Gettolar, Korsan Saldırılar, İmtiyazlar ve Çözüm Arayışı

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.06.2017
A+
A-

Bilindiği gibi “içeri”nin ve “dışarı”nın varolması çekilecek sınırla, inşa edilecek duvarla mümkün. İçerde önemsenmesi, korunması gereken bir şeyin olduğunu ima eder. Farklılığı  belirginleştirir, elde olanın altını çizer, önem derecesini belirtir duvarlar.Kaba bir soyutlamayla tarih, insanlığın duvar inşa etme ve duvarlar arasındaki ilişki  sürecini anlatır. Şartlar zorlaşınca, koşullar amansızlaşınca duvarlar yükselmeye başlar. Tehdit artınca duvarlar kalınlaşmaya, geçit vermez bir hal almaya başlar. Duvarlar dayanak olur sırtımızı yaslar, güvende hissederiz. Duvarlar bazen geçit vermez sur, bazen hayali sınır, bazen açık edilmemiş ama sessizce tevarüs eden a priori bir önkabul olur.  Duvarlar yalıtır, steril bir vasat sanrısı yaratır.
Duvarlar içerdekini tanımlamakla kalmaz. Çizilen her sınır, inşa edilen her duvar aynı zamanda sınırlar, engeller. Mevcut olanı muhkemleştirir, mevcudu aşmanın imkanını, ihtimalini daraltır. Aternatifsiz bırakır, mevcut olana mahkum eder. Her girişim bir ağ örmedir, kendini sarmadır, sarmalamadır ve kuşatmaya almadır. Kendini bağlamadır, bağlantılamadır, ilintilemedir. Bağlamanın, bağlantılamanın, ilintilemenin artması insanlar için açık uçlu varoluş koşullarının aşındırılması, dünyanın snırsız olabilirliğinin tekdüzelliğe indirgenmesi riskini taşır.
Şu kaydı düşelim önce: insan doğası gereği sınırlara, duvarlara, bağlara, bağlantılara muhtaç. Bu kaçınılmaz bir kaderdir insan için. Mesele duvarların olması değil duvarlar arası ilişkilerin nasıl organize edildiği, ne şekilde yaşandığıdır. Şüphesiz duvarlar yıkılabilir, saldırılarla altüst edilebilir. Moğollar doğudan geldiğinde önlerinde duran her şeyi yakıp yıktılar ancak somut olmayan duvarların hiçbirisine dokunamadılar. Cumhuriyet pratiğimiz “kaynaşmış bir millet” için engel gördüğü tüm duvarları alt üst etti ancak insanların mahrem dünyalarına nüfuz edemedi. Kabuğuna çekilen her toplumsal küme yaşadığı risk karşısında duvarları o kadar yükselltti ki, öteki ile arasına çektiği sınırı o kadar kalın çizdi ki ortaya aşılmaz duvarlar, geçilmez sınırlar çıktı. Bu da kapalı ve doğası gereği güç ilişkilerini önceleyen bir ilişki biçimini tetikledi. Siyasi tarihimizin tüm dokusuna egemen olan bu ilişki kesintisiz bir çatışma, kaplamlaşma durumunu besleyegeldi. 
Şimdi şu son dönemde yaşadıklarımıza bakalım. Sistemi birilerinin duvarının korunması ve kayırılması olarak yapılandıran bir pratiğin yarattığı sancılarla uğraşıyoruz. Kendi koyduğu sınırların kayırılmasını, inşa ettiği duvarların öncelenmesini isteyen imtiyazlıların haykırışları var. Kayırmacı düzeneği kendisine yontmak için derinden kuşatmaya alanların  sistemin tüm atardamarlarına egemen olma siyasasına şahit oluyoruz. Bir tarafta bununla mücadele eden diğer tarafta yaşanan sosyolojik alt üst oluşların üstesinden gelmeyi diğerlerine kendi sınırlarını önererek aşmaya çalışan gelgitli bir pratiğe “zorunlu din dersi”, “değerler eğitimi” , “alevilik” alanlarında rastlıyoruz.
