Kıssadan hisse: Kendini bilmek

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
19.12.2017
A+
A-

Sorunları ilkesel düzeyde tartışmamıza imkân vermeyen çocuksu bir haleti ruhiye egemen. Beklenmedik her gelişme kalıcı olduğu varsayılan ittifakları çökertmekte, tarafları birbirlerine karşı konumlandırmakta. Devlet-toplum dengesi hala çok oynak ve sınırlar belirsiz. Türkiye’nin İsrail, Rusya merkezli dış politika gündemine ilişkin sıcak tartışmalar da bu durumu teyit eder nitelikte.

Öğrenmenin en pahalısının hayat tarafından terbiye edilmek olduğunu biliyoruz. Zira maliyeti ağırdır ve çoğunlukla testi kırıldığı için işe baştan başlamayı zorunlu kılmaktadır. Bu son dış politik gelişmeler temelde devlet-toplum veya siyaset-sivil siyaset ilişkisinde ne yapılmamasına ilişkin acı, pahalı ancak öğretici bir ders olacaktır umarım. Söyleyeceklerimin çoğunu 4 Temmuz tarihli yazısının bir bölümünde İbrahim Karagül yazmış. Başka bir motivasyonla, başka bir anlam kurgusuyla yazmış olmakla birlikte devlet-toplum veya siyaset-sivil toplum bahsinde dile getirdiği ana çerçeve itibariyle önemli ve bu son hadisenin verdiği dersin kısa özeti mahiyetindedir. Bu nedenle bu meyanda pek çok yazıyı naçizane yazmış biri olarak söz konusu dersin özetini paylaşmakta fayda ve zaruret görüyorum. Dış politikadaki gelişmelerle, tarafların pozisyonuyla, kimin haklı olup olmadığıyla ilgilenmiyorum. Son gelişmeler üzerinde açığa çıkan ve önceki birliktelikleri şaibe altına sokan ilişkinin niteliğine bakmamız icap ediyor. Buradaki ittifakın çözülüşünden kendisi için haklılık devşiren veya alan açıldığı zehabına kapılan çapsız muhterisler var ki, onlar da sevindirik olacaklarına bu hadiseden kendi paylarına düşen hisseyi almaya bakmalılar.

Gelelim dersin özetine. Burada şüphesiz devletin, siyasetin çıkarması gereken pek çok ders olduğu aşikâr ancak ben sivil toplumun çıkarması gereken hisse ile ilgiliyim. Nihayetinde siyaset-sivil toplum ilişkisinde ikisi de önemli olmakla birlikte siyaseti yönlendirme, baskılama dinamiğiyle ve şüphesiz toplumsal çeşitlilikle olan organik bütünlüğü nedeniyle sivil toplum daha önemli ve önceliklidir. Siyasetin sorumsuz ve içeriksiz olma ihtimali her daim vardır. Lakin siyaseti derleyip toparlayacak, onu hizaya çekecek olan ve o nitelikte olacak olan bilakaydüşart sivil toplumdur. Bu hadisede de görüldüğü üzere siyaseti etkileyecek, yönlendirecek, baskılayacak ona ufuk, vizyon ve açılım sağlayacak bir sivil insiyatiften bahsedemiyoruz. Tersine kendisini reel politik yapmak zorunda hisseden dolayısıyla siyasete-hükümete aşırı angaje yapıların konjoktürel hormonal büyümelerin bedelini varoluşsal krizlere düşerek ödemek zorunda kaldıkları oksimoron bir durum var. Büyüyor, etkiliyor gibi görünürken silikleşiyor, etkisizleşiyor, itibarsızlaşıyor ve buharlaşıyorsun. O yüzden birinci hisse; kendini bilmek ve sınırlarını muhafaza etmek.

Kendi kendisini yönetecek akli olgunluğa sahip olmak. Akıl verdiğini sanırken hangi operasyonlarla istila edildiğini fark ettiğinde iş işten geçmiş oluyor.

Ayakları sağlam basanların, kökleri derinlere inenlerin gözetmesi, dikkat ve özen göstermesi gereken şey toplumun inanç ve kültür müktesebatı olup, koruyup gözeteceği şey de buralardan süzülen ilke ve değerlerdir. Mücadele bu eksendedir. Anlık gelişmeler, siyasal çalkantılar bu misyona halel getirmemelidir.

Siyaset ve sivil toplum birbirilerini imha eden iki ayrı düşman kategori değil. Ancak bu durum ikisinin sorunsuz bir ilişkinin partnerleri oldukları anlamına gelmiyor. Her iki alanın kendine özgü bir mantığı var, iki alan birbirine muhtaç. Bu açıdan sivil toplumun bir hissesi de ilke ve değerler üzerinden varoluşunun ve duyarlılığının en temel göstergesi olan eleştiriyi canlı tutmasıdır. Siyasetin ve diğer muhatapların hoşuna gidip gitmediğine bakılmaksızın üstelik.

Sivil toplum örgütlerinin hem direnç merkezi hem de etki merkezi olduğu dikkate alındığında bu iki işlevi bihakkın yerine getirebilmesi hem alan hakimiyetine ve özerklik-özgünlük hassasiyetine bağlılık olduğu görülecektir.

Bu sadece devlet-siyaset ile olan ilişkide değil hem diğer kesimlerle hem de diğer devletlerle olan ilişkide nasıl muhatap alınacağınızı belirleyen temel ölçütlerden birisidir. Zira kendi olmak, kendi gücüne ve aklına dayanmak nasıl bir ağırlık, etki ve direnç merkezi olmayı getiriyorsa aksi durum itibarsızlığı, muhatap alınmamayı, etki ve direnç merkezi olamamayı getirmektedir.

 Bundan da anlaşılacağı üzere bağımsız işleyen bir entelektüel akla ihtiyaç var. Sadece bugünkü gelişmeler değil daha öncesi de göstermektedir ki yönlendirilmesi, manipüle edilmesi hatta bilfiil seferber edilmesi hiç zor olmayan bir sivil toplum yapılanmamız var karşımızda. Tam da özgünlüklere, alternatif okumalara, yaklaşımlara muhtaç olduğumuz bir dönemde ahvalin bu olması zaten niye bu politik gelişmeleri yaşadığımızı ve bu şekilde tartıştığımızı gayet anlaşılır kılıyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.