Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’ya Mektup!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
01.10.2017
A+
A-

Sayın Bakanım,

Türkiye’de “din-devlet” ilişkisinin temel problem alanlarımızdan birisi olduğu malumunuz. Bugünlerde tartıştığımız “Alevilik”meselesinden tutun “Zorunlu Din Dersine”, Diyanet işleri Başkanlığından” “Tekke ve Zaviyelerin” durumuna değin sıralayacağımız başlıklar bu problem alanının bileşenleri olarak karşımıza çıkıyor. Söz konusu alana ilişkin partinizin Hükümetleri döneminde inkâr edilmez iyileştirmelerin yapıldığı ortadadır. Ancak temel hak ve hürriyetler temelinde çözüme kavuşturulması gereken hatırı sayılır düzeyde başlığın da çözülmeyi beklediği izahtan varestedir.

Değerli Bakanım,

Doğrudan şahsınızı muhatap alarak yazmamın sebebi başında bulunduğunuz teşkilatın en yetkili dolayısıyla sorumlu makamında olmanız hasebiyledir. Bu açıdan yetki alanınızda cereyan eden her hadisenin -bilginiz dâhilinde olsun veya olmasın- sırtınıza vebal yükleyeceği bir konumda olmanız doğrudan muhatap alınmanızı zorunlu kılmaktadır. “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!” titizliğinin dile geldiği bir geleneğe kendisini nispet eden hareketinizin hükümetinde koyunu aşıran kurdu ve tabi kurda yem edilen koyunu sizden sormak, muhasebesini size çıkarmak ve düzeltilmesi için sizi göreve çağırmak hem doğal hem de olması gerekendir.

Kıymetli Hocam,

Yukarıda belirttiğim gibi Türkiye’nin temel tartışma ve sorun alanlarından birisi olan “din-devlet” ilişkisinin doğrudan yansıdığı alanlardan birisi hiç şüphesiz uhdenizde bulunan eğitim-öğretim alanıdır. Özellikle hükümetleriniz döneminde “başörtüsü”, “katsayı”, “imam hatip ortaokulları” gibi mağduriyet oluşturan alanlarda iyileştirmeler yapıldı. Lakin gelinen noktada söz konusu adımları aşan daha derin ve yapısal sorun alanlarıyla karşı karşıya olduğumuz da ortadadır. Özellikle, Türkiye’de, müktesebatınız itibariyle vukufiyetle bildiğiniz gibi, “yeni teknolojilerin” öncülük ettiği büyük bir transformasyon dalgasının içerisinde yol alıyoruz. Enformatik dönüşüm olarak adlandırabileceğimiz bu yeni sürecin ne tür alt-üst oluşlar, kopuşlar, savrulmalar yarattığı hem eğitim-öğretim hem de sosyal-kültürel gündemlerimizde açığa çıkan sorunlardan belli olmaktadır. Kültürün istikrarsızlaşması, nesiller arası kopukluk, McLuhan’ın, Postman’ın, Ellul’un, Illıch’ındikkatlerimizi çektiği nevzuhur dünyanın komplikasyonlarında cendereye alınan ve dış cebinizde taşıdığınız kalemle aidiyetinizi simgesel olarak gösterdiğiniz kültürel dünyanın aşınmasına çaresiz stratejilerle direndiğimiz bir eşikteyiz. Bu eşik, karşımıza eğitim-öğretimin ontolojisinden anne-baba rollerine, öğrenci tipolojisinden öğretmenin konumuna ve hepsini içine ilişki biçimine değin karmaşık bir pratik çıkartıyor.

Değerli Hocam,  

Postman’ınifadesiyle “teknopolik” bir atmosferde debelendiğimiz ve sizin de analizlerinizde “enformatik cehalet” şeklinde kimi boyutlarına vurgu yaptığınız süreç, eğitimin klasik kurgusunu bozduğu gibi başta öğretmen olmak üzere eğitimin temel bileşenlerini tabiri caizse yapıbozuma uğratmaktadır. Modern formülasyonuyla eğitim-öğretim alanı yapılanma, işleyiş ve denetim sistematiğiyle zaten sadra şifa bir rol üstlenmekten aciz iken “yeni zamanlar” mevcut yapıyı dünün işlevsiz tortusuna-kalıntısına-enkazına çevirmektedir. Bu ahval ve şerait içerisinde zamanın ruhu tarafında taltif edilen talepler, bağlantılı olarak sosyal mühendisliğe meftun niteliğiyle katı ulus devlet politikalarının aşınmasıyla geniş bir talep ve beklenti listesiyle açığa çıkan toplumsal kesimlerin yarattığı basınç ve tarım, sanayi gibi iki önemli devriminin ardından bugün içinde yaşadığımız bilişim çağının küresel ve postmodern koşulları üzerinden eğitim-öğretim, hem formu hem de içeriği ile değişime zorlanmaktadır.

