Her Suç, Topluma Yöneltilmiş Bir Sorudur

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
28.02.2017
A+
A-

Son günlerde gündeme peş peşe düşen çocuklara yönelik taciz ve cinayet haberleri kamuoyunda büyük bir infial yaratmış gibi görünüyor. Kamuoyunun duyarlılığına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve Başbakan’ın bu tür suçlara verilecek ceza için gönüllerinden geçenin idam olduğu beyanları eklenince, konunun hem hassasiyetine hem de bu hadiseler üzerinden çocuklara gösterilen kabarmış hassasiyeti fırsat bilerek birkaç hususu paylaşmakta fayda görüyorum. Gösterilen duyarlılık ve hassasiyet samimi ise o zaman işlenen suça takdir edilecek cezanın yanı sıra bu suçları ortaya çıkartan koşulları derinlemesine irdelemek gerekiyor. Çünkü bu sevimsiz hadiseleri soğukkanlı bir şekilde ele aldığımızda suçu işleyenlerin de bir anlamıyla çocuk olduğu görülecektir. Dehşet bir şiddet çemberi içerisinde hem özne hem de nesne olarak yer alan çocukların, hangi koşullarda yaşam sürdürdüklerine odaklanmak gerekmektedir.

 Sosyal bilimlerin pek çok dalının ilgi göstermesi gereken konu, bir takım bilimsel klişelerin tekrarlarında ve duygu dozajı yüksek bir retoriğin pençesinde geçiştirilmemelidir. Çocukluk denen yaşam evresinin modern psikolojinin bir takım kategorizsyonları üzerinden bilimsel temele, “çocuklar geleceğimizdir” de özetlenebilecek bir siyasal-kültürel söyleme indirgenerek ele alınması, yaşananları anlamlandırmaya yetmemektedir. Yaşanan olayların kaba bir vahşet durumunu belgeledikleri aşikardır. Bunun savunulacak, detaylandırılacak bir tarafı bulunmamaktadır. Verilecek cezaların arttırılması, caydırıcılık önlemlerinin arttırılması gibi tüm arayışlar dışsal, caydırıcı ve koşulları değil sonucu merkeze alan arayışlardır. Nihayetinde cezanın arttırılması talebi, suçu ortaya çıkartan sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik koşulları tartışmaya aç(a)mıyorsa yüzeysel bir okumanın ötesine geçemez. Dolayısıyla yaşadığımız dünyanın zihinsel-felsefi temellerinden kültürel-dinsel dokusuna, bilişim alanındaki altüst oluşlardan gündelik yaşam alanlarının tasarımına uzanan geniş ölçekli bir tartışma bizi bekliyor. “Beş yıl yetmez, on yıl yetmez, idam olsun”da açığa çıkan hassasiyet, geniş ölçekli bir tartışmanın bileşenine dönüşmezse ikiyüzlülükle burun buruna gelecektir. Taciz ve cinayetlerin ardından çocuklar için toplumun-devletin döktüğü gözyaşları, kuşatıcı bir tartışmayı beslemezse timsah gözyaşlarına dönüşecektir.

