Eğitim Sistemimiz ve Dershanecilik Tartışması

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
01.12.2016
A+
A-

Aylar önce Başbakan Erdoğan’ın fitilini ateşlediği tartışma hız kesmeden kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. 2013 yılı itibari ile kaldırılacağı belirtilen dershanecilik sektörüne ilişkin gerek lehte gerekse aleyhte görüşler ileri sürülmektedir. Hükümetin kamuoyunda dershanecilik sektörüne ilişkin var olan olumsuz algıya yaslanarak geliştirdiği söylemin kendi başına ne kadar anlamlı olduğunu tartışmakta yarar vardır. Eğitim sistemine paralel ikinci bir sistem olarak büyük bir hacme ulaşan bu sektörün varlık nedenlerini tartışmaktan uzak söylemin şu anki düzeyi ile işlevsiz, etkisiz hatta yanıltıcı bir söylem olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Hükümetin bu sektörü kendi başına bir problem alanı olarak gören yaklaşımı devletin Tevhid-i Tedrisat üzerinden tekelleştirdiği eğitim-öğretim sistemindeki yapısal sıkıntıları görmezden gelen bir üslup üzerinden yol almaktadır. Devletin yürüttüğü eğitim-öğretim alanının yapılanması ve işleyişinin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkan dershanecilik sektörünü kendi başına bir sıkıntı kaynağı olarak temellendirme girişimi gerçeklikten uzak görünmektedir.

Dershaneciliği ortaya çıkartan koşullar üzerinde yapısal düzenlemeler gerçekleştirmeden bir sonuç olarak ortaya çıkan yapının ortadan kaldırılması mümkün değildir. Hükümet sahip olduğu iktidar gücü ile hiç şüphesiz dershaneleri kapatabilir. Ancak bu uygulama mevcut sektörü başka bir adla ortaya çıkartmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Zorunlu eğitimin süresini uzatan hükümet sistemin yapısal karakterine dönük esaslı girişimler yerine konuyu sürekli olarak teknik bir düzeye indirgeyen yaklaşımı ile bir oldubitti yaratmaya soyunmaktadır. 

Eğitim-öğretim sistemi yapısı gereği tüm dünyada sıkıntılı bir alandır. Bünyesinde barındırdığı sıkıntıların aşılmasına dönük girişilecek hamlelerin sağlam çözümlemeler ile yol alması kaçınılmazdır. Aksi taktirde modern Türkiye’nin tarihi boyunca gördüğümüz sayısız başarısız girişimden birisini daha göreceğiz demektir. Türkiye’nin eğitim tarihi ister Hükümet programlarından, ister kalkınma planlarından, ister şuralardan takip edilsin tüm bağlayıcı, yönlendirici kararların uygulamada yetersiz kaldıklarını göstermektedir. Bu yüzden neredeyse pek çok hükümet programı, kalkınma planında sayısız kez aynı hedefler tekraren dile getirilmiştir. Mevcut hükümetin de eğitim-öğretim sistemine ilişkin kimi olumlu uygulamalarını bir kenara bırakırsak ana yaklaşım olarak eğitime ilişkin teknik-araçsal yaklaşım devam ettirilmektedir. Merkezden bir takım çözümlemeler, beklentiler vs. üzerinden oluşturulan politikalar uygulamaya geçirilmeye çalışılmaktadır. En son 4+4+4 sistemine geçişte maruz kaldığımız teknik anlayış-bakış açısı şimdi de dershanecilik tartışmasında kendisini gösteriyor. Dershanecilik sistemine ilişkin hangi rahatsızlıklar üzerinden yol alındığına dair makul bir gerekçenin dillendirilmediği bir ortamda meselenin sektöre ilişkin algı-duygusallık temelinde tartışılıyor olması ilginç, gülünç bir tarafıyla da trajiktir. 

Tartışma verili gerçeklikten bağımsız dershaneciliğin var olması yada olmaması tercihi üzerinden yürütülemez. Böyle bir tartışma da hiç şüphesiz makul, gerekli ve oldukça ufuk açıcı da olabilir ve olmalıdır. Ancak kamu politikasına dönüştürülecek bir uygulamanın gerçekçi, duygusallıktan uzak ve toplumun genel çıkarlarını koruyacak bir zemin üzerinden yol alması gerekmektedir.