Kıymetli Hocam,

Söz konusu değişimin yapısal ve derin kavrayışlarla ele alınması zarureti önümüzdedir. Özellikle bu sürecin kurumsal yapıda yarattığı dalgalanma ve eğitim-öğretim sürecinin temel aktörü olan öğretmenin konumunda oluşturduğu sallantıya basına yansıyan bir haber üzerinden dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Niğde Yunus Emre Anadolu Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Savaş ÖREN’in yaşadıkları iki konuya dikkatlerimizi çekiyor. Birincisi sistem içerisinde öğretmenin konumu. Dikkat ederseniz alan dersi öğretmeni ve anlaşıldığı kadarıyla alanına ilişkin duyarlılığı olan bir insanın teknik bir yaklaşım üzerinden öğretmenin özerkliği tümden elinden alınarak basit bir araca indirgenmeye çalışıldığı ve bu konumuna harfiyen uymadığı gerekçesiyle cezalandırıldığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bir taraftan öğretmenin misyonundan, örnekliğinden diğer taraftan eğitim-öğretimin temel amaçlarından olan eleştiren-sorgulayan öğrencinin yetiştirilmesinden bahsedeceğiz diğer taraftan söz konusu amaca götürücü yolları kapatan, öğretmeni edilgen bir aktarıcıya indirgeyen ve öğrenci ile yaratıcı bir ilişki yerine mekanizmde boğulan bir uygulamaya hayat vereceğiz. Savaş ÖREN’in durumu bu açıdan önemlidir hele hele ikinci kez cezaya çarptırılması vicdan yaralayıcıdır. İkincisi teftiş düzeneğimizin Weber‘in “demir kafes” metaforuna uygun şekilde insadışılaştıran bir teknik işleyiş üzerinden sürmekte olmasıdır. Sizin de içtenlikle takdir edeceğiniz gibi, öğretmenin indirgenmiş olduğu pozisyonun sevimsizliği ve muhtemelen eğitim-öğretimi insanilikten çıkartıp teknik bir işleyişe indirgeyen mekanizmdir. Bu hem öğretmeni içeriksizleştiren hem de öğrencileri insani bir ilişkiyle muhatap olmaktan çıkaran basit bir müşteriye indirgemektir. Diğer taraftan içerikte öğrenci, veli katılımına zaten kapalı olan bir sistemde öğretmenin de elinin kolunun bağlı hale gelmesi çoğulculuğu baskılamakta, geçmişimizle ve günümüz dünyasıyla uyumlu olmayan hiyerarşik bir konumlanışı dayatmaktadır. Bu hiyerarşi teftiş düzeneğini de arkasına alınca ortaya pür bir otoriterlik çıkıveriyor.

Sayın Bakanım, Değerli Hocam,

Bu açıdan dini çoğulculuğu “resmi” bir hakikate kurban eden, “eleştirel-sorgulayıcı öğrenci” amaçlılığını teftiş eliyle pratikte “helvadan puta” çeviren ve kenar-ı Niğde’de Öğretmen mağdur eden uygulamaya göstereceğiniz hassasiyet hem somut bir haksızlığın ortadan kaldırılmasını hem de bu somut olayın görünür kıldığı daha yapısal ve derin açmazımızla temasımızı mümkün kılacaktır.

Partinizin ve şahsınızın kamuya dönük söylemleri, vaatleri ve iddiaları bu açıdan sizi göreve çağırmaya davet ettiği gibi nihai kertede konumunuz uhdenizdeki her iş ve işlemden dolayı eleştirilmenizi meşru, gerekli hatta zorunlu kılıyor. Zaten eleştirmek, yanlışları göstermek varoluşumuzun gereği, “hakkı ve sabrı tavsiye etmek” inanç evrenimizin en önemli ilkeleri değil midir? 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.