Özgür Eğitim-Sen

Grev hakkı isteyen sendikalar: AB Sürecine destek vermelisiniz (2012-01-03)

03.01.2012
A+
A-
Grev hakkı isteyen sendikalar: AB Sürecine destek vermelisiniz (2012-01-03)

Yıl 2009… Sendikalar grev hakkı için hala sokaklarda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, memurların bir günlük ”uyarı grevi” ile ilgili olarak, bir ülkede yasaların çiğnenmesine müsaade edilirse, o ülkenin yolgeçen hanına döneceğini ifade ederek, ”Hukukun önünde saygılı olmayanlar, yasalar önünde bunun hesabını verirler” dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise; Kamu çalışanları vatandaşın günlük hayatını ıstıraba dönüştürme hakkına sahip değildir. Trenleri durdurup, insanların oradan yollarına devam etmelerini engellemek, trenlerin çalışmasını engellemek, sağlık kurumlarında vatandaşın sağlığının olumsuz etkilenmesi için bazı girişimlerde bulunmak, öğrencilerin okula gitmesinin önüne engel koymak, kamu sendikacılığı anlayışıyla bağdaşmamaktadır” şeklinde bir açıklama yaptı. Söz konusu grev hakkı olduğunda yıllardır buna benzer itiraz ve ikazları duyarız devlet yetkililerinden…
Sorun zihniyet sorunudur;

1947 yılında çıkarılan Cemiyetler yasası, derneklerin ve sendikaların kurulmasına imkân sağlıyordu. Ancak o dönem meclis konuşma tutanakları incelendiğinde sendikaların yıkıcı ve devlet yapımıza zarar verici örgütler olduğu noktasında bir kanaatin oluştuğunu görüyoruz. Aslında Türkiye’de sendikacılık alanında sorun, tam anlamıyla bir mantalite sorunudur. Hükümetler başından beri kamu sendikacılığını bir türlü içlerine sindiremediler. Daha açık bir ifadeyle devlet “baba” rolünü bir türlü üzerinden atamadı/atamıyor. Bu yüzdendir ki sendikaların işverene karşı çalışanlar adına elinde yasalarla belirlenmiş ve teminat altına alınmış yaptırım gücüne sahip taraf bir örgüt olduklarını bir türlü kabul etmek istemiyorlar.
Sendikaları sendika yapan ve onları kitle örgütü kılan ana unsur şüphesiz toplu sözleşme ve grev hakkıdır. Toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmayan kamu sendikacılığının bugünkü gördüğü işlev demokratik bir yanılsatmaya hizmet etmektedir. Bunun en iyi örneğini her yıl toplu görüşmelerde görmekteyiz. Sanki ortada iki taraf varmış gibi yapılan ancak son sözü bir tarafın söylediği diğer tarafın ise buna karşılık elinde yapabileceği hiçbir şeyin olmadığı bir sanal pazarlık sürecinde sendikaların ne denli etkisizleştirildiğini görmekteyiz. Hâlbuki kamu çalışanlarının sendikalaşma haklarını güvence altına alan uluslararası birçok metnin altına Türkiye’de imza atmıştır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi(1945), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(1950), Avrupa Sosyal Şartı(1968), Yeni Avrupa için Paris Şartı(1990) ve 87.98.151 sayılı ILO sözleşmeleri gibi. Hükümetlerin AB talepleri doğrultusunda gerekli düzenlemeleri yaptıkları ülkemizde, kamu çalışanların toplu sözleşme ve grev hakları doğrultusunda bu hakkın iadesi için gerekli adımları hala atmamaları düşündürücüdür.
KKTC’de memurlar 1975 yılından buyana önceden bilgi vermeden bir gün, bilgi vermek suretiyle de on gün hak grevi yapabilmektedirler. Türkiye -anayasasına göre -uluslararası antlaşmalara ve mahkeme kararlarına uyacağına taahhüt etmesine rağmen hala bu hakkın iadesi için zorluk çıkarmaktadır.

devamı..

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=971427&Date=23.09.2011&CategoryID=83

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.