Özgür Eğitim-Sen

Genel Başkanın Facebook Sayfasında Gezi Tartışıldı

26.11.2016
A+
A-
Genel Başkanın Facebook Sayfasında Gezi Tartışıldı
 
 
 Genel Başkanımız Yusuf Tanrıverdi’nin Facebook sayfasında, Gezi Parkı’ında başlayıp tüm ülkeye yayılan protesto gösterileri ile ilgili ilginç bir tartışma yaşandı. Söz konusu tartışmada Genel Başkanımızın Gezi Parkı ve protestolar ile ilgili yorumu şöyleydi:  
 
 
“Değerli dostlar her şeyden önce bir tartışmayı sağduyulu, ahlaki değerlerimiz içinde kalarak sürdürmek bize çok yakışır. İkincisi akli selimi kaybetmeden mevcut sistemin iktidar-birey ilişkisinde ki merkeziyetçi totaliter kurgusunu atlamadan bu tartışmaları yapmalıyız. Bizi eleştiren arkadaşlar eylemcilerin safına düştüğümüzü iddia ediyor ve eylemcilerin yapmış olduğu tüm olumsuz tavırları sıralıyor. Eylemcilerin demokratlığı, özgürlük ve adalet algıları sorgulanıyor ve buradan kalkarak böylesi bir eylem yapamayacakları kanaatine varılıyor. Genel eylemci profilinin bahse konu edilen özgürlük alanlarındaki baskı ve totaliter zihniyetlerinin farkındayız. Bu örnekleri de binlerce çoğaltabiliriz. Ancak binlerce yanlışı olanların bu yanlışlarından ötürü bir tek doğrularını yok saymayı ve onun üzerini karalamayı hangi vicdan hakkaniyetli bulabilir. Eylemcilerin tek doğruları; Gezi parkında yapılmaya çalışılan düzenlemelere karşı muhalefet haklarını kullanma istek ve iradeleridir. Polisin orantısız güç kullanmasıyla olay bir öfke patlamasına dönüştü. Öfke aklın üstünü örter; şiddet ve yıkıcılığa teslim eder sahibini ve yaptığı işlerin kime neye dokunduğunu ve nelere mal olduğunun ayrımına varamaz bu ayrıma varmaması için ve şiddeti kendileri için bir siyasal kazanıma ve iktidarı yıpratma çabasına dönüştürmek adına bir takım ajitatörlerin devreye girmesi kaçınılmaz olur. Siz kaşınacak yara açarsanız birileri mutlaka yarayı kaşıyacaklardır. Yarayı açansa bizimde hakkını teslim ettiğimiz, iktidara geldiğinden beri özgürlükler adına kazanımlara yol açan Ak Partinin genel başkanı oldu. Eğer Tayyip Erdoğan’a olan sevginizi ve protestoculara olan öfkenizi bir an için örtüp objektif bir gözle olaya bakarsanız Tayyip beyin eylemciler hakkında sarf ettiği sözler demokrasinin oturmadığı, insan hakları kültürünün ve ahlakının yerleşmediği, muhalefetin meşru görülmediği tüm otoriter rejimlerde devletlerin sarf ettiği sözlerdir. Otoriter rejimler devletin/iktidarın eleştirilmesine ve ona yönelik muhalefetin oluşmasına izin vermez. Muhalefeti hemen şeytanlaştırıverirler. Kökü dışarıda, dış güçlerin ve ajanların oyununa gelmiş, ruhunu şeytana satmış, ülkeye, vatana, bayrağa, ulusal değerlere, lidere ihanet eden yok edilmesi gereken yaratıklar olarak görürler. Hatırlayın 28 Şubat sürecini başörtülüler, İslamcılar hakkında otoriter devletin ve onun sözcülerinin yakıştırmalarını! "Bunlar kocaları ya da eşleri tarafından beyni yıkanmış zavallılar, bunlar İran ajanlarıdır, Mollalar İran’a, örümcek kafalılar, yüce ulus devletin aydınlığından karanlığa kaçan yaratıklar, bunlar demokrasiden, özgürlükten ne anlar, geri ve ilkeller vs. vs." otoriter rejimlerin algısında muhalefet bir hak değildir. Yine otorite sahipleri tarafından bahşedilmiş sınırını ve haddini yine efendilerin belirlediği bir bağıştır. Değerli dostlar bir düşünün; dün Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de halk eylemlere başladığında rejim sahiplerinin onlar hakkında sarf ettikleri sözleri! 