Özgür Eğitim-Sen

İnsanca yaşam, hakça düzen için Yaşasın 1 Mayıs!

30.04.2019
A+
A-
İnsanca yaşam, hakça düzen için  Yaşasın 1 Mayıs!

19. yüzyılın ikinci yarısında çalışma koşullarının insan-dışılığını haykırmak için canlar pahasına verilen mücadelenin anlamını ve aziz hatırasını akılda tutarak kutladığımız 1 Mayıs; coşku, bayram ve festival niteliğinin yanı sıra çalışanların çalışma şartlarının, mali ve özlük durumlarının ve bununla ilintili ekonomi-politiğin gündeme geldiği, konuşulduğu, tartışıldığı bir zemin olmalıdır. Aksi taktirde İngiliz tarihçinin “her anma töreni bir unutmadır” tespitinde dile geldiği üzere 1 Mayıs bağlamında yaşananlar tarihsel anlamı ve anıyı gölgelemek üzere işlev görebilir. Bu açıdan 1 Mayıs’ın yıldönümünde küresel ahvale, aradan geçen zaman içinde büyük kazanımlar elde edilmesine rağmen hâlâ iç açıcı olmayan vaziyete kuşbakışı göz atmakta fayda var.

Savaş, ölüm, baskı ve dayatma, sömürü hala dünyamızın değişmeyen gündemi.  Dünya nüfusunun neredeyse yarısı günde 2 dolardan az bir parayla geçinmek zorunda. Milyarlarca insan temiz suya hasret, neredeyse dünya nüfusunun yarıya yakını kanalizasyon ve çöp toplanmaması dâhil düzgün sağlık koşullarından mahrum.

Açlık, yoksulluk, güvencesiz ve sağlıksız iş koşulları mevcut sistem içerisinde varlığını her geçen gün şiddetlendirerek devam ediyor. Mültecilerin nüfusu 100 milyonu doğru gidiyor. Özgürlük, adalet, insanca yaşam haykırışlarının yüksek sesle dillendirildiği 1 Mayıs’ta bu çarpıcı verileri gündeme taşımak ve insanca yaşam taleplerinin dillendirilmesi için emeğin, adaletin ve özgürlüğün talep edildiği bu günü vesile kılarak çarpan etkisi yapacak bu acil sorunlarımızı görmek ve konuşmak durumundayız.

Açlık, yoksulluk sınırlarında bir yaşama mahkûm edilen milyonlarca çalışanın yaşam koşulları tüm insandışılığıyla mevcut dünyamızın sevimsiz bir gerçeği olarak önümüzde. Sosyal, kültürel haklarından mahrum bırakılan, inançlarından, ideolojik-politik görüşlerinden dolayı baskı ve şiddet gören, mağduriyet yaşayan insanların sayısı umut kırıcı düzeyde. Asimilasyonun, yok saymanın, baskının, şantajın, manipülasyonun sistematik bir şekilde işlediği, insan onurunu ve izzetini periyodik şekilde aşındıran politikaların ve ekonomi-politik bir ilişki ağının yürürlükte olduğu da ortada.

Egemen paradigmanın ve yer leşik ilişki biçiminin beslediği sömürü, yağma ve talanın insanlık tarihi açısından başedilmesi güç bir risk olarak önünüzde olduğu bugünlerde mevzuyu fütürist iyimserliklerle geçiştirmek yerine ciddi, kuşatıcı ve yapısal yaklaşımlarla ele almak durumundayız. Risk söyleminde dile geldiği gibi hayatın bütünselliğini gözetmek aciliyet arzediyor. Tüm yaşam alanlarında etkin bir sosyal hukuk devleti,   işlevsel katılım ve müzakere kanalları üzerinden güncelenen sosyal adalet, eşitlik, sosyal barış, kardeşlik ve dayanışma; gerçekleştirilmek için müdafilerini bekliyor. Gelir dağılımındaki kabul edilemez adaletsizliğin, her türlü ahlaki ilkeyi hiçe sayan amansız rekabetin, güvencesiz, insan hak ve onuruna yakışmayan sözleşmeli, kuralsız, çalışanları her türlü insan dışılığa mahkûm eden düşük ücretle çalışmanın giderilmesi için ciddi ve kararlı bir mücadele de bizleri bekliyor.

Değişik adlar altında güvencesiz çalışmak zorunda bırakılan yüzbinlerce kadın ve erkek, kayıt dışı çalıştırılarak sömürülen milyonlarca insan, her gün eve dönmeme riskiyle işe gidenlerin yaşadığı tedirginlik, işin doğasının ve iş ilişkilerinin yapısal dönüşümünün beraberinde getirdiği ‘karakter aşınması’, ‘prekarizasyon’, tetiklenen ‘belirsizlik ve güvensizlik’ baş edilmesi güç nevzuhur komplikasyonlarla bizi karşı karşıya getiriyor. Sağlık ve emeklilik koşullarında küresel ölçekte seyreden geriye gidiş yine bu netameli sürecin devamı niteliğinde.

Bu nedenle her geçen gün geri dönüşü biraz daha imkansızlaşan küresel düzenin veya düzensizliğin tahripkar doğasını ifşa etmek, yeryüzünde cenneti kurma motivasyonuyla doğayı, hayvanı hatta insanın kendisini kanının son damlasına kadar sömürülmesini beraberinde getiren dengesini yitirmiş kalkınma ve ilerleme mitosunu sorgulamak ifa edilmesi gereken bir ödevdir.

Kısacası 1 Mayıs ‘Emek ve Dayanışma Günü’ hayatımıza ve hayatımızın niteliğine ilişkin bir muhasebe çağrısıdır. Salt çalışanların ve emekçilerin değil, her gün sömürülen, yok sayılan, katledilen kimsesizler için, yağmalanan toprak için, kirletilen hava için, doğal yaşam alanları yok edilen, nesilleri tüketilen hayvanlar için, henüz doğmamış çocuklarımız ve onlara bırakılacak yaşanabilir bir dünya için çağrı.

O yüzden yaşasın insanca yaşam!

Yaşasın hakça düzen!

Yaşasın 1 Mayıs!

30.04.2019

Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu

ETİKETLER:
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.