Özgür Eğitim-Sen

Genel Başkan Abdulbaki Değer Yazdı: Şapka Taşı

02.03.2017
A+
A-
Genel Başkan Abdulbaki Değer Yazdı: Şapka Taşı

Annemin anlattığına göre Şapka Kanunu'nun devlet tarafından hayat-memat meselesi şeklinde algılanıp uygulandığı dönemlerde Solhan'da ‘Şapka Taşı' denilen sınırın sıfır noktasında bir yer vardı. Devlet ile toplum arasında geçiş yeri olan Şapka Taşı mevkii, devletin egemenlik alanına geçildiğinde şapkanın gönülsüzce başa geçirildiği, toplumun bağrına dönülünce şapkanın baştan alelacele çıkarılıp bir dahaki dönüşe dek yüzüne bakılmadığı devlete de topluma da ait olmayan sınır bir yerdi. Bu sınır durumu nedeniyle Şapka Taşı, iki dünya arasındaki bir değişim istasyonu görevi ifa ediyordu denilebilir.

 

 

İki farklı dünyanın, meşruiyet evreninin çatlağına dikilen Şapka Taşı, iki dünya arasındaki gerilim ve çatışmayı kodluyor olsa da özü itibariyle güç-iktidar üzerinden devletin toplumu tahakküm altına alma, biçimlendirme, politik bir arzunun nesnesi kılma gibi kaba bir mühendislik uygulamasının ibretlik nişanesidir esasında. 

 

Şapka Taşı, devlet-toplum arasında tabiri caizse ‘de jure'‘de facto' üzerinde egemenlik tesis etmeye çalıştığı siyasal mühendisliğin altın çağında toplum açısından ‘de jure'n başladığı sınır olarak kodlanmıştı. Kültürel habitatın temel alametifarikası olan kılık-kıyafet, devletin egemenlik alanı olan ilçe hudutlarına yakın bir yerde usulünce çıkarılıp keder ve içe dönük bir isyan eşliğinde şapkayla yer değiştirirdi. Devlet sahasında görülecek iş ve işlemler bitirilip ihtiyaçlar giderilince Şapka Taşında maruz kalınan dünyanın-uygulamanın sembolü şapka içine doğulan ve doğallığı apaçık olan dünyanın mütemmim cüzü sarık-takke ile canı-gönülden yer değiştirirdi. Can-ı gönülden yer değiştirme Şapka Taşının trajik bir hikâyeye şahitlik etmediğini ima etmez. Sadece bir sonraki sefere kadar cendereden çıkmış olmanın verdiği hüzünlü bir rahatlıktır bu.

 

Zira her geri dönüşte Şapka Taşı, kendi varlığına meydan okuyan bir düzeneğin işlerliğini, varlığının ve meşruiyetinin şaibeli kılıp operasyona tabi tuttuğunu ve iktidarın elinin henüz ulaşamadığı toplumun mahremine sığınışının çaresizliğini ve bu çaresizlik-güçsüzlükle ve de bilenmişlikle toplumun görünmez-karanlık bölgelerine süpürülüşünü yakıcı şekilde yeniden deneyimletir. Panoptik düzenek gözetlemeyi-gözetleyerek disiplin altına almayı vurgular. Şapka Taşının olduğu yer bir anlamıyla panoptik düzeneğin, o meşum gözetleme kulesinin bakışlarının başladığı ve bittiği sınırı vurgulamasıydı.

 

Bugünlerde 20 yılını geride bıraktığımız 28 Şubat Post modern darbesi, öncülleri ve ardılları ile oturdukları ideolojik-politik bağlam itibariyle birer Şapka Taşı hüviyetindeler.

 

Türkiye'nin vermekle mükellef olduğu mücadele Şapka Taşının olmadığı, iki farklı dünya arasında yırtılıp parçalanmadığı, bölünmediği, özü itibariyle kolonyal bir semptom sayılan yaralı bilinçten uzak bir yer ve düzenin tesis edilmesi mücadelesidir. Toplum ile devlet arasında bir örtüşme-kaynaşma, “çelikten bir kütle” olmakla ilgili değil burada dile getirilenler. Devletin topluma öncelenmediği, toplumun tarih-kültür ve inanç dünyası üzerinden devletin yedeğine alınıp manipüle edilmediği tam tersine sorumluluğuna müdrik, ayakları üzerinde duran, geçmiş ve gelecek bağlantıları sağlam ve bugünün künhünde bir toplum.

 

Toplumu güçlü kılacak daha doğrusu yapılanması ve ilişki biçimiyle toplumun aklını çelmeyen, sahip olduğu imkân ve imtiyazlar üzerinden toplumu ayartmayan, ifsat etmeyen adil, şeffaf ve öngörülebilir bir düzenin tesisidir. Bu mücadelenin gerekliliği sembolik, sloganik ve klişe bir ezberden değil yakın siyasi tarihimizin acı tecrübelerinden damıtılmış yakıcı bir hakikattir. Toplumun kolektif hafızasına kazılı olan bu deneyimi görmezden gelmek, çeşitli bahanelerle eski vesayetçi düzeneğin devamına razı gelmek, teknik düzenlemelerin sorun çözücü birer mucizevi hap olarak iş göreceğini beklemek aldanmadır. İnsan ilişkilerinde mucizevi bir hap olmadığı gibi toplum hayatında da siyasal arenada da sihirli bir dokunuş yoktur. İlahi ikaz apaçık ortadadır; ektiğinizi biçersiniz, yapıp ettiklerinizden başka görecek bir şeyiniz yoktur.

 

Mevzuyu buharlaştırmak, başka noktalara çekerek Şapka Taşını görünmez kılmaya çalışmak veyahut Şapka Taşını görünmez kılmaya çalışanlara yol vermek olacak iş değil. Evet, on yıllar öncesinde Şapka Taşı varlığı ve uygulanma biçimiyle son derece ilkel ve göze batan bir hüviyet arz ediyor olabilir. Bugün karşılaştığımız husus bu kabalığın-ilkelliğin aşılmış olmasıdır. Ama dikkat edilsin aşılan şey kabalık-ilkelliktir. Yoksa düzenin değiştiğini, mevcut cari sistemin iyileştiğini olası değişikliklerin ve değişiklik düzeylerinin derde deva olacağını ima etmek akla hakarettir. Varlığı bir utanç yapıtı olarak duran Şapka Taşının cilalanıp önümüze sanat eseri olarak sunulmasıdır, aklımızla alay edilmesidir. Hatta kaba-saba haliyle Şapka Taşını pornografik bir abartıyla popüler kültürün sofrasında bugüne karartma uygulayan bir enstrümana dönüştürülmesine rıza gösterilemez. Şapka Taşı millete, milletin varlığına ve mukaddesatına yapılan operasyonun belgesidir. Dolayısıyla Şapka Taşının kaldırılması, devlet-toplum arasındaki uçurumun giderilmesi, toplumun yedeklenip yeni bir vasilik ilişkisinde cendereye sokulmadan rahat bırakılmasıdır. Toplumun hizaya sokulması değil, önünün açılması, ona engel olunmamasıdır. Yani Şapka Taşının olmayışı özü itibariyle gölge edilmemesi, başka da hiç bir ihsanında istenmemesi halidir.

 

 

Abdulbaki DEĞER

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN GENEL BAŞKANI

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.