Özgür Eğitim-Sen

Kültürün istikrar merkezi kundaklanıyor !

26.11.2016
A+
A-
Kültürün istikrar merkezi kundaklanıyor !
 
 
 MEB ile Hizmet Vakfı arasında “Değerler Eğitimi” içerikli protokolün yarattığı tartışma dikkatleri kronik sorun alanımız eğitim-öğretime çevirdi. Değerler Eğitimi programının içeriğinden Vakfın kimliğine, Laiklikten Hükümetin gizli niyetine varan bir ölçekte tartışma sürüyor. Dikkat edilirse eğitim sistemine ilişkin her tartışma bizi sorunun yapısal nitelliğine getirmekte ancak ısrarla yapısal bir sorgulama yerine konuyu sathi bir düzlemde heba etme becerisini gösterebiliyoruz.
 
Sosyolojik dinamikleri olan sorun, hak ettiği karşılık yerine teknik ve palyatif tedbirlerle ele alınınca arzulanan gerçekleşmediği gibi içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bakınız, “zorunlu eğitim sistemi” 19. yüzyılın koşullarında ortaya çıkmış. 20. yüzyılın siyasal özneleri tarafından ziyadesiyle taltif ve tahkim edilmiş. Varoluş koşulları bu olan düzenekten 21. yüzyılın yeni sosyolojisinin derdine derman olması bekleniyor. Bunun için inanılmaz bir motivasyon, emek, çaba, zaman, para harcanıyor. Proje üstüne proje hayata geçiriliyor. Deniyoruz, tekrar deniyoruz, yeni gerekçeler bulup tekrar deniyoruz. Yok, olmuyor. İstenilen çıkmıyor, arzu edilen gerçekleşmiyor. Beklenilen ile gerçekleşen arasında uçurumlar var. Zaman, mekan, müfredat, personel planlaması inanılmaz rasyonel. Süre az denildi örneğin. 5 olmaz 8 olsun, o da yetmez 12 olsun denildi. Bakıyoruz, yine olmuyor. Dersleri arttıralım, sayılarını çoğaltalım, bilişim altyapısını oluşturalım, tablet dağıtalım. Öğretmenlerin niteliklerini arttıralım, derslik başına düşen öğrenci sayısını aşağı çekelim, “okullar hayat olsun”… Ama yine olmuyor. Sisteme yedirilmiş, gözlerden ırak tutulan, çaktırılmadan zerk edilmeye çalışılan buzdağının altı gibi görünmeyen bir gizli müfredat var, buna rağmen olmuyor.
 
Acep bu işteki sıkıntı zannettiğimizden daha derin, karışık olmasın sakın? Sıralanan tüm sorunlara el atıyoruz, sistemin aksayan yönlerine pansuman yapıyoruz, açıkları gedikleri kapatıyoruz iyi niyetle,  olmuyor. Acep bu sistemin kendisinde sıkıntı olmasın sakın? Sistem pansuman kaldırmıyor, açıkları-gedikleri kapatılmakla bitmiyor. Mevcut gerçeklik ile bu düzenek arasında sakın doku uyuşmazlığı olmasın. Toplum değişti, ilişki biçimi değişti, kültür metamorfoz geçirdi, iletişim başka boyutlara taşındı, kent, köy değişti, insan değişti, kültür ve kültürün aktarım biçimi değişti, siyaset değişti. Bütün bunlardan öte, bilgi  tekelleri parçalandı, bilgi kanalları çeşitlendi, birbiriyle ilintili olmayan başka zamanlardan başka diyarlardan pek çok şey eş zamanlı olarak dolaşım sistemi içerisinde arz-ı endam ediyor. Bu karmaşa içerisinde aile değişti, aile içi roller değişti, matbaanın sanayi döneminin şekillendirdiği tipografi dünyası çözüldü. Donmuş bir kategori zannettiğimiz çocukluk başkalaşım geçirmekte farkında mısınız? Kuşaklar arası etkileşim farklılaşıyor. Önceki neslin sonraki nesle öncülük ettiği klasik düzlem çözüldü mü acaba dersiniz?
 
Toplumsal alemde seyreden derin bir sorunlar sarmalını naif bir iyimserlikle okul içerisinde çözebileceğimizi düşünüyoruz. Kelin ilacı olsa başına sürerdi. Derde deva olsaydı bu sistem, kendisini var eden koşullarda anlamlı bir serencamı olurdu. İşe yarıyor olsaydı Sovyet Rusya’ya yar olurdu, işe yarıyor olsaydı tek parti dönemine hayat verirdi.
 
