Kamusal senaryo, maskeler ve niçin başarısızlık?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

“Kamusal senaryo da ne?” “O da nereden çıktı şimdi?” denilebilir şüphesiz. Sanırım yapılması gereken rafine tartışmalarımızdan bazıları da bu tarz tartışmalar. Aksi taktirde ne yerel-ulusal, ne de küresel ölçekteki tabiyet ve tahakküm ilişkileri içerisinde nereye savrulduğumuzu fark etmemiz mümkün olmayacak. Kamusal senaryo kaba bir ifadeyle bu tabi olma ve tahakküm altına alma pratiğinin taraflarca (artık kaç taraf varsa) bir resmiyete, güç veya rıza üzerinden bir kabule dolayısıyla müesses bir nizam içerisinde belirli bir istikrara kavuşturulmuş rol, görev, ritüel, söylem ve konum paylaşımını içerir. Bir tür resmi olan, görünür olan bu senaryonun karşısında “gizli senaryo” yer alır. Gizli senaryo ise bu kamusal senaryonun dışında tabi olanlar ile tahakküm altına alanların kendi “mahrem-özel” alanlarında yürüttükleri ve bir anlamda senaryoyu oynayanların “gerçeklikleri” ile daha uyumlu veya o gerçekliği hem rasyonel hem de duygusal anlamda daha az çarpıtılmış şekilde gösteren senaryodur. J. Scott’un tabiyet ve tahakküm ilişkilerine ilişkin analizinde kullandığı bu kavramlar ve kavralar üzerinden inşa ettiği analiz, iktidara ve iktidar ilişkilerine ilişkin önemli bir alternatif okuma imkânı sunuyor.

Senaryo ifadesi, dikkat çekmiştir veya en azından dikkat çekicidir. Çünkü senaryonun olduğu yerde şüphesiz oyun da var, hatta oyunlar var. Başka başka alanlar varsa o alanlara göre işleyen senaryolar, oyunlar, oyunculuklar var demektir. O yüzden Scott, iktidar ilişkilerinde “yüz”den ziyade senaryoya, ilişkilere gören takılıp çıkarılan “maske”lerin varlığından bahseder. Evet, herkes senaryonun gereksinimleri doğrultusunda rol yapar ve daha çarpıcı olan ise herkes herkesin senaryo gereği rol yapmakta olduğunu da bilir. Ona göre de yüzüne uygun maske kullanır. Bu açıdan tabi olanın, tabiyet koşullarının icbar ettiği koşullar üzerinden kamusal senaryoya uygun rol yaparken aynı zamanda gizli senaryosunun alanını muhafaza, hatta genişletme mücadelesini de eş zamanlı olarak yürütür. Tıpkı tahakküm altına alanların kamusal senaryoyla ilişkilerini bir tür gizli senaryolarını beslemek üzerinden yapılandırmaları gibi. Burada mesele kamusal senaryolar ile gizli senaryoların varlığı değil. Niye bu tarz ayrılıklar var ki? Bu ayrılıkları niye herkesin katılımıyla uzlaştıracağımız bir birlik ve bütünlükte buluşturmuyoruz, buluşturamıyoruz? Veya senaryo yerine hepimizi içeren ve tabiyet oluşturan ve tahakküm altına alan bir iktidar ilişkisinden arındırılmış dolayısıyla “gerçek-hakiki” yüzlerimiz ile içinde yaşayacağımız bir yapıneden oluşturamıyoruz? 

İlk bakışta çok mantıklı gelen bu sorular, mevzuyu bir türlü uygun yaklaşımla giderilemeyen bir yanlışlık olarak konumlandırıyor. Yani uygun karışım bulunsa, uygun şartlarda uygun araçları işe koşulsa mevzunun halledileceği varsayılıyor veya böyle inanılıyor. Bu okuma çok yaygın ve yerleşik olduğu için hayatla, ötekiyle, siyasetle kurduğumuz ilişki; varlığı itibariyle yanlış, hata olan bir şeyi (bu şey çoğunlukla bizim gibi insandır, aynı bizim gibi düşünen, inanan vs.) “düzeltme” oluyor. Çünkü o düzelince ancak kendimizi başarmış gibi hissediyoruz, öyle düşünüyoruz. 

Bütün bu anlatıyı şunun için dile getirdim. Şayet pek çok senaryonun iş başında olduğunun farkında olursak ve bu farkındalık hem ötekinin, bizden olmayanın, bizim gibi inanmayanın ve düşünmeyenin; giderilmesi gereken bir yanlış, düzeltilmesi gereken bir hata, bir sapma olarak görmemeye yaslanabilirse o zaman kamusal ve gizli senaryolar arasındaki mesafeyi daraltma ve ilişkiyi yumuşatma imkânını elde edebiliriz. Aksi taktirde uçurum ve bu sertlik taraflara maliyet çıkarmakla kalmıyor aynı zamanda her biri başka bir tahakküm-tabiyet ilişkileri barındıran senaryoların kendisini de meşrulaştırıp, tahkim ediyor. Biraz daha somutlaştıralım. Bu tarz bir okuma, bize uygun maskelerle dahil olduğumuz senaryoların farklı şekilde yazılabileceğini, mevcut senaryolara mahkum olmadığımızı fark ettirebilir. Örneğin yerleşik kamusal eğitim senaryosu tahakküm-tabiyet ilişkilerinden bağımsız değil. Örneğin bu senaryo içinde biçilen rolü oynarken aynı zamanda bizden bekleneni oynamaya çalışıyoruz. Başarılı olmamız isteniyor bu senaryoda değil mi? Oysa bu söyleme, bu senaryoya ve bu isteğe kitlesel bir başarısızlık eşlik ediyor. Niçin? Taktığımız maskenin ardında başka bir iş mi çevirmeye çalışıyoruz? Taktığımız maskeyle birlikte bir noktadan sonra yüzümüzü mü unutuyoruz, takmak zorunda kaldığımız maskeye uygun bir hal mi alıyoruz? Başarısızlığı biz mi istiyoruz, “başarılı olun” denirken bu senaryonun başarısızlıktan başka bir şey üretilemeyeceği düşünüldüğü için mi öyle deniyor? Haftaya devam edelim mevzuya…

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.