Özgür Eğitim-Sen

Milli Eğitim Bakanlığına Çağrı

23.03.2017
A+
A-
Milli Eğitim Bakanlığına Çağrı

Malum olduğu üzere Birleşmiş Milletlerce 21 Mart “Dünya Down Sendromu Günü” kabul edilmiştir. Ülkemizde de Cumhurbaşkanı'ndan sıradan vatandaşlara kadar pek çok kimse bugünde Down Sendromlu kardeşlerimize karşı farkındalık oluşması için mesaj yayınladılar, paylaşımda bulundular. Bu paylaşımlar sorunun kamuoyuna taşınması ve ilgi görmesi açısından büyük önem arz ediyor. Ayrıca resmileşmiş bir günün ve banal bir retoriğin ötesine geçmesi için söz konusu duyarