Özgür Eğitim-Sen

Genel Sekreter Ali Aydın Karar için Yazdı

11.07.2017
A+
A-
Genel Sekreter Ali Aydın Karar için Yazdı

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ali Aydın'ın Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni yayımladığı bir yönetmelikte okullarda mescit bulundurma şartı getirmesi üzerine patlak veren tepkilere yönelik Karar Gazetesi'nde bugün yayımlanan yazısı.

 
 

Pedagojik Cinayeti Mescitte Değil Türkiye'nin Karanlık Yıllarında Gördük

 

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)  Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle yeni açılacak okullarda mescit bulunması şartını getirdi. Yönetmeliğe göre, “Her kurumda yeteri kadar müdür yardımcısı odası, idari oda, abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit, mutfak/ yemekhane /kantin/ kafeterya, teshin/ısı merkezi, su deposu, sistem odası zorunlu olacak. Okullarda; yeteri kadar kütüphane, beden eğitim salonu, laboratuvar ve okul aile birliği odası ile derslik de yer alacak. İş sağlığı ve güvenliği mevzuatında belirtilen sayıda çalışan bulunan kurumlarda işyeri sağlık ve güvenlik birimi ve revir odası bulunacak. Okulların mimari projesi, bakanlık tarafından onaylanacak. Okul binası, yerleşim birimlerine uygun yakınlıkta ve ulaşım imkânına sahip olacak.”

 

İşte bu değişiklik, Aydınlık Gazetesi ve kimi çevrelerce “Pedagojik Cinayet” olarak tanımlandı. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ise partisinin yayın organının manşetine sahip çıkarak “mescit düzenlemesine” müsaade etmeyeceklerini açıkladı. Vatan Partisi’nin henüz İşçi Partisi olduğu dönemde, 28 Şubat’ın temel insan haklarını ayaklar altına aldığı günlerde “Devrim Kanunları Uygulansın” çıkışı hafızalarımızda hâlâ tazedir. “Namlusu millete doğrulmuş tankları” arkasına alarak başörtüsü simgesi üzerine çarpı işaretinin atıldığı afişlerle her yeri donatmış bir partinin genel başkanı, bugün mescit için ayağa kalkıyor. Perinçek bahsi geçen tankları “İlericilerin tankları var” diyerek selamlamıştı. İhtiyaca binaen ortaya çıkan bir düzenlemeye “pedagojik cinayet” diyerek karşı çıkmak, öteki gördüğüne karşı patolojik bir öfke patlaması içinde olunduğunu gösteriyor. Bilimi bağnaz bir kilise haline getirerek yüzeysel pozitivizmi yobazlık derecesinde bir itikat olarak benimseyenler, küresel emperyalist çetenin mutfağında pişen İslamofobi sosu ile bezeli bir histeriyi üzerinde “bilimsel” yazılı bir çuvalın içinde bu ülkeye satmaya çalışıyorlar. Ne var ki yanlış mahalledeler. Müslüman mahallesinde bu tip ürünlerin alıcısı çıkmaz!

 

Aydınlık Gazetesi ya da başkaları çıkıp da 200 yıllık mazisi olan modern eğitim sistemini “pedagojik cinayet” olarak tanımlarlarsa bu tanımlamanın altına tereddütsüz imzamı atarım. Ne var ki o zaman kendilerinin Asr-ı saadet olarak gördükleri bir dönem de sanık sandalyesine oturmaktan kurtulamayacaktır.

 

MODERN EĞİTİM

Modern eğitim sisteminin hikâyesi, toplumun inanç ve kültür evreni ile çatışan hatta onu hedef alan konumlanışı ile toplumun gerçekliğine karşı akıl-dışı bir tutkunun hikâyesidir aynı zamanda. Endoktrinasyon merkezleri olarak kurgulanan modern eğitim kurumları, yığın olarak gördükleri toplumu bir bal mumu gibi şekillendirerek kafalarındaki şablona göre toplumu biçimlendirmek isteyenlerin operasyon üssü olmuştur. İdeolojisi, örgütlenmesi, mimarisi, zaman-mekân düzenlemesi bu amaca uygun olarak planlanmış, çocuklar ve ebeveynleri ise üzerlerinde çılgın bilimadamlarının tıbbi deneyler yaptığı canlılar mesabesine indirgenmişlerdir. Türkiye’de ise eğitim sistemini sorgulamaksızın ona dâhil olmak isteyenlere bile rıza gösterilmemiştir. Akıl-dışı bu engelleme girişimi tek talebi “katılım” olan gençlerin hayatlarında travmatik bir yara izi olarak kalacak olan “başörtüsü zulmünü” ortaya çıkartmıştır. Hepinizin bildiği gibi bu zulüm, Ak Parti’nin bile hükümet olduktan tam 12 sene sonra ancak sonlandırabildiği bir zulümdü.

 

Bırakın yakın tarihi daha dün denilebilecek zamanlarda maruz kaldığımız uygulamalar var. Yara izleri kapanmadı bile, acıları çok taze. 22 Ağustos 1999 tarihi size neyi çağrıştırıyor mesela? O gün, 28 Şubat’ın ikliminde mecliste alınan bir kararla Kur’an-ı Kerim öğrenimi yasaklandı. Kur’an-ı Kerim öğrenimine 12 yaş sınırı getirilerek 12 yaşın altındaki çocuklara Diyanet’in Kur’an Kurslarının kapıları kapatılmış oldu. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Anayasa başta olmak üzere tüm hukuk metinlerine karşı alınan bir karardı bu. Ak Parti bu yasağı kaldırabilmek için 2011 yılına kadar beklemek zorunda kalmıştı.

