar

Ali Aydın
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Tüm Yazıları
25.08.2017
A+
A-

Hiçbir soru tarafsız değildir. Soru şekli işimizi kolaylaştırabilir ya da zorlaştırabilir. Hatta soru biçimlerinde çok az bir değişiklik birbirinin zıddı olan cevapları karşımıza çıkarabilir. Neil Postman’ın sarahatle belirttiği gibi; bir sorunun şekli bizi problemin çözümünü bulmaktan da alıkoyabilir.

“Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.”, diyen Einstein’ın ikazını da bu noktada düşünebiliriz. Sorularınızın çokluğu aynı düşünce düzleminde kaldığınız müddetçe doğru cevaba yaklaşmanızı sağlamayacaktır.

Türkiye bunun bedelini ödeyen bir ülke. Eğitim bu bedelin trajik boyutlarda ödendiği alanlardan birisi. Mevcudun kifayetsizliği karşısında zaman zaman tartışmalar yaşanıyor, TV programları yapılıyor, kongre ve çalıştaylar düzenleniyor. Ortaokul öğrencisinden devletin zirvesine varıncaya kadar eğitim-öğretim sistemimizdeki aksaklıklar, eksiklikler ve yetersizlikler dile getiriliyor. Bu durumda eğitim üzerine bir tartışmanın yapılmadığını ya da sorunun fark edilmediğini söylemek mümkün değil. Ne var ki problemi fark etmiş olmak onu çözmeyi garanti etmiyor.

Burada karşı karşıya bulunduğumuz kritik eşik şu: kazmayı nereye vuracağınız bilgisinin elinizdeki kazmadan daha kıymetli olduğunu bilmek!

Eğitim mevzubahis olduğunda ellerinde kazmalarla sağa sola koşuşturan insanlar görüyoruz. Vurduğu yer itibariyle isabet kaydedeni ise mumla arıyoruz. Din, siyaset ve futbol konusunda doğuştan gelen bilgiçlik maalesef eğitim söz konusu olduğunda da otomatik olarak devreye giriyor. Kaçınılmaz manzara ise ezberler üzerinden giden ve yüzeysellik ile malul sadra şifa bir neticenin ufukta belirmediği sürekli bir patinaj hali oluyor.   

Mesela, gençlerin eğitimi için “eğitim teknolojisi” adını verdiğimiz şeyleri geliştiriyoruz. Tepegöz’den projeksiyona, akıllı tahtalardan tabletlere uzanan bir donanım zenginleşmesi yaşandığı aşikâr. “Tüm bunları neden yapmalıyız?” soruna verilen cevap ise “Öğrenmeyi daha verimli ve daha ilginç kılmak için” oluyor. Bu cevap yeterli ve tatmin edici bulunuyor. Oysaki bu cevap “Öğrenme ne içindir?” sorusuna cevap vermiyor. Verimlilik ve ilgi teknik bir cevaptır ve araçlarla ilgilidir, amaçlarla ilgili bir şey söylemez. Eğitim felsefesi üzerine düşünmek için de bir davet içermez. Hatta “nasıl” sorusu “niçin” sorusunun önünü tıkamaktadır. “Niçin” sorusuna cevap vermeyen bir eğitim sisteminin olamayacağını söylemeye bile gerek yok!

Türkiye’de eğitim sistemi üzerine eleştiri yapıldığı yanılsaması burada karşımıza çıkıyor. Eğitim sisteminin işlerliğine ilişkin yaklaşımlar “eleştiri” sanılıyor. Bu şuna benziyor: Elimizde bir makine var, çok iyi; lakin bu makinenin belirli parçaları sorunlu, onları düzeltirsek sorun kalmaz. Sonra eline kazmayı alan geliyor: Bu parça, yok şu parça… Sürüp gidiyor… Oysaki mevcut eğitim sisteminin işlerliği değil öncelikli olarak ontolojisi sorunlu. Bunu görecek gözler yoksa kazmayı tutan ellerin çokluğuna sevinecek değiliz.

Sahici ve bütüncül bakış eksikliği tam da Foucault’u haklı çıkaran bir duruma neden oluyor. Foucault bir söyleşisinde “Başka bir sistem tasavvur etmenin mevcut sisteme katılımımızı artırmak demek olacağını düşünüyorum.” demişti. Ben bu tespiti şöyle düşünelim diyorum. Esasa ilişin tasavvurunuz olmadan, kenarından köşesinden bir şey yapmakla iktifa etmek mevcudu tahkim etmektir.

Çok çarpıcı olması hasebiyle 2016 KPSS ÖABT (Öğretmen Alan Bilgisi Testi)sonuçlarına ve sonuçlar üzerinden yapılan değerlendirmelere bakılabilir.

2016 KPSS ÖABT (Öğretmen Alan Bilgisi Testi) sonuçlarına göre öğretmen adaylarının 50 soruluk testte doğru cevap ortalamaları 22. Branşları tek tek ele aldığınızda bu ortalamanın üstünde olanlar olduğu gibi epey aşağısında kalanlar da var. Mesela 50 soruluk alan bilgisi testinde Türkçe branşında öğretmen adaylarının ortalaması 33, Matematik branşında ise öğretmen adaylarının ortalaması 10. Bu sonuçlar öğretmen adaylarının kendi alanları ile ilgili performanslarını yansıtıyorlar.

Ne var ki Türkiye’de hangi merkezî sınavın sonuçlarına bakarsanız bakın karşınıza çıkan tablo üç aşağı beş yukarı bu. Bu netice ne bu sınava özgü ne de bu seneye! Dolayısıyla tabloyu dikkate değer bir ikaz ışığı olarak görmek önemli; lakin yeterli değil. Eğer siz bu tabloya bakıp sorunun “öğretmen niteliği” olduğuna hükmederseniz tüm merkezî sınavlarınızda karşınıza çıkan aynı sonuçların eğitim sisteminizin hal-i pür melâline ayna tuttuğunu görmeyip yanlış cevaplara sarılmış olursunuz.

O zaman da sonuç: Doğru cevaplar uzaklaşırken, patinaj kaderiniz olur!

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.