Kültürel etkinlik kültüre engeldir!

Ali Aydın
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Tüm Yazıları
01.07.2017
A+
A-

Kültür akla getirdiklerinin aksine ateşli silahlar ve politika ile yakından alâkalı bir kavram. Modern dönemde, egemenliğin üzerine kurulduğu alan topraktan nüfusa kaydı. Nüfusun denetimi ve yönetimi kültür üzerinde modern devletleri hummalı bir çalışmaya, öldürücü bir ihtimama sevk etti. Bauman, devletlerin modernliğin şafağında beliren bu yeni ilgisinin sonuçları hakkında  “kültürel haçlı seferi” ve “kültürel soykırım” ibarelerini kullanmaktan çekinmez. Kültür katı pratikler ile zapturapt altına alınarak biçimlendirilmek istenirken bu gaye ile bir dizi pratik toplumsal mühendisliğin konusu kılındı. Ne var ki küreselleşme ile birlikte devletlerin yerel örgütlenmeleri ile baş edemeyecekleri yeni bir istila biçimi ile karşı karşıya kalmaları, içeride kendi toplumlarına karşı giriştikleri “kutsal kültür seferlerini” birer çaresiz stratejiye indirgedi.

Türkiye bugün bir medeniyet ufku ile tarihe bakmak ve tarihe dönmek hevesiyle konum almaya çalışıyor. Ne var ki Meşrutiyet’ten günümüze adına modernleşme dediğimiz sürecin hasar tespitlerini ıskalayarak çoğu zaman denenmişi deneyerek yol alıyor. Bugün itibariyle merkezî bir rol ile konumlandırılan eğitim-öğretim faaliyetleri, dışarıdan zorlayıcı teknikler eliyle gerçekleşen modernleştirilme tarihimiz sanki hiç yaşanmamış gibi yapılarak devralındığı kurgu üzerinden sürdürülemez. Bugün kendi medeniyet tecrübemize, bilgiyi tanımlama ve aktarma süreçlerine ilişkin özgün pratiklerimize aykırı biçimde irfandan kopan bir maarif ile karşı karşıyayız. Kültür ise kendisiyle temas edilmeden icra edilen etkinliklerin isim babası olarak seçilmiş. Evet, kültür başlıkta güzel duruyor. Ne var ki kültürel etkinlik, kültürün yerine geçmiş vaziyette.     
Kültür bahsinde dışarıdan yapılandırılan bir dizi uygulamanın içine sıkışıldığında, katı modernleşme projelerinin metodik hatası ile kaçınılmaz olarak karşı karşıya kalınıyor. Organik bir tekâmülün imkânlarını tefekkür etmeden, kendiliğindenliği tetikleyecek bir inkişafın esas ve usullerini konu etmeden yaldızlı retorik ile modern pratikleri terkip eden eğreti uygulamalar, müsamere olmaktan kurtulamıyor. Öte yandan bir yandan son moda söylemleri hemen temellük eden obez bir iştah bir yanda gelenek vurgusu ile oluşturulan bir kompozisyon sadece kafa karışıklığını ve onun ortaya çıkardığı trajik görüntüyü teşhir edebilir.

Teknoloji ile mesafe tanımaksızın kurulan ilişki, okullarda her sınıfın büyükçe bir akıllı tahta ile donatılmasına yol verirken okuma alışkanlığı kazandırma arzusu dev LCD’nin karşına oturttuğunuz çocukların kitaptan birkaç sayfa okumaları için “okuma saati” adı verilen garip uygulamaların hayata geçirilmesine neden oluyor. Oysa matbaa ile yaygınlaşan okur-yazarlık aynı zamanda bireyin tarihini de bize verir. Elinize aldığınız kitap ile uygun bir yere çekilerek kendinizi kalabalıktan ayrıştırırsınız. Bu bireyleşmeye giden bir yoldur. Yazılı kültür sözlü kültür döneminde olmayan yeni bir kişiyi karşımıza çıkarır: Birey.
Bugün bildiğim kadarıyla tüm okullarımızda haftalık program içinde bir okuma saati var. İlköğretimde durum biraz daha ilginçleşmiş durumda. Öğrencilerle birlikte anne babalar da bu okuma saatine çağrılıyorlar. Kitapla herhangi bir temasları olup olmadıklarına bakılmaksızın öğretmen nezaretinde okuma saatleri düzenleniyor. Yazılı kültürün kendine özgü dinamikleri düşünülmeden ve sınıfın görsel açıdan sınıfa en hakim noktasına kurulmuş dev bir ekranın refakatinde hayata geçirilen bu tür etkinliklerle bir okuma alışkanlığının çıkacağını düşünmek ancak kitap okuru olmayan bir zihnin organizasyon aklıyla mümkün olabilir.
Açıklayıcı olduğu kadar öğretici de olması sebebiyle başka bir kültürel etkinlikten söz edebiliriz. Mesela şu sıralar MEB bünyesindeki tüm okulların katılımıyla icra edilen “Yaşayan Değerlerimiz” etkinliği. Okulun bulunduğu ilçedeki en büyük kültür merkezine civar okullardan öğrenciler getirilerek ismini bile duymadıkları yaşayan değerimizle ilgili öğrencilerin birkaç saat içerisinde kültürlenme sağlamaları maksadıyla düzenlenen bir etkinlik bu. Bu tür etkinliklerde bazen dışarıdan bir konuşmacı da çağrılıyor. Mesela bu kişi filanca üniversitedeki bir akademisyen ya da tarihe tanıklık etmiş birisi olabiliyor. Ancak konuşmacı ve o konuşmayı dinlemeleri için okullardan getirilmiş öğrencilerin orada bulunuşu ile ilgili hiçbir pedagojik duyarlılık gösterilmiyor. Organizasyonu gerçekleştiren protokolün salona giriş çıkışlarında ise bu türden bir etkinliğin gereği olan hiçbir şeye riayet edilmemesi de bu garip manzarayı tamamlıyor. Etkinliğin sonunda muhtemelen konuşmacı ve dinleyiciler aynı soru zihinlerinde belirerek salondan ayrılıyorlar: “Ben neden buradayım?”  
Bu manzara ibretlik, ibretlik olduğu kadar da trajiktir. Adına etkinlik düzenlenen değerimize de haksızlıktır. Böyle kültürlenme olmaz etkinlik olur ancak!
Kültüre dair kavrayışımız genel itibariyle bu ahval üzere. Toplumsal alanda eksikliğini hissettiğimiz hususları sentetik yapıların emir-komuta zinciri içerisinde yaşatabileceğimizi, yeşertebileceğimizi zannediyoruz. Bu sentetik yapıların toplumsal ile olan genetik uyuşmazlığını göz ardı ederek üstelik. Yitiğimizin ne olduğunu, nelerin buna yol verdiğini kavrayabilecek bir çaba yerine günü kurtarma telaşıyla işi bürokratik bir kandırmacaya sürükleyen pratik trajikomikliğiyle bizi cendereye alıp boğuyor. Kültür sivil, özgün ve özerk yapı ve kişilerin emek ve gayretiyle keyfiyeti artan bir husus değil resmi organizasyonların göstermelik şaşasında kotarılan bir kandırmacaya, bir etkinliğe dönüşmüş vaziyette.
Velhasıl dostlar, bu şartlar altında kültürel etkinlik kültüre engeldir!

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.