Gregor Samsa, olgunluk kuluçkası ve kaybolan seviye!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
05.12.2017
A+
A-

Kafka ‘Dönüşüm’ kitabında ailesinin geçimi için pazarlamacı olarak çalışan ve bir sabah böcek olarak uyanan Gregor Samsa’nın hikâyesini anlatır. Stanley Corngold, ‘Eleştirmenin Çaresizliği’ kitabında bu alegorik hikâyenin 130 farklı açıklamasının yapıldığını tespit eder. Eser, bir anlamıyla yazarından bağımsızlaşarak her yorumcu (dolayısıyla okur) tarafından yeniden yazılan bir konuma sokulmaktadır. Hele hele metin edebi, sembolik bir hüviyette ise yoruma sınır çizme, suya yazı yazmaya dönüşür. Diğer taraftan somut tarihsel-toplumsal dönüşümler söz konusu ise bunlar için dizginsiz bir yorum alanı oluşturmak tarihi tahrif, çarpıtma veyahut anakronizmdir. Şüphesiz bu alanda bile standart, herkesin üzerinde uzlaştığı mono blok bir okumadan bahsedilemez. Ancak tarihsel kanıtların hayli sınırlandırdığı bir yorum sahası ile mukayyet hale geldiğimiz de aşikâr.

Bu girişi sıkça karşılaşmaya başladığım “dinin görünümündeki artışa eşlik etmeyen içerik” yakınmaları için yaptım. Özellikle sosyal medyada dindar kesimde dahil her cenahtan yakınmalar, şaşkınlıklar eşliğinde “ritüel enflasyonun var, lakin nerede hakiki dindarlık?” tespitleri yapılıyor. Tüm kesimlerin uzlaşımla kabul ettiği şey şu: Dindarlar veyahut böyle iddiası olanlar siyasette, ekonomide, medyada kısaca kamusal hayatın tüm alanlarında ziyadesiyle temsil ediliyorlar ancak kendilerinden beklenen yüksek standartta veya olması gerektikleri standartlarda bir eylemlilik üretmiyorlar. Tersine dindarlıkla örtüştürülmek istenmeyen (veya öyle görünen) hayli niteliksiz, süfli bir keşmekeşin, kafa karışıklığının içinde debeleniyorlar iması yapılmaktadır. 

Tüm kesimlerin bu yakınmaları-şikâyetleri bağlamdan bağımsız şekilde ele aldığımızda verili olanı daha iyi ve düzeyli olma yönünde eleştirme-yönlendirme anlamında önemli hatta gereklidir. Ancak eleştirinin, yakınma ve şikâyetlerin samimiyeti hem tarihsel-toplumsal gerçeklik hem de ilgili aktörlerin söylem ve eylemleriyle sınanmaktadır. Ve şüphesiz ‘ötekine’ dönük her eleştiri, yakınma ve şikâyet kendini yargılamaya dönük bir davetiyedir aynı zamanda. O halde söz konusu yakınma-şikâyet ve eleştirilere yakından bakmakta fayda var. 

‘Dinin geri gelişi, dini hareketlerin yükselişi’ tespitleri sosyal bilimlere aşina olanların yabancısı olmadıkları tespitler hatta epeydir de alanın klişelerine dönüştüler. Son birkaç yüzyılda merkezkaç bir harekete dönüşen dinin ve dinsel hareketlerin püskürtüldüğü marjinden ivme alarak sahneye geri gelişinde şaşılacak bir şey yok. Merkezcil kuvvet olarak sahne alan yapıların çözüldüğü ve anti-temelciliğin, ‘ne olursa giderin’ yol aldığı bir cangılda her şeyden ve herkesten önce dinin ve dinsel hareketlerin merkeze yol bulacağı gayet anlaşılır ve beklenen olmalıdır esasında. Bu açıdan şaşırtıcı olanpüskürtüldüğü marjinden merkeze yol alan bu merkezkaç kuvvetin geri gelişi değil, bu davetsiz misafirin niteliğine ilişkin dile gelen hayal kırıklığı. Şayet bu hayal kırıklığı abartılı ve duygusal bir reaksiyon değilse ve aklı başında analizlere yaslanıyormuş gibi dile geliyorsa o zaman sıkı durmak ve esaslı tartışmak durumundayız.

