En güzel cevap işimize dört elle sarılmaktır

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
24.07.2018
A+
A-

Gündem sıcak ve yoğun. ABD ile yaşadığımız kriz üzerinden toplum teyakkuz halinde.   Kriz bağlamında sayısız analiz ve çözüm önerisi dile geliyor. Mevzuyu ABD’nin haklılığı, küresel sistemin değişimi hatta ABD’nin Türkiye’nin elinden ölüme doğru gitmeye başlaması üzerinden okuyanlar var. Uluslarası ilişkiler alanında cereyan eden her hadisenin doğası gereği bazı fantastik okumaları da mümkün kıldığını biliyoruz. O yüzden geniş bir spektrum içerisinde olayın tartışılmasında bir gariplik yok. Ancak meseleyi varoluşsal şekilde konumlandırmak durumunda olanların mevzunun gizemine ve çetrefilliğine ilişkin çaba harcarken aynı zamanda basit ve apaçık olan kısmına da ilgi ve ihtimam gösterme zarureti var. Meselenin gizemli ve çetrefilli kısmına ilişkin Evangelizmden İsrail lobisine, Masonik örgütlerden küresel sistemin yeniden yapılanmasına uzanan okumalar var.

Bu analizler çok önemli, layıkıyla hakkı verilmeli. Ancak Türkiye’de hayatı okuma biçimine dönüşen bu makro okuma gittikçe hayatımızı gölgeleyen, mikroya karartma uygulayan bir araca dönüşüyor. Bitmez, tükenmez makro analizler esas itibariyle bireysel yaşantımızı gözden kaçırıyor. Denetimsiz, dizginsiz bir alanda savrulmanın örtüsü oluyor. Nedir bu vaziyetiniz? Küresel güçler bırakmıyor! Elbette doğru kabul edilebilir. Bu vaziyetimizin nedeni olarak küresel güçler, düşmalar, hainler, işbirlikçiler sıralanabilir. Peki şöyle dersek yanlış bir şey mi söylemiş oluruz: Vaziyetimiz böyle olduğu için küresel güçler saldırıyor veya saldırabiliyor. Bu da doğru olamaz mı? Veya her ikisi de doğru olamaz mı? Dolar yakmalar, ABD mallarını boykot çağrıları şeklindeki duygusal tepkiler anlaşılabilir. Ancak sorunun çözümüne ilişkin daha sahici ve esaslı uğraşlarımızın olması gerektiği de açık.

Sahici ve esaslı uğraşlar derken deveye hendek atlatmaktan, sıradışı işler yapmaktan bahsetmiyoruz. Örneğin krize ilişkin SETA organizasyonunda konuşan Erdoğan’ın konuşmasında özellikle altı çizilmesi gereken nokta şuydu: ‘Ekonomik tetikçilere en güzel cevap işimize dört elle sarılmaktır.’ Bu ülke malesef yüzyıllara yayılan kronik sorunları olduğu için basit çözümlerin olduğunu, olabileceğini düşünmüyor. Yaşadığı sorunların mutlak surette karmaşık, zor, çetrefilli çözümlerinin olacağını düşünüyor. O yüzden kendi sorunları üzerinde kendisi düşünmüyor, çözümü başka yerde, başkalarından bekliyor. Başkalarının uuygulamaya koyduğu basit çözümlerde kerametler arıyor. O çözümlerde ve o çözümlerin onlardan sadır olmasında onların soyal-kültürel genlerinde içkin bir takım meziyetlerin oluşuna bağlayabilmekte.

Meselelerimizin basit çözümü olabilir mi Allah aşkına? Bu kadar basit olsaydı bugüne kadar uygulanmaz mıydı? Bizim yaralı hafızamız başımıza gelen hadiselerin neden geldiği, nasıl gelmeyeceği üzerinden çalışmaz. Biz ısırıldığımız yerden tekrar ısırılmamak için hangi tedbirleri almamız gerektiğini kemal-i ciddiyetle tartışmak yerine bizi ısıran yılanın nasıl büyük ve tehlikeli olduğunu ıspatlamaya çabalarız. 

Bunları söylerken düşmanın küçük, tehlikesiz olduğunu söylemiyorum, dikkat edelim. Bize çekilen operasyonları daha tehlikeli kılan şey operasyonları püskürtmek üzere kullandığımız sistematiktir. Rahmetli Malik Bin Nebi sömürgeciliğe ilişkin analizinde asıl yüzleşilmesi ve sorun çözücü olacak olan şeyin sömürgelerin sömürülmeye uygun vaziyetleri olduğunu belirtmişti. ABD ile yaşadığımız krizde -ki ne ilk ne de son kriz olacak- şaşırtıcı olması gereken şey ABD’nin yaptıkları değil yaptıkları karşısında kırılgan olan vaziyetimizdir. Bize karşı yapılanları püskürtme, boşa çıkarma gücümüzdür. Hatta açık konuşmak gerekirse bunlarda değil mesele. Erdoğan’ın ekonomi bağlamında söylediği gibi ‘işimize dört elle sarılmak’tır mesele. Dört elle sarılmak demek sadece çok çalışmak değil elbette. İşi yol yordam, edep erkân gözeterek yapmak. Bizim meselemiz, esas meselemiz bu! Ülke ve toplum olarak küresel ilişki ağımızdan bireysel iş görmelerimize uzanan ölçekte şiarımız olması gereken düstura uygun ne kadar hareket ediyoruz? Önemli bir krizin en kritik anında kurtarıcı olarak bu düstur dile geliyorsa niye kriz yaşadığımız şaşkınlığını, krizi bir takım karanlık mahfillere bağlama cevvalliğini bir kenara bırakmamız gerekiyor.

Yukarıda belirttiğim gibi büyük sorunlarımızın pekala basitcevabı olabilir. Büyük sorunların mucizevi cevapları olmak zorunda değil. Tıpkı bugün yaşadığımız krizde olduğu gibi en büyük çözümümüz işlerimize dört elle sarılmaktır. Ancak bunun ABD ile mücadele etmekten daha kolay olduğunu sanmayalım. Uhud’da düşmanı yenmekten daha zor olan şey ne idiyse ‘okçular’ için bugün bizler için de aynı şey zor olarak duruyor. O yüzden ‘okçular tepesi’ firarilerinden beklenen Mekkeli müşriklerin alçaklıklarına dair söylemden ziyade korumakla mükellef oldukları tepeyi savunmasız bırakmalarının hesabını vermeleridir. Bizi işimizi yapmakla mükellefiz. Elbette düşmanlarımızı bileceğiz, tanıyacağız ancak düşmanlarımızı bildiğimizi, tanıdığımızı biteviye tekrarlamak işimizi yapmak anlamına gelmez.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.