Özgür Eğitim-Sen

MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar

27.09.2018
A+
A-
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar

Özgür Eğitim Genel Sekreteri Ali Aydın YÖK tarafından organize edilen "Eğitim Bilimleri ve Öğretmen Yetiştirme Alanında Lisansüstü Eğitim Çalıştayı" üzerinden eğitim sistemimizin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor. Dönüp, dönüp aynı yere geleceğiz diyen Ali Aydın’ın açıklaması şu şekilde: 

 

MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar

 

1800’lü yılların ortalarından itibaren kurumsallaştırdığımız modern eğitim tecrübemiz, bize şu ana kadarki konumlanışımızın bir çözüm getirmediğini gösteriyor.

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi pratiklerimiz ve günümüze kadar gelen tüm o eğitimdeki dönüşüm çabalarımız;  Cumhuriyet, çok partili hayata geçiş, soğuk savaş sonrası ve günümüzün post-modern koşullarında dışardaki gelişmeleri gerekçe göstererek hedefleri yakalaması için sistemin buna uyarlanması gerektiğini ifade ediyor. Tüm bu süreçler boyunca memnuniyetsiz kaldığımız, amaçladığımız hedefleri gerçekleştiremediğimiz ise görülmüyor. Konuya yaklaşımımızda belirleyici olan egemen anlayış, eksikliğin-yanlışlığın mantıksal kurgudan, çözüm sistematiğinden ziyade teknik aksaklıklardan, maddi hatalardan kaynaklandığını varsayıyor.

Hâl böyle olunca tüm yaşanmışlık ve birikimin akıbetini bir Cem Karaca şarkısından öğreniyoruz:

“Valla nolcek olecee bişey yok

Dönecez dönecez aynı yere geleceez”

 

Peki, niye böyle oluyor?

Mesele kişileri de aşan bir mahiyette. Vaziyetimiz iyi niyet eksikliği ile de açıklanamaz. Hiç kimsenin niyetini sorgulamayız. Hatta bazı dönemlerde tutkulu bir inanca da dönüşüyor kimi girişimler ve uygulamalar. Ne var ki sonuç değişmiyor.  

Birincisi; sorgulama işini fazla hafife alıyoruz. Sorgulamalarımız çoğunlukla eksiltili ve tıknefes…

İkincisi; çözüm sistematiğimiz başlı başına bir sorun üretme mekaniğine dönüşmüş vaziyette.

Mevcut sistemin mantığını, kurgusunu, işleyişini ve sonuçlarını birbirleri ile ilişkilendiremiyoruz. Onun için çözüm çantasına her elini atan denenmişi deneme, söylenmişi dillendirme ile açığa çıkan bir dejavu yaşatıyor hepimize.

Modernlerin yanılgısı nedenlerle sonuçları birbirine karıştırmalarıdır, diyen Nietzsche haklı. Bu haklılığı görüp yeni bir bakış, kavrayış kazanmamız gerekiyor.

Türkiye’de eğitimin kalitesi, niteliği ile ilgili sorunları görmeyen yok. Neticede Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olsun Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) olsun ne yaptıkları ne tür sonuçlar elde ettikleri muamma olmayan yapılar. İlgili kurumların yetkilileri de yaptıkları açıklamalar ile sorunların varlığını ilan ediyorlar. Eğitim camiası da bir bütün olarak sorunların varlığı hususunda hemfikir. Öğrenciler ve öğrenci velileri de feryat ediyorlar. Sorunları tespit noktasında ortaya çıkan bu kolektif farkındalık sıra çözüm pratiklerine geldiğinde buharlaşıyor.

Bunun tipik bir örneği olması açısından eğitim sisteminin “Öğretmen yetiştirme” başlığı altında yapıp ettiklerine bakmak mümkün. Öğretmen yetiştirmenin eğitim sisteminin 150 yıldır değişmeyen gündem maddesi oluşu şimdilik zihnimizin bir köşesinde soruya – sorgulamaya dönüşmek için beklesin. Biz birkaç gün önce aynı başlıkla gerçekleştirilen bir etkinliğe göz atalım.

YÖK tarafından Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesinin ev sahipliğinde, 22-23 Eylül'de "Eğitim Bilimleri ve Öğretmen Yetiştirme Alanında Lisansüstü Eğitim Çalıştayı" düzenlendi. Çalıştaya, 41 eğitim bilimleri fakültesinden 189 öğretim üyesi ile 29 eğitim bilimleri enstitüsünün yöneticileri ve Milli Eğitim Bakanlığından ilgili uzmanlar katılmış.

YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman, YÖK'te yapılan çalıştay ve panelleri hatırlatarak, bugüne kadar eğitim bilimcilerden konuyla ilgili kendisini heyecanlandıran fikir ve proje gelmemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş.

Bu tespit hakikati aşikâr kıldığı için hızlıca geçilmemeli bence!

7 tema ve 34 başlık altında Öğretmen yetiştirmenin ana esaslarının konuşulduğu çalıştayda, YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman’ın dile getirdiği bu husus ahvalimizi ortaya koyuyor. Mehmet Şişman bu tespiti, 41 eğitim bilimleri fakültesinden 189 öğretim üyesi ile 29 eğitim bilimleri enstitüsünün yöneticileri ile paylaşıyor. Bu acı bir dururum gerçekten. Daha acı olan ise MEB’in ve YÖK’ün Şişman’ın konuyla ilgili fikirlerini duymadığını ilan ettiği eğitim bilimcilerden Öğretmen yetiştirme ile ilgili kararlar almalarını istemesi. Her zaman dile getirdiğimiz gibi dert etmediğimiz, sorgulamadığımız, tartışmadığımız hiçbir konuda ne bizim ne de o çalıştayın katılımcılarının söyleyeceği anlamlı bir şey olamaz.

Başka bir husus çalıştayın içeriğine bakıldığında görünüyor. Çalıştayın hizmetiçi ve lisansüstü eğitim gibi uygulamalar ile öğretmenin eğitim derecesini yükselterek niteliğinin arttırılacağına dair bir varsayıma yaslandığı anlaşılıyor.

Bu varsayımın izahı yapılmalı! Bu varsayımı doğrulayacak araştırmalar var mı?

MEB'de çalışan bir milyon öğretmenin yüzde 1,43'ü enstitü, yüzde 2,24'ü önlisans, yüzde 87,36'sı lisans, yüzde 9,29'u yüksek lisans, yüzde 0,14'ü doktora mezunuymuş. Çalıştayda bu veriler paylaşılmış.

Peki, şunu sormamamız gerekmiyor mu?

MEB’de çalışan lisans ve lisansüstü derecelerine sahip öğretmenler arasında, ne gibi bir nitelik farkı var? MEB’in bu hususta bir araştırması oldu mu? Lisans ve lisanüstü derecesi olanlar arasındaki fark o kadar büyük ki öğretmenlerin lisansüstü dereceye sahip olmaları hususunda bir seferberlik başlatıyoruz, diyeceğimiz bir veri mi var elimizde?

Görünen o ki sadece varsayım var elimizde. Gerçekliğini, neye tekabül ettiğini uzun boylu değerlendirmeden sıkı sıkıya sarıldığımız varsayımlar bunlar. Acı olan şu ki eğitim söz konusu edildiğinde hâlâ bunlardan medet umuyoruz.

27.09.2018

Ali AYDIN

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.