1970’lerde Ecevit hükümetinin hükümet programına özellikle taşradaki öğrencilerin öğretmen, okul, sosyal ve kültürel dezavantajlarını gidermeye dönük olarak devlet eliyle takviye kurslarının açılacağı belirtilmiştir. Daha sonra da gerek Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde gerekse başka devlet kurumları (Genelkurmay’ın Mehmetçik Dershaneleri) tarafından bu hizmetin verildiğini bilmekteyiz. Dolayısıyla bu sektörün hem ortaya çıkışı, hem de gelişip serpilmesi dikkat edilirse devletin yürüttüğü Milli Eğitim sisteminden kaynaklanmaktadır. Milli Eğitim sisteminin üzerine almış olduğu işlevleri hakkıyla yerine getirmesi durumunda alana ilişkin bir ihtiyacın azalacağı öngörüsünde bulunabilir ancak bununda bugünkü koşullar içerisinde garantisi bulunmamaktadır. Dershanecilik sistemi bir tarafıyla eğitim sisteminin yapısal problemleri nedeniyle varlık kazanmakta diğer taraftan ise değişen sosyal-ekonomik yapının gereklilikleri bunu zorunlu kılmaktadır. Nüfusun artması, zorunlu eğitim sürelerinin artması, gerek kamu gerekse de özel sektörün istihdam şekillenmesinin “zorunlu eğitim-öğretime” bağlanması(diploma, sertifika,…) ve bağlantısı nedeniyle sosyal mobilizasyonu sağlayan en büyük araç olan eğitim-öğretime dönük talebi arttırmaktadır. Devletin ideolojik-politik kuşatmasının yanında planlama, yürütme ve denetiminde tek aktör olarak yer aldığı eğitim-öğretim sistemi salt teknik bilgi aktarımı yapmakla kalmıyor. Devletin eğitim-öğretim sistemi üzerinden verdiği diploma, sertifika vs. belgelendirme işlemleri ile toplumsal yapıdaki mevki ve makamlar dağıtılmaktadır. Yaşamı doğrudan bu denli etkileyen bir sistemin içerisinde yer almak, sistemin yukarıya doğru uzanan basamaklarını tırmanmak toplumun tüm kesimleri için cazip hatta çoğu için tek seçenek olarak durmaktadır. Dolayısı ile devletin şekillendirdiği, yapılandırdığı sosyal-ekonomik yapı içerisinde yer elde etmek için eğitim-öğretim sistemi katlanılan bir şeye dönüşmüş durumdadır. Zorunlu eğitim sistemi tüm göstergeleri ile bugün vaat ettikleri ve yapabildikleri göz önünde bulundurulduğunda katlanma sınırlarını zorlamaktadır. Dershanecilik sistemi ise böylesi bir yapılanma içerisinde sonuç gibi durmakla birlikte özellikle ortaöğretim ve yükseköğretime dönük yapılanması da aynı şekilde katlanılmaz niteliktedir. Devletin eğitim-öğretim sistemi ile dershanecilik sektörü birbirinin alternatifi gibi düşünmek yanıltıcısıdır. Normal koşullarda iki sisteminde bugünkü yapılanmaları itibariyle temel insani ilişki biçiminden yoksundurlar ve arzu edilir değildirler. Ancak eğitim sisteminin toplumsal yapıda gördüğü işlev, eğitim kademeleri arasındaki geçiş(SBS, YGS gibi) ve kademeler içindeki çeşitlilik(Fen Lisesi, Anadolu Lisesi gibi) nedeni ile okullar arasında etkililik anlamında kaçınılmaz bir hiyerarşi ortaya çıkmaktadır. Bu hiyerarşi içerisinde en üst noktada kendisine yer açabilmenin mevcut koşullar içerisinde en etkili ve en ekonomik yolu dershanecilik gözükmektedir. Bugünkü şartlar içerisinde dershanecilik sisteminin kaldırılması sosyal-ekonomik yönden dezavantajlı olanların zararlı çıkacağı bir yapıyı ortaya çıkartacaktır. Bu açıdan hükümetin dershanelere ilişkin böyle bir söylemi alelacele yürürlüğe koymaya çalışmasının gerekçelerini anlamak mümkün değildir. Sosyo-ekonomik olarak avantajlı olanların bu düzenleme ile sahip oldukları avantajlar daha artacak çünkü muhtemel rakiplerinden büyük çoğunluğu dezavantajlı durumlarını görece giderecek bir “imkan”dan yoksun bırakılmış olacaklardır. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.