Birincisi, merkezkaç bir gücün iteklendiği marjinde veya yer altında ne tür rafine dönüşümler geçireceği, hangi olgunlaşma vetirelerinden geçeceği varsayılmaktadır? Kapatılma halini, insandışılaşmış koşulları ‘olgunluk kuluçkası’ olarak gören bu okuma hadiseyi tarih-toplum dışılaştırarak nitelik ve seviye beklentisini sorunsuz dile getiren anakronizmiyle seviyeye muhtaç durumda.

Zira merkezkaç niteliğiyle din, dini kurumlar ve gündelik yaşam örüntüleri; hem hegamonik söylemde, hem pozitivist karakteri baskın bilimsel diskurda hem de egemen siyasal düzenekte savaş açılmış, gayrı meşru görülmüş, yok sayılmış kısaca kamusal hayattan süpürülmüş, anlam ve kimlik kaynağı olarak ikame edilen alternatif unsurlar (örneğin Laiklik) ‘hanedan hazinesi’ şeklinde ele alınmış ve her türlü güç odağı ile desteklenmiş ise burada kapatıldığı kuytu köşelerde dinin ve dini hareketlerin niye etik ve siyasi bir sıçrama yaşamadığını sorgulamak veya bu koşullarda  hayata tutunma mücadelesini görmezden gelerek seviyesini sorun etmek yüzeysellik ve kolaycılıktır.

Sancılı sürecin anatomisini deşifre edecek bir duyarlılık yerine mevcuttan kendini yalıtarak şaşkınlık tripleriyle üste çıkmaya çalışma ayrıca ahlaki de değildir. Hayatta hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını, neyi ektiysek onu biçeceğimizi biliyoruz. Bildiğimiz halde toplama kamplarından insanlık mektebi, yoksunluk ve yoksulluk koşullarını erdem, ahlak ve bilgelik membaları olarak görme beklentimiz var ise o zaman samimiyet sıkıntımız var demektirİslam dünyasının din üzerinden iki yüzyıllık macerası zaten eleştirel ve özdüşünümsel bir bilinçlilik pratiği olmadı. Tersine ya sömürgeleştirme ya da self-kolonizasyon üzerinden insandışılaştırıcı, kısırlaştırıcı, yozlaştırıcı bir tahakküm ilişkisi hüküm sürdü. Mücadele temelde hala kendini inşa, geleceği kurma mücadelesi değil bir öz savunma, hayatta kalma ve güvenlik ihtiyacını teminat altına alma mücadelesidir.

Hal bu iken insanı kimlik-inanç ve aidiyetleri üzerinden yalıtan, zulüm ve baskı sistematiğini görünmez kılan, zalim-mazlum diyalektiğini, ezen-ezilen çelişkisini buharlaştıran zihin, Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesine de şaşırabilir veya şaşırıyor gibi yapabilir. Ancak bu yaşamdan kopartılmanın, kısır koşullara mahkûm edilmenin olağan sonucudur esasında.

İkincisi, seviye ve nitelik üzerinden sorun edilen dindar kesim nihayetinde “Hep bir hallıTurhallıyız/ Biz bize benzeriz”in de gösterdiği gibi ait olduğu toplumun ortalama bir yansımasıdır. Dindar kesime dönük nitelik ve seviye üzerinden atılan her nazar aynada yansıyan ve rahatsızlık veren kendi görüntümüzdür biraz. Nihayetinde birbirimizin aynası olmaktan başka neyiz ki!

Dinin, dini hareketlerin geri dönüşünü Tanrı’nın intikamı olarak okuyanlar da oluyor. Tanrı’nın intikamımı bilemem ancak dinin bu haliyle geri gelişinde gördüğü haksız muamelenin, mazlumiyetin, mağduriyetin hıncı, intikamı yok dersek yalan olur.

Peki, nihayetinde bir seviye-nitelik problemi var mı? El Hak var. Lakin, ne etki alanı ne de aşılması dindar kesimin bir kısmıyla mukayyet. ‘Mahalle dedikodusunu’ aşan bir derde dönüşmesi için de öncelikle samimiyeti ve kendiyle yüzleşmeyi zorunlu kılıyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.