28 Şubat süreciyle ilgili yazdıklarıma diyeceksiniz ki "İş bütün bu söylediklerinizi yapan eylemcilerin total zihniyetiydi" buna ben de katılırım. Şimdi de yaptılar yarın da yapacaklar. Eşim yanında 3 çocuğumla birlikte pazar günü Demetevler’de caddede yürürken bir grup eylemciyle karşılaşıyor. Yanındaki küçücük çocukların yaşayacağı korku travmayı düşünmeden sokakta yürüyen başörtülü bir anneye "yuh" çekmeye başlıyorlar. Eşimde onlara tepkisini ellerini havaya kaldırıp tekbir getirerek veriyor. Bunu da ilk defa burada paylaşıyorum bu tür örneklerin daha fazla ve derin yaşandığını da biliyorum ötekine karşı burada bazı arkadaşların yaptığı gibi yok sayma içinde olduklarını ve en temel haklarına saygısız olduklarını bazılarının çukurda, bazılarının kalitesinin düşük bazılarının kendim gibi olduklarını da biliyorum toptancılık hiç bir zaman doğru sonuçlar ve doğru bir adalet algısı oluşturmaz. Yapılan bütün taşkınlıklara ve şiddete rağmen biz her kesimin özgür muhalefet hakkını kullanmasından yanayız. Özgürlükçülüğün bir bedeli vardır. Yaptığımız basın açıklamasında biz bu bedeli ödedik, özgürlüğün bedeli; kendiniz için istediğinizi ve hak olarak gördüğünüzü başkaları içinde istemek ve hak olarak görmektir. Özgürlüğün bedeli başkalarının haklarına saygı duymayı becerebilmektir. Özgürlüğün bedeli kendinize yapılmasını istemediğiniz uygulama ve muameleleri başkasına yapılmasına ve uygulanmasına rıza göstermemektir. Türkiye’de siyasal kültürün özgürlükler ve adalet algısını üzerine, çok kültürlü ve farklı yaşam biçimleriyle paylaşma kültürü üzerine kurgulanmadığını siyasal dilin, söylemin ve siyasal yapılanmaların böyle olmadığını aksine yok sayma, tahakküm, baskı, ezme ve ezenin yer değiştirmesi zihniyeti üzerinden gittiği hepimizin malumudur. Biz asıl uğraşılması gerekenin algılar, düşünceler olduğuna inanıyoruz ve bu ülkede ideolojik farklılıklar maalesef nitelik farkını yaratmıyor. Güce yani devlete sahip ol, ele geçir, diğerlerini devletin demir eliyle terbiye et ideali her ideolojinin maalesef ortak paydasıdır. Biz yıllarca devletin bizi terbiye etme, değiştirip dönüştürebileceği nesneler olarak görmesine, hayatımızın her alanına beynimiz tüm kılcal damarlarına egemen olma arzusunun yarattığı şiddet altında yaşadık ve buna karşı mücadele ettik. Devlet toplum mühendisliği yapmaya kalkarsa bir en az bir kesimi karşısına alır ve çatışma kaçınılmaz olur. Yaşadığımız hadise mevcut siyasal algılarımızı deşifre etmesi açısından önemlidir. Basın açıklamamızda dedik ki; herkes muhalefetini gösterisini yapar, devlet şiddete dönüşmedikçe, birilerine fiili olarak zarar vermedikçe müdahale edemez. Gösterinin niteliğini kritik edecek halktır. Ya güzel bulacak, ya çirkin bulacak bunu halk yapacak, devlet değil. Eleştiriden, muhalefetten korkmamak lazım. Ele elin aynasıdır. Başkalarının bize tuttuğu aynada kendimize bakmaktan korkmamalıyız. Eleştiri ve muhalefeti maalesef bizim siyasal kültürümüz olumsuzluk hanesine yazmış durumdadır. Dikkat ederseniz ne başbakanın ne de eylemcilerin sarf ettiği sözler üzerinden bir tartışma yürütmedim. Çünkü her iki tarafta da su götürür pek çok şey var aslolan bunlar da değildir. Aslolan siyaset dilimizdeki ve eylemimizdeki ötekine karşı yönlendirilen fiili ve sözlü şiddetin bir siyaset biçimi olarak algılanması düşüncesindedir. Bana bir kelime verin dünyayı değiştireyim sözü oldukça manidardır. Biz her birimizin kafasına demir atmış otoriter siyaset algısını değiştirecek kelime ve kelimelerin peşindeyiz. Bir gerçeğin daha altını çizmekte fayda var. Kimin sözü hatırlamıyorum "iktidar yozlaşır, mutlak iktidar mutlaka yozlaşır" bu sözdeki hikmetin peşine düşmeliyiz ve yozlaşmaları bertaraf etmedin yollarını aramalıyız. İktidarlara şartsız koşulsuz verilen destek en başta kişinin kendisine ve iktidara verdiği en büyük zarardır.
 
 
 
Özgür Eğitim-Sen "herkes için, adalet herkes için özgürlük" ilkesiyle yola çıktı. Rabbimiz bu konuda önce niyetlerimi sonrada eylemlerimizi sabit kılsın inşaallah. Hiç bir insan topluluğu aynı dinden, aynı etnisiteden ve kültürden değildir. Aynı dine inan, aynı ideolojiye inan, aynı etnisiteden olanlar da tek tip değildir. Aralarında ortak paydaların yanında muazzam bir farklılık da vardır. Bu farklılıklarla birlikte yaşama kültürünü kazanmalıyız. Zorlayamazsın, baskılayamazsın ancak söz ve eyleminle ifade edebilirsin. İşin içine devleti ve onun gücünü katarsak Yaratıcının özgür kulları, devletlerin/gücün köle ve kulları haline dönüşürler. Rovanşist duygular Müslümanlara asla yakışmaz çünkü onların önünde Mekke’nin fethinde ortaya koyduğu örneklikle tertemiz bir peygamberleri var. Bırakın küfrü, hakareti kendilerine yıllarca işkence etmiş, vatanlarından sürmüş, öldürmüş bir topluluğa kollarını ve yüreğini açtı. İntikam almadı. O kin, öfke ve intikamın peygamberi değildi, o rahmetin, merhametin, bağışlamanın, barışın, affetmenin yüce gönüllülüğün, farklılıklarla birlikte yaşamanın, hakkı kendi lehine de olsa sahibine vermenin, adaletin ve özgürlüğün peygamberiydi. Muaviye’nin saraylarında, ulus devletin karanlık dehlizlerinde üretilmiş erdemsiz, hakkı sahibine vermeyen, intikamcı, yok sayan, ezen, aşağılayan, tek tipçi, kendisini tanrı makamında gören, yurttaşlarını sürekli güdülmesi gereken nankör yaratıklar olarak algılayan, hemencecik onun bunun ayartmasına gelen aşağılık, düşman ajanların peşine takılan hain ve basit nesneler olarak gören siyaset algısından arınmalıyız. İnsan deyince bir durup düşünmeyen, ona değer vermeyen mezhep, ideoloji, devlet, dini yorum bizden uzak olsun. İnsanı değerli kılan özgürleştiren mezhep, ideoloji, devlet ve dini yorum beri gelsin.”

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.