İyi niyetin, hassasiyetin, duyarlılığın suça ilişkin verilecek cezanın arttırılmasına kilitlenerek heba edilmesi çok daha büyük bir taciz ve cinayet anlamına gelecektir. Örneğin sokağın, caddenin, mahallenin yani gündelik yaşam alanlarının güvenli olmaması bir taciz ve şiddet biçimi değil midir? Örneğin, günde asgari altı saat kuru tahtalar üzerinde zorunlu eğitime tabi tutulan milyonlarca insan, her gün şiddet ve tacize uğramakta değil midir? Örneğin, günün en verimli saatlerini 70-80 metre karelik sınıflarda geçirmek zorunda kalan çocuklar, şiddet kurbanları değil midir? Örneğin ilgi, istidat ve kabiliyetlerine bakılmaksızın bütün bir coğrafyanın çocuklarına tek müfredatın dayatılması, bir şiddet ve taciz durumu değil midir? Tüm eğitim kademeleri üzerinde muazzam bir baskı mekanizmasına dönüşen sınavlar örneğin, çocuklara yöneltilmiş bir şiddet ve taciz değil midir? TOKİ’nin beton kutuları, AVM’lerin oyalandırma işlevi gören cilalı oyun alanları, paketlenmiş, standardize edilmiş oyuncaklar ve oyunlar, rûberûilişkileri azalan ve neredeyse tek mekana dönüşen sanal coğrafyada sosyalleşen(!) çocukların janjanlı yaşamları, lütfen dikkat edin, çalkantılı bir şiddet yatağının tam üstünde seyretmekte değil midir? Yüz yüze iletişim kanalları azalan, zorunlu ilişkiler yumağında can çekişen, alt yapısı farklı formatlanan hızlı bir dünyanın göbeğinde sıkışıp kalan çocuklar, insani duyarlılığın şekillendirdiği arayış ile değil kaba bir vahşet durumunun yarattı sarsıntıda hatırlanmaktadırlar.

Başbakan dershaneleri eleştirirken çocukların oynamasından, toprakla haşir neşir olmalarından bahsetmekteydi. Ancak kamu politikalarında esamesi okunmayan çocuğun, modern dünyanın katı dönemlerinde şekillenen yaşamın yan aparatı olarak konumlandığı rolü sıkı sıkıya oynaması için elleri kolları bağlanmıştır. Eğitimde, mimaride, çalışma hayatının düzenlenmesinde dikkate alınmayan çocuğun dikkatle bakıldığında “yeryüzünün lanetlisi” pozisyonuna itilmiş durumda olduğu görülecektir. Ali Aydın’ın dün bu sütunda yayımlanan yazısında da dile getirdiği çözümlemeler dikkate alınarak yürütülecek kuşatıcı bir tartışma bizi beklemektedir. Gündelik yaşam düzenlemelerinden, insani ilişkilere, kamu politikalarından teknolojik gelişmelere uzanan geniş ölçekli bir alanda kamufle edilmiş, saçılmış, yayılmış, rafine edilmiş, inceltilmiş, gözlerden kaçırılarak görünmez kılınmış, iyi niyet maskesinin ardına gizlenmiş taciz ve şiddetin tüketicisi dünyamızın karakterini açık eden vahşet durumları (taciz ve ölümler) hassasiyet kisvesindeki el çabukluğu ile sanki talileştirilmek istenmektedir. Ancak açık söylemek gerekirse bu bir kendini kandırma durumudur. Bu evdeki pisliğin halı altına süpürülmesidir. Taciz, şiddet ve cinayetin bu şekilde ele alınması, sorunların ne çözülmesi ne de pisliğin temizlenmesidir. Gün kurtarılmaya çalışılmaktadır ama nafile.  Bırakın çocukları yetişkinler için bile tüm bileşenleri ile modern dünya, şiddetin, tacizin döl yatağına dönüşmüş vaziyettedir. Baumann’ın ifadesiyle akışkan modernlik döneminde, yaşamın geçirdiği geniş çaplı transformasyonu dikkate almayan her okuma kadük kalmaya mahkum olacaktır. Yandaşlık ve karşıtlıkların konforunda seyreden klişe okumalar iyi niyetli duyarlılıklara yaslansa da tükenmekten kurtulamıyor. Arttırılacak cezalardan önce esaslı sorulara, derinlikli tartışmalara ihtiyacımız var.

Ünlü Fransız Savunma Avukatı Verges “suç… hayatın kendisine, değişmesi için çaktığı bir sinyal” demektedir. Şöyle demekte mümkün; işlenen her suç topluma yöneltilmiş bir sorudur. Soru(n) ortadadır yüzleşmeye cesareti ve yüreği olanları beklemektedir. İşte soru(n), işte meydan.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.