Sosyoloji değişti değerlendirmesi “laf ola beri gele” anlamında bir şey değil ki. Ekonomik yapı değişiyor, üretim ilişlileri değişiyor. İlişki biçimi karmaşıklaşıyor. Belirtildiği gibi bilgi çeşitleniyor, kontrolü, dağıtımı, tekeli, hiyerarşisi dönüşüme uğruyor. Tipografi üzerine şekillenmiş matbaa düzeni çözülüyor, dijitalin kuşatmasındayız artık. Meslekler farklılaşıyor. Uzun yıllar eğitim gerektiren meslek yapılanmaları yok. Bilgide birikimsel bir süreklilikten ziyade kırılmalar, sıçramalar ve hızlı bir eskime söz konusu. uzun zaman gerektiren eğitimler anlamını yitirmekte. Yeni teknolojiler var ve hiçbir kurumsal eğitime tabi tutulmadıkları halde “next generation”un bu teknolojilere adaptasyonu yetişkinlerden çok daha hızlı. Hatta eski nesile öncülük eden onlar.
 
Glob(k)alleşmiş, bağından bağlarından sökün edip kültürel ortamı karnaval yerine çeviren gelişmeler karşısında yeni nesle değer aktarımı hayati derecede bir sorun olarak karşımızda duruyor. Tabir-i caizse kültürün istikrar merkezi kundaklanıyor yeni süreçte. Kültür eklemlenmelerden melezleşmeye, içe kapanıp gettolaşmaya varan evrimler geçiriyor, nevzuhur komplikasyonlar sergiliyor.
 
Yeni durumu bilmiyoruz. İmkanlarını, risklerini bilmiyoruz. Bir takım teknoloji güzellemeleri dışında yaşanan büyük dönüşümün, yarattığı zihinsel, sosyal, siyasal kırılmaların farkında değiliz. Eğitim tartışmamız ve kaygımız maalesef siyasetin vesayet altına alındığı dönemlerden kalma kimi sembolik unsurlar üzerinden heba edilip gitmektedir.
 
Yani, değerler eğitimi önemlidir. Lokal bir problemden bahsetmediğimiz için paket programlarla halledilecek bir durum yok karşımızda. Kişisel gelişim formatında hazır reçetelerle giderilemeyecek kadar büyük derdimiz var. Derdimizi seziyor gibiyiz. Ancak derdi yaratan dinamikleri bilmiyoruz. Fi tarihinde icat edilmiş, hangi derde deva olduğu şüpheli bir “zorunlu eğitim” düzeneğimiz var. Yaşadığımız en küçük aksamada çareyi bu düzenek üzerinden hayata geçiriyoruz. 
 
Oysa bu düzeneğin sorunlu ve sınırlı etkilerinin olduğunun ve yapıcı niteliğinin ifsat edici etkilerinden fazla olmadığının bilincinde alternatif arayışlarımız olmalı. “Değerler eğitimi” kültürün ve insanın tanımlayıcı öğelerini “sentetik” bir kurumun hayata geçirmesini bekliyoruz, olmaz. Her problemimize inisiyatif alıp çözüm arayışında olmak yerine devlet üzerinden ucuz çözümler peşindeyiz, olmaz. “Olmaz” körü körüne bir karşıtlıktan ileri gelmiyor. “Olmaz”ı önümüze koyan bir tarihsel tecrübe var. “Şunlar beceremedi ben beceririm arkadaş” demekle olmuyor. Araç uygun değilse amaç hasıl olmuyor.
 
Sivil toplum üstlenecek bu işi, vakıflar, dernekler, cemaatler, “ikincil eğitim kurumları”. Onların önü açılacak, önlerindeki yasal engeller kalkacak. Bu kurumlar da devletin açtığı kanalların şehvetine kapılıp kısa yoldan işi kotarmayı düşünmeyecekler. Emekle, kafa yorarak alternatif yollar bulunacak, yeni metotlar geliştirilecek, başka çaresi yok. Tek düzeyli, tek merkezden, karavana usulü ile bir yere kadar. Zorlamanın alemi yok. Zira sistemde yıpranan, sistemde heba edilen, sistemde mağdur edilen insanlar, çocuklarımız, geleceğimiz.
 
Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.