Özgür Eğitim-Sen

MEB KIYAFET YÖNETMELİĞİNDE HRİSTİYAN TEOLOJİSİ

26.11.2016
A+
A-
MEB KIYAFET YÖNETMELİĞİNDE HRİSTİYAN TEOLOJİSİ
 
 
 
Bakan Dinçer özgürlükçü olduğunu iddia ettiği yeni bir kılık kıyafet yönetmeliği yayınladı. Yasalarla ve yönetmeliklerle sürekli zapturapt altına alınmaya çalışan bir toplumuz. Dinçerin “özgürlükçü” (!) diye “yerseniz” babından sunduğu yönetmeliği biz yemeyenlerdeniz. Cumhuriyet modernleşmesi asıl itibarıyla bir asimilasyondur. Asimilasyon özü yeni yönetmelikte de yaşatılmış. Neyi nasıl yaşayacağımıza, neyi nerede giyip, nerede giyinemeyeceğimize yine bir yönetmelik karar veriyor. Önceki kadar dayatmacı, önceki kadar özgürlük karşıtı, yine önceki kadar inancı yok sayan ve yasaklayan bir içeriğe sahip yeni yönetmelik de. “Dağ fare doğurdu.” diye bir atasözümüz var, ortada bir fare dolaşıyor ama şundan emin olduk ki bu fareyi doğuran şey kesinlikle bir dağ değildir.
 
Kıyafet yönetmeliğini iki açıdan değerlendirmek gerekir. Özgür Eğitim-Sen olarak kıyafet yönetmeliğinin totaliter bir algının ürünü olduğunu söylüyor ve yönetmeliğin kaldırılması gerektiğini savunuyorduk. Öğrencilere tek tip kıyafet dayatılması onların keyfiyet bilincini geliştirmelerinin, insanın en temel ihtiyaçlarından olan örtünmenin estetiğini de kendilerinin belirlemesinin insani bir durum olduğunu söyledik ve hala söylüyoruz.
 
Yeni yönetmelik tek tip kıyafeti kaldırıyor. Bu olumlu bir gelişme. Sonra da okullar yapacakları referandumla tek tip kıyafet belirleye bilir diyor ki; bu yaklaşım bize 12 Eylül Anayasasının ruhunu hatırlattı. Temel haklar hiçbir zaman referandum konusu yapılamaz. Birilerinin nasıl giyineceğine başkaları karar veremez. Başkaları yalnızca kendilerinin nasıl giyineceğine karar verebilirler. Bakan Bey biraz insan hakları dersi çalışsa iyi olur kanaatindeyiz.
 
İHL’Lİ KIZLAR RAHİBE Mİ?
 
Yönetmelikler/yasalar önce davranışlarımızı sınırlandırmak, sonrada konuya ilişkin düşüncelerimize şekil vermek ve bunları sorgulanamaz davranış kalıplarına dökmemiz beklenerek hazırlanır ve yürürlüğe konarlar.
 
Başörtüsünün İHL’lerde serbest bırakılıp diğer ortaokul ve liselerde yalnızca seçmeli Kuran derslerinde serbest bırakılması analize ihtiyaç duyulan bir konudur.
İHL’de okuyan kız öğrencilerle, diğer okullarda okuyan kız öğrencilerin ne tür bir farklarının olduğu ya da farkın olması gerektiği düşünülerek bu ayrıma gidilmiştir?
Başörtüsünün Kuran okurken örtülebilineceği sonrasında gerekli olmadığı kanaati hangi saikle oluşturulmuştur.
 
Hepinizin malumu olduğu üzere devrim yasaları “dini kisveleri de” belirlemiştir. İmamların ve Diyanet İşleri başkanın fes üzerine sardığı sarık ve giydiği cübbe dini kisve olarak tanımlanmıştır. Dini kisve sözünün Hıristiyan batıdan alındığı aşikârdır. İslam dinin de ruhban sınıfı olmadığı gibi dini kisvede yoktur.
İmam Hatipli kız öğrencilere başörtüsünün serbest diğerlerine yasak olması durumunun İHL’li kız öğrencileri ayrı bir yere koyduğu aşikârdır. İHL’li kızların Müslüman çocukları olduğu gibi diğer okullara giden çocukların da Müslüman çocukları olduğu gerçeğini sanırız Bakan da reddetmeyecektir. Hal böyle iken yasakla yapılan bu ayrımı ve sonuçlarını irdelememiz kaçınılmaz olmaktadır.
 
Müfredatı itibarıyla İHL’lere dini temsil eden sınıf rolü yani “ruhban sınıfı” rolü biçilmektedir. Bu algıya göre dini katı bir şekilde yaşamak ve temsil etmek ruhban sınıfına aittir. Ruhban olmayanlardan bu özellikleriyle ayrıldıkları düşünülür. İHL’li kız öğrencilere misyonları gereği başörtüsü örtmeleri, tıpkı rahipler gibi serbest kılınmaktadır. Devrim kanunlarının tanımıyla yaklaşırsak dini kisveleri yalnızca dini temsil eden “din adamı sınıfı” yani “erricalüt din” (İslam literatüründe bu ifade papazlar için kullanılır) giyebilir. Yönetmeliğin “dini temsil” yetkisi verdiği İHL’li kızlar örtünebilecekler ancak bu yetkileri olmayan diğer okullardaki kızlarımız başlarını örtemeyecekler.
 
Yine diğer ortaokul ve liselerde seçmeli Kuran dersi alan öğrencilerin bu ders esnasında sınırlı olmak kaydıyla başörtüsü örtmelerine izin vermektedir yönetmelik. Bu teolojide İslam dinine ait değildir. Kuran’da başı açık Kuran okumayı yasaklayan hiçbir hüküm yoktur. Bir kadın başı açıkta istediği zaman Kuran okuyabilir de, dinleyebilir de. İslam dini açısından hal böyleyken hangi akla ya da teolojiye hizmetle bu uygulamaya gidiliyor. Bu maddeden çıkacak sonuç; başörtüsü ibadeti yalnızca Kuran okurken yapılır, bunun dışında gereksizdir sonucu değil midir? Bu tespitimize verecekleri tek cevap; “Kuran okumanın bir adabı vardır, biz onu yerine getirmek için Kuran dersinde başörtüsü örtebilirseniz dedik” olacaktır. Bizde deriz ki; Kuran’da ki başörtüsü emri Kuran okumanın adabı olarak verilmemiştir bu bir. İkincisi; adabına riayet edip emrine yasak koymak hangi edepsizliğin, zorbalığın ve zalimliğin adabıdır?
 
Ömer Dinçer Avrupa müktesebini ve devrim yasalarının ruhunu anlaşılan iyi içselleştirmiş ve sentezlemiş. Cumhuriyet Halk Partisinin bir zamanlar “camilere, Hıristiyanlar gibi sıra koyalım” teklifini aşan bir teolojik örtüşmeyi Ömer Dinçer kıyafet yönetmeliği ile sağlamış oldu.
 
İHL’li kız öğrencilere tanınan serbesti bizleri aldatmasın. Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla örülüdür. Bu yönetmelik din özgürlüğünün ve ifade özgürlüğünün karşısındadır. Bu yönetmelik ince bir teoloji içermektedir. Dini ancak dindarlar tahrip edebilir, acı gerçeğinin altını çizmek zorundayım. Kayıt şartsız başörtüsü özgürlüğü sağlanana kadar bu kavga ülke gündeminden düşmeyecektir.
 
Yusuf TANRIVERDİ
ÖZGÜR EĞİTİM-SEN
GENEL BAŞKANI

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.