Erdoğan niçin kazanacak?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
19.04.2017
A+
A-

10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini niçin Erdoğan kazanacak? Bu soru dikkat edilirse kurgusu itibari ile Erdoğan’ın seçimi kazanacağı varsayımı üzerine oturtulmuştur. Yani sorduğumuz sorunun anlam kazanabilmesi Erdoğan’ın seçimi kazanması ile mümkündür. Pek tabii seçimi kazanamayan ya da kazanamayacak birisi için “neden kazanacak?” şeklinde bir soru sormak anlamsız olur. Dolayısıyla benim şu an ki koşullar içerisinde okumam, istek ve beklentilerimden bağımsız bir şekilde Erdoğan’ın seçimi kazanacağı yönünde. Diğer yandan eklemeliyim ki, istek ve beklentim de mevcut siyasal konjonktür içerisinde Erdoğan’ın seçimi kazanmasıdır.

Şimdi Erdoğan’ın seçimi niçin kazanacağına tekrar dönelim. Öncelikle bu soru, 2000’li yılların Türkiye’sinde sorulan ve anlamını bu tarihsel toplumsal zemin içerisinde bulan bir sorudur. Dolayısıyla verili yapı, o yapının güç ilişkileri, çatışmaları, karşıtlıkları göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. Örneğin “ El-Medinetü’l Fazıla”nın Cumhurbaşkanlığını Erdoğan “niçin kazanacak?” diye bir soru sormuyoruz. Ya da Campanella’nın “Güneş Ülkesi”ndeki Cumhurbaşkanlığı seçimini Erdoğan “niçin kazanacak?” diye sormuyoruz.  10 Ağustos 2014 tarihinde Türkiye’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini “niçin kazanacak?”diye soruyoruz.

Peki, niye kazanacak?

Devletin olanaklarını kontrolsüz bir şekilde kullandığı için mi? “Yandaş” basının toplumu yönlendirmesi nedeni ile mi? Makarna dağıttığı için mi? Yoksa kömür dağıttığı için mi?  ABD Erdoğan’ın başa geçmesini istediği için mi? İsrail istediği için mi? Avrupa Birliği onu desteklediği için mi? İnsanlar korktukları için mi? Sandıklarda hile yapacağı için mi? İnsanların başka çaresi kalmadığı için mi? Toplumun alt kesimleri Hükümetin sağladığı ranttan mahrum kalacağı endişesine kapıldığı için mi? Toplumun kutsal din duygularını istismar ettiği için mi seçimi kazanacak? Ya da ortalıkta dolaşan diğer şaibeli iddialardan dolayı mı kazanacak?

Tabi ki hayır. Bunların hiçbiri seçimi kazanması için anlamlı bir gerekçe oluşturmuyor. Eğer bu gerekçeler üzerinden seçim başarısı söz konusu olsaydı muhtemelen iktidara gelen ilk parti ya da kişi, kesintisiz iktidarda kalırdı. Erdoğan’ın mevcut ve muhtemel başarıları için yukarıdaki gerekçeleri sarsılmaz bir inançla savunanların olduğu bir yerde aslında sorulması gereken Erdoğan “niçin kazanacak?” değil, Erdoğan “niçin kaybetmeyecek?” olmalıdır. Çünkü tarihsel derinliği olan sosyo-politik analizler yerine ben merkezli duygusal reaksiyonların yeşerttiği yukarıdaki iddiaları savunanlar, görüntüde Erdoğan karşıtlığı yapsalar bile gerçeklikte Erdoğan taraftarlığı yapmakta, onun iktidarını sağlamlaştırmaktadırlar. Ülkenin tarihsel-siyasal arka planını toplumun çoğulcu yapısını dikkate alarak ele almadıkları gibi, sosyolojik gerçekliği ve “zamanın ruhu”nu da kavramaktan aciz bir şekilde yol almaktadırlar. 

Diğer taraftan şunu unutmamak lazım; Erdoğan’ın politik söyleminin kendi başına bir anlamı söz konusu olamaz. Erdoğan’ın söylemi ancak siyasal atmosferin bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde bir anlam ifade edebilir. Yani Erdoğan’ın söylemi ancak CHP, MHP, BDP, Fetullah Gülen, Yargı bürokrasisi, Emniyet gibi “politik aktörler” hesaba katıldığında anlam kazanabilir. Erdoğan’ın söylemi 28 Şubat, 27 Nisan, Ayışığı, Sarıkız, Balyoz, Ergenekon ile birlikte ele alındığında, PKK, kırk bin ölü, olağanüstü hal, güvenlik politikaları, vesayet, darbeler, ekonomik istikrar ve büyüme, faili meçhuller, çözüm süreci, demokratikleşme paketleri göz önünde bulundurulduğunda ve hiç şüphesiz Cumhuriyet tarihinin çatışmalı pratiği dikkate alındığında anlam kazanabilir. Ve Erdoğan’ın söylemi toplumun değişim dinamiği, siyasetin genişleyen yapısı, toplumun tüm kesimlerinin talep ve beklentileri ve bunlara ilişkin verilen diğer siyasal cevaplar birlikte dikkate alındığında bir anlam ifade edebilir.

Kazanması değil kaybetmesi sürpriz olur

Dolayısıyla Türkiye tarihi, siyaseti ve aktörleri üzerinden yapılacak bir değerlendirmede yerleşik anlam alanlarını, güç ilişkilerini totalde toplum lehine yeniden yapılandıran güçlü bir Erdoğan figürü ile karşı karşıyayız. Erdoğan toplumun tarihsel hafızasına, muhayyilesine dokunabilen, onun siyasal ufkunun sınırlarını genişletebilen, değişim dinamiğini taşıyabilme ve yönetebilme güvenini verebilen bir söylemin taşıyıcı aktörü olarak rol oynamaktadır. Özellikle bugün Erdoğan’ın siyaseti ile toplumsal yönelim arasında geniş bir çakışma alanı ortaya çıkmış ve Ak Parti’ye özellikle Erdoğan’a bu çakışma üzerinden toplumsal yönelimi taşıma, yönlendirme hatta kimi noktalarda manipüle etme imkânını hazırlamıştır. Toplumun mobilizasyonu ile Erdoğan’ın siyaseti arasında yaşanan oydaşma, özellikle diğer politik aktörlerin tutumları-söylemleri ile iyice pekişmektedir. Belki de en önemlisi rakip politik aktörlerin bellekteki çağrışımları iyi olmayan “dün”ü çözüm olarak sundukları noktada Erdoğan 2023, 2053, 2071 gibi sembolik tarihleri göstererek geleceği yönetebilme güvenini topluma verebilmesidir.Bütün bunlar biraraya geldiğinde Erdoğan “niçin kazanacak?” sorusu biraz da anlamsızlaşıyor. Zira ahval ve şerait bu minval üzre oldukça seçim kazanması değil kazanmaması sürpriz olur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.