Bir de duvarların çakıştığı çatışmalı, netameli durumlardan pay çıkarmaya, ellerini avuşturup kendilerine alan açılmasını bekleyen açgözlüler var. Hengamenin dehşetinden kaçarak çitlerin üstüne konumlanan ve sözümona ilkelilik kamuflajı olan bu tenzihçi pozisyonu bulunmaz bir strateji zannedenler var. Ortalığı kaplayan selden, tozu dumana katan mücadeleden “bitaraf” kaldıklarını söyleyerek tünedikleri “çitleri”, “sınırların sıfır noktalarını” ihdas edilmiş güvenli liman zehabına kapılanlar. Çatışan tarafların birbirlerini tükettiği noktada parsayı leş yiyiciler gibi toplayacağını zannedenler. Ama hayat, bu ucuz pozisyonlara, bu risksiz konumlanışlara, bu fantastik hayallere kapı aralayacak rotalar izlemez. Konforlarını bozmadan saltanat talep eden bu hayalperestleri sükutu hayale uğratacak binlerce bilinmezi kucağında besleyip büyütmektedir hayat. Yaşanan hengamede, çatışmada, gürültü ve patırtıda bileşenlerini mevcut şartlar ve imkanlar içerisinde kuşatabilecek, taşıyabilecek olan aktörlerin aktif mücadelelerine yol verir. Önceden çizilmiş rotayı takip etmez, çizilmiş projelerin keyfine uygun dümen kırmaz hayat.
Bugün darbe ve yolsuzluk sarkaçları arasında gerilen hatta toplumun tarihine, kültürüne, talep ve beklentilerine, yönelimlerine, arzu ve hayallerine göre konumlanan, riskleri göze alıp göğüsleyen aktörlere belirleyici bir rol biçmekte. Süreç toplumsal gerçekliğin ve dinamiğin karşısına dikilen, arzu ve emellerini toplumu ikna çabalarına değilde karanlık hesaplar üzerinden kotarmaya çalışanların ayaklarına dolanmakta, onları meşruiyet krizi ile başbaşa bırakmaktadır. Bu şartlar içinde yol verilenler ise hallerinin “ideal olması” ile değil mevcut şartlar içindeki konumlarıyla kazanmaktadırlar. Dolayısıyla konjonktürün sağladığı avantajları, imkanları ve açtığı alanları bizatihi kendisinin onaylanması olarak okumaya çalışanlar yarın hayatın çetin bir sillesini yemekten kurtulamazlar.
Dolayısıyla derin, bunaltıcı ve yozlaştırıcı süreçlerin aşılması ve hayatın olağan ritmini yakalaması ancak kuşatılması hiçkimse ve hiçbir zaman için mümkün olmayan karakterini göz önünde bulundurarak aktif, açık uçlu ve sorumluluk bilinci üzerinden yapılacak bir konumlanışla ele alındığında yol almak mümkün hale gelebilir.Şimdi bu şartlarda ilişkimizi, ilişki biçimimizi ve bunun alt yapısını oluşturacak sistemik yapılanmamızı söz konusu yapısal sorunları taşıyabilecek bir düzleme nasıl kaydırabiliriz?Herkes hazır, nokta atışı, maliyetsiz cevaplar istiyor. Ne hazır ne de maliyetsiz cevaplar var. Bugünün en işlevsel cevabı bile yarının potansiyel sorunu olarak karşımızda. 
Dolayısıyla bu dinamik süreçte olgun, sahici, sorgulayıcı, yeni şartların zorlamalarına, imkanlarına, risklerine cevap verebilecek bir esnekliğe sahip olmak lazım. Kimsenin bir başına halledemeyeceği, üstesinden gelemeyeceği sorunlarımız var. Çözüm birlikte, çözüm tartışarak, konuşarak, itiraz ederek, dikkate alarak, ikna etmeye çalışarak ve tabiki ikna edilmeyi göze alarak işleyecek “uzlaşımsal ve geçici” bir süreçte. Çözüm, korsan girişimlere, imtiyaz taleplerine, kayırmacılığa, duvarların aşılmaz gettolara dönülmesine fırsat vermeyecek pratiklerle, duyarlılıklarla ve şüphesiz zihniyetle mümkün olacak.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.