 

İlk ve orta öğretimde yaşanan kıyım eğitim-öğretimin tüm kademelerinde yaşandı. Üniversitelerde yaşanan başörtüsü zulmü ise en dramatik olanıydı. 28 Şubat günleri, toplama kamplarında yöneticilik yapacak insanların üniversitelerde rektörlük yaptığı günlerdi.

 

Sırf İmam-Hatip okullarının orta kısımlarını kapatabilmek için zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılmasıyla Türkiye’de mesleki eğitime büyük darbe vuruldu. Katsayı düzenlemesi ise imam-hatip okullarını uzun yıllara yayarak tamamen yok etmek hususunda herkesin bildiği bir suç aleti işlevi gördü. Devlet kendi okuluna, kendi çocuklarına savaş açmıştı. İlk ve orta öğretimde yaşanan kıyım eğitim-öğretimin tüm kademelerinde yaşandı. Üniversitelerde yaşanan başörtüsü zulmü ise en dramatik olanıydı. 28 Şubat günleri, toplama kamplarında yöneticilik yapacak insanların üniversitelerde rektörlük yaptığı günlerdi. Türkiye bu akıl tutulmasından yıllarca çıkamadı. Öyle bir akıl tutulması ki üniversite kampüslerinin girişine bilim adamı (!) olduklarını iddia edenlerce bilimsel (!) ikna odaları kuruldu. Emin olun, Auschwitz’deki gaz odaları nasıl unutulmayacaksa bu ikna odaları ve onları kuranlar da unutulmayacak! 

 

O günlerde, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde bölüm birincisi olan öğrenci mezuniyet törenine alınmayarak fiili saldırıya uğradı. 11 Ekim 1998’de bu akıl almaz başörtüsü zulmünü sadece el ele tutuşarak sessizce protesto etmek isteyen öğrenciler gözaltına alınıp tutuklandılar. Bu öğrencilerden birisi olan Cerrahpaşa Tıp öğrencisi Nilüfer Pehlivan, DGM’de yargılandı ve eğitimi sekiz sene aksadı. Pehlivan ve eylemi örgütlediği iddia edilen 30 kişi hakkında İstanbul DGM’de toplam 90 yıl ağır hapis istemiyle dava açıldı.

 

28 Şubat’ın üzerinden 10 sene geçmiş olmasına rağmen zulüm tüm hızıyla devam ediyordu. Adana’da 14 yaşında imam hatip lisesi öğrencisi Tevhide Kütük, 24 Kasım münasebetiyle düzenlenen ve birinci olduğu yarışmada ödülünü almak için sahneye çıktığında, kaymakam ve garnizon komutanın “İndirin onu!” diyerek tepki göstermesi sonrasında gözyaşları içinde kürsüden ödülünü alamadan indirildi. Tevhide’nin ve ondan yaşça büyük ablalarının maruz kaldıkları ayrımcılığı anlatan yüzlerce hikâye, bu ayrımcılığın mağduru binlerce insan var. Hepsi de Türkiye’de maruz kalınan kültürel/pedagojik jenosidin kayıtları arasında yerlerini aldılar.

 

MESCİT DÜZENLEMESİ

Yukarıda bahse konu olan eski Türkiye’nin bir daha yaşamak istetemediğimiz o günleri maalesef Türkiye’de sahici eğitim tartışmasının da önünü kesti. En temel insan hakkı olan eğitim hakkı için verilen mücadeleler eğitime katılımı nihaî bir hedefe dönüştürdü. Oysaki “maarif davası” eğitime erişimin de ötesinde bir ufka sahip olabilmeyi zorunlu kılıyor.

 

MEB’in yapmış olduğu düzenlemenin ihtiyaca binaen yapıldığı aşikâr. Ne var ki bizler mahallemize kadar naraları ulaşan ve cemaziyelevvellerini bildiklerimize göre pozisyonumuzu belirleyemeyiz. Bu düzenlemeyi yeterli görmek, bununla iktifa etmek ya da tabii bir ihtiyacın giderilmesini neredeyse “devrim” olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olur. Bizim sorgulamamız gereken bir düzenek ve işleyiş var. O düzeneğin içinde yer almak, her şey demek değil. Bize rağmen işleyişine devam eden bu düzeneğin kurgusundan içeriğine, amaçlılığından işleyişine kadar sorgulayacağımız, ele alıp tartışacağımız başlıklarımız, ödevlerimiz var. Bu nedenle akıl-dışı bir konumlanış ile bize doğru savrulan naraları mahkûm etmekle yetinemeyiz. Eğitime katılım krizinin aşılmasını, eğitim problemi çözüldü olarak değerlendiremeyiz.  Türkiye’de ideolojik mücadelenin aparatı kılınarak araçsallaştırılan eğitim tartışmasının sahici bir tartışmaya evrilmesi ancak böyle bir tutumla mukayyettir.

 

Ali Aydın 

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

Karar – 11.07.2017

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.