“Küçük cihaddan büyük cihada döndük”

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
27.12.2017
A+
A-

15 Temmuz darbe girişiminin ardından değerlendirmeler, analizler yapılmaya devam ediliyor. OHAL uygulaması ile birlikte KHK‘ler üzerinden hem temizlik yapılıyor hem de devletin yeniden yapılanmasına ilişkin adımlar atılıyor. İşin devletle, sistemle ilgili kısmı zaten yıllardır tartışıla geldiği için herkesin malumu. Diğer taraftan devletin merkezinden çepere doğru gidildikçe eşdüzeyde seyreden bir niteliksizliğin, varoluşlarının gereğini yerine getirmeyen salt şekilsel bir mevcudiyetin egemen olduğu görülüyor. Nitekim 15 Temmuz‘da maruz kaldığımız ihanet kalkışması,FETÖ organizasyonunun kompleks yapısını açık ettiği gibi aynı zamanda devlet yapılanmamızın da nasıl keyfe keder bir nitelikte olduğunu ifşa etti. Meselenin sadece kalkışmayı gerçekleştiren ihanet şebekesi boyutu yok. Böyle bir şebekeye ve benzerlerine karşı dirençsiz, varlık gösteremeyen bir devlet mekanizmamız olduğu boyutu var ki önemli ve üzerinde durulması gereken noktalardan birisi budur. Bu yüzden 15 Temmuz bir kurtuluş savaşıdır, ihanet ve vesayet şebekelerinin elinden milleti devlet kurtarmamış tersine en mahrem birimlerine kadar ele geçirilmiş devleti millet canını ortaya koyarak kurtarmıştır.

Ancak bu meselenin birinci faslıdır. Tabiri caizse savaş alanında zafer elde edilmiştir, ikinci fasıl ise masa başında olacak ve meydanda elde edilmiş zaferin kaderini tayin edecek olanda odur. İşin bu kısmının zor ve çetrefilli olacağı ortadadır. Cesaret, kararlılık ve adanmışlık gerektiren birinci safha milletin azim ve kararlılığı ile göğüslenmiş ve ikinci safha için ortam uygun hale getirilmiş. İkinci safhada cesaret, kararlılık ve adanmışlığa eşlik etmesi gereken kurucu bir akıl ve stratejik konumlanış, adil ve ahlaki bir yapılanmanın asgari koşuludur. Üstelik ikinci safha, birinci safha gibi kısa bir süre aralığında değil, ucu açık uzun soluklu bir süreç olacaktır.

İkinci aşamanın kaderini tayin edecek olan şüphesiz toplumsal talep ve beklentiler, yönelim, duyarlılık ve entellektüel seviye olacak. Toplumun 15 Temmuz gecesi ortaya koyduğu mücadele yönelim ve duyarlılık olarak geleceğe ilişkin usul ve içerik namına bir seviyeyi işaret ediyor. Ancak bu seviyenin ete kemiğe bürünmesi, adil ve özgür bir Türkiye’nin inşası için rafine bir söyleme dönüşmesi kolektif bir sorumluluğu icbar ediyor.15 Temmuz gecesi şanlı bir mücadeleyle bertaraf ettiğimiz FETÖ kalkışmasından daha önemli ve hayati olan bir diğer mesele de bu. Siyasetten medyaya, akademiden sivil toplum örgütlerine değin tüm kesimleri ilgilendiren ve onlara büyük bir sorumluluk yükleyen, Türkiye‘nin bu nitelik ve seviye ihtiyacıdır. 15 Temmuz gecesi sadece işgal edilmiş devlet ile değil aynı zamanda kırk yıldır birlikte yaşadığı bir yapıya karşı öngörüsü düşük, tanımlama ve tartışma becerisi olmayan bir siyaset, akademi, medya ve STK’lar ile yüz yüze geldik. Atlattığımız badire büyük elbette. Ancak başımıza gelen hadisenin hangi açmazlarımız, eksikliklerimiz ve yetersizliklerimiz yüzünden geldiği de bir o kadar ehemmiyet arz ediyor. Memleketin ortak vicdanına, irfanına, aklına kimin ne taşıdığı, ne kattığı, hangi duyarlılıkları, hassasiyetleri önceleyerek konumlandığıönem arz ediyor. 15 Temmuz gecesinden sonra toplu bir aydınlanma geçiren siyasetin, akademinin, medyanın ve STK’ların varlığı bile esas itibariyle acziyetin, yetersizliğin ve çapsızlılığın delili hükmündedir.

Bugün bile milletin basiretle ve ferasetle gördüğü şeyi görmekten aciz, dolayısıyla sorunları kavrama, değerlendirme becerisi olmayan bir iç propaganda ile yol almamız vahimdir. Türkiye‘nin kahir ekseriyetinin ittifakla bildiği bir hususta toplumun kanaat önderlerinin bu bilineni pekiştirmek üzere seferber olması, kendi geç kalmışlıklarını örtbas etmeye dönük nahoş bir girişimdir. 14 Temmuz’a kadar FETÖ‘nün itikadını, fıkhını, siyasetini, ilişki ağını tartışma ihtiyacı hissetmemiş olanlar 16 Temmuz’da bize bu örgütün kırk yıllık serencamını anlatmaya çalışıyorlar. Kırk yıllık FETÖyapılanmasının serencamı elbette ilgi çekicidir ancak 15 Temmuz’dan sonra artık toplum açısından magazinsel bir boyuta dönüşmüştür. Memleketin kaderi, geleceği açısından önleyici bir hazırlık yapılamamış milletin de devletin de faturasını ağıödediği bir bedel çıkartmıştır.

Hal bu iken toplumun mücadele meydanında elde ettiği zafere güzellemeler yaparak, yapılan kalkışmanın faillerine meydan okuyarak görevini ifa ettiği yanılsaması oluşturanların kendilerine dönmelerinde zaruret var. Atasoy Müftüoğlu'</

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.