Eğitimin Özgürlük Vaadine Birkaç Soru

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
30.11.2016
A+
A-

Dil kültür iktidar özgürlük eğitim kavramları gündelik yaşam içerisinde çok yoğun bir kullanım alanına sahip oldukları gibi çoğunluklada bu kavramlara – kısmen iktidar hariç tutulursa- pozitif yüklemeler yapılmaktadır. Kültürlü, eğitimli, özgür gibi sıfatlar toplumsal ilişki ağı içerisinde pozitif yüklemeler taşıdıkları gibi bu sıfatlar herkes için cömert olarak da kullanılmazlar. Bu kavramların yaslandıkları, kullanım alanı içinde yer aldıkları pozitif atmosferden ayrıştırılıp sorunsallaştırılmaları olabildiğince güç görünmektedir. Zira eğitim, özgürlük, kültür hatta iktidar kavramlarının göndermede bulundukları “şeyler” insanların büyük çoğunluğu tarafından şiddetle arzulanan şeylerdir. Bu arzuyu şiddetlendiren şey hiç şüphesiz bu kavramların genel dolaşım sistemi içerisinde sahip oldukları olumlu-pozitif imajlarıdır. Bu kavramların sahip oldukları prestij ile “gerçeklik” arasındaki mesafenin ayrıntılı bir analizinin yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda bu kavramların hem kendi başlarına hem de birbirleri ile olan ilişkileri dolayımında ele alınıp tartışılması gerekmektedir.Dil, kültür, İktidarın kendisine ancak belirli bir toplumsallık zemininde yer bulduğu göz önünde bulundurulduğunda hem eğitimin hem de özgürlüğün bu verili toplumsallık ile yapısal bir ilişki içerisinde olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Dolayısı ile belirtilen bütün bu kavramların belirli tarihsel ve toplumsal yapı ve ilişki ağı ile hem varlık bulduğu hem de bu yapı ve ilişki ağına varlık kazandırdığı görülecektir. Bu bağlamda, doğal bir durumun yansıması anlamında değil tersine tarihsel ve toplumsal olmaları gerçeği göz önünde bulundurulduğunda bütün bu kavramların ve bu kavramlar ekseninde oluşturulan ilişki ağının nihayetinde bir “kurgu” ya göndermede bulundukları görülecektir. Bu kurgusallık zemininde “eğitim”in kendisini bir “doğal” durum olarak lanse etmesi ve kendi yapısı üzerinden özgürlük vaadiyle insanlara bir perspektif kazandırmaya çalışması, bir zihniyet aşılamaya çalışması sorunsallaştırılması gereken bir durumdur.Tarihsel toplumsal olması bağlamında bir kurgu niteliği taşıdığı gibi aynı zamanda belirtilen dil, kültür ve iktidar kavramları ile olan yapısal bağımlılığı göz önünde bulundurulduğunda Eğitimin özgürleştirme söylemi, vaadi esasında belirli bir sosyo-kültürel yapı ve ilişki ağının devamlılığını sağlamaya, meşrulaştırmaya dönük bir propagandaya dönüşmektedir. Çünkü eğitim, bağlantılı olduğu toplumsal yapının dil, kültür ve iktidar ilişkileri içerisinde şekillendiğinden, belirlendiğinden ister istemez bu yapının çıkar, beklenti ve ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir karakter kazanmaktadır. Dolayısı ile bu kurgulanım ve belirlenmişlik içerisinde kendisi “özgür” olmayan-olamayan eğitimin bir özgürlük vaadinde bulunması ne kadar mümkündür? Tarihsel ve toplumsal olması dolayımında bir bilincin taşıyıcısı-aktarıcısı olan eğitimin bilinç sahibi insanlar “yetiştirebileceği” ne kadar iddia edilebilir? Eğitimin bu yapısal karakteri esasında “bilinçli” insan yetiştirme ülküsünden ziyade belirli bir “bilinç”i taşıyan insanlar “yetiştirmek” üzere formüle edildiği ileri sürülemez mi? Türkiye’deki bakanlıklardan sadece ikisinin isminin başında “Milli” kelimesi bulunmakta ve bu bakanlıklardan birisinin de Milli Eğitim Bakanlığı olması buna kanıtlayan bir örnek olarak ileri sürülebilir mi? Bu eksende uzatılabilecek olan soru kümeleri şayet anlamlı duruyorlar ise o zaman insanların ancak bir tarihsel ve toplumsal yapı içerisinde varlık buldukları ve bu tarihsel toplumsal yapı da belirtilen kavramlar ile şekillenen bir kurgu ise ve eğitimde bu verili yapının devamlılığını sağlamaya dönük meşrulaştırıcı bir aygıt ise o zaman “özgürlük” talebi ve söylemi anlamlı bir talep ve söylem olarak temellendirilebilinir mi?

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.