Özgür Eğitim-Sen

Hakem Kurulu Kararı ya da Kamu Sendikacılığı Nasıl Katledildi?

30.08.2019
A+
A-
Hakem Kurulu Kararı ya da Kamu Sendikacılığı Nasıl Katledildi?

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, 2020-2021 yılları için memur ve memur emeklilerinin mali ve özlük haklarına dair kararını verdi. 11 üyesinin 6’sını hükümetin atadığı kişilerin oluşturduğu Hakem Kurulu, hükümetin teklifi olan 2020 için 4+4 ve 2021 için 3+3’lük artış oranlarını aynen kabul ederek toplu sözleşme olgusunun anlamsızlığını bir kez daha teyit etmiş oldu. Hükümetin yıllık enflasyon hedeflerinin dahi altında bir yüzdelik artışın kabul edildiği toplu sözleşmede memurların özlük haklarına dair hayati öneme sahip olan 3600 ek gösterge, sözleşmelilerin statüsü, artan oranlı vergi dilimi uygulaması vb. onlarca temel sorun başlığının hiçbiri sözleşme kapsamına ve gündemine alınmadı.

Hükümet, memura reva gördüğü bu alçaltıcı ve pervasız yaklaşımla ekonomi politikalarını dar gelirliyi ezme, sermaye sınıfını ihya etme gerçekliği üzerinden sürdüreceğini göstermiş oldu.  Mutfak enflasyonunun yüzde 40’lara yaklaştığı, bir ay içinde çaya iki kez yüzde 15’er, elektriğe, doğalgaza, şekere yüzde 15’er zam yapıldığı, Türk Lirasının döviz karşısında yüzde 40 değer kaybettiği bir ortamda memura verilen ortalama 3.5’luk artış, çalışanı geçim sıkıntısına, yoksulluğa, sefalete terk etmektir. Paylaşım ve bölüşümde yapılan adaletsizliklerle çalışanlar ekonomik olarak güçsüzleştirilip itibarsızlaştırılırken patronlar vergi afları, indirimleri ve teşviklerle ihya ediliyor. Ayrıca devlet, özel sektörde çalışan aleyhine çıkardığı kanunlarla işvereni koruyup kollayarak çalışanı güvencesizleştirdiği gibi peykine aldığı karikatür sendikaları kullanarak devlet çalışanlarını da giderek güvencesizleştirme yolunu tercih etmektedir. Bu adaletsiz ve haksız uygulamaların toplumsal maliyetinin bu ülkeye çok ağır yansıyacağı hiç hesap edilmeksizin ‘’ben yaptım oldu’’ mantığıyla hareket edilmektedir.

Toplu sözleşme görüşmelerinden tabii ki hiçbir beklentimiz yoktu fakat en azından bazı hassasiyetlerin gözetileceğini umuyorduk. Fakat hükümet, uygun gördüğü bu oranlarla beş milyon iki yüz bin memur ve memur emeklisine ‘’umurumda değilsiniz’’ mesajı vermiş, kötü ekonomi yönetiminin bütün bedelini çalışana ödetmede kararlı olduğunu deklare etmiştir.

Hükümetin bu gözü kara biçimde 20 milyonluk bir kitleyi yoksulluğa terk etmesinde payanda olarak kullandığı konfederasyonların payını unutmuyoruz. Üç milyon memurun 413 bini Türk Kamu-Sen’e, 1 milyon 19 bini de Memur-Sen’e üye bulunuyor. Mevcut üç milyon memurun bir buçuk milyonunun biri hükümete direkt, diğeri endirekt yandaş olan iki sendikaya üye olduğu bir ortamda hükümetin, verdiği ortalama 3 buçukluk zam miktarını bile bir lütuf olarak görmesini normal karşılamak durumundayız.

Görüşmeler boyunca yaşanan rezaletler karşısında olabildiğince pasif bir duruş sergileyen Türk Kamu-Sen’in gizli destek rolünü göz ardı etmemekle birlikte esas sorumlu son 5 dönemdir tek yetkili olan icazetli konfederasyon Memur-Sen’dir. Görüşmeler öncesinde ana gündemi dayanışma aidatı olan yandaş ve paydaş sendikanın başkanının ikinci gündemi ise herhangi bir yetkisi ve söz hakkı olmamasına rağmen diğer konfederasyon temsilcilerinin masada dahi oturmamaları konusundaki sızlanmalarıydı. Hazırlık sürecinde tüm konfederasyonlarla bir araya gelerek güç ve söylem birliği yapmak, ortak talepler belirleyerek hükümeti bu taleplere mecbur ve mahkûm etmek yerine öteki olarak gördüğü sendikaları dışlama ve yok sayma stratejisi yürüttü. Hükümetin 2,5’lik ilk teklifi karşısında ‘’dostlar alışverişte görsün’’ kabilinden iki saatlik iş bırakma, bakanlık önüne boş cüzdan bırakma gibi absürtlüğüyle sendikacılık tarihine geçecek komik eylemlerde bulundular. Görüşmeler esnasında rol aldıkları iş bilmezlikleri ve tutanak kriziyle temsil ettikleri geniş kitleleri bir kez daha aşağıladılar. Şimdi de sanki kendi talepleri (5+5 ve 5+5)  ile hükümetin verdiği (4+4 ve 3+3) arasında uçurum varmış gibi yapmacık bir öfke pozu veriyorlar. Geçen sözleşmelerde benzer tekliflere imza atıp çalışanların tarihi kayıplarını ‘’tarihi kazanımlar’’ diye pazarladıklarını da göz önünde bulundurduğumuzda şimdiki sahte öfkenin kamuoyunu manipüle etmek amaçlı bir mizansenin parçası olduğu ortaya çıkacaktır.

Yaşam ünitesine bağlı şekilde hayatta kalma mücadelesi vermekte olan kamu sendikacılığı, hükümet, icazetli konfederasyon ve yıllardır onun tek yetkili olmasını sağlayan yüz binlerce üyesi eliyle fişi çekilerek katledilmiştir. Sendikacılık bugün hükümetler nezdinde caydırıcılık özelliğini kaybetmiştir. Hükümetler, üzerlerinde en ufak baskı hissetmeksizin çalışanlar hakkında ezici hükümler verebilmekte, pervasızca adaletsizlikler yapabilmekte, kamu çalışanlarının devasa sorunlarına karşı duyarsız kalabilmekteler.

Özgür Eğitim-Sen olarak yıllardır toplu sözleşme sürecinin bir tiyatro olduğunu dile getiriyor, ciddiye almadığımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz. Bu yüzden de diğer sendikalar gibi çarşaf çarşaf talep listesi yayınlama gereği duymuyoruz. Fakat bu yılki sözleşmelerde hükümetin milyonları aşağılayan tutumunun kamu sendikacılığı konusunda yeniden yapılanma zorunluluğunu dayattığını düşünüyoruz. Bu anlamda da öncelikle kamu çalışanlarının bu yaşanan rezaletleri görerek bağlı bulundukları sendikalarına gereken cezayı kesebilmeleri, sonrasında da gerçek anlamda bağımsız ve nitelikli sendikaların güçlendiği bir zeminde 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun sendikacılığı buharlaştıran maddelerinin sendikacılığı güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği yönündeki düşüncelerimizi kamu çalışanlarıyla paylaşıyoruz.

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN YÖNETİM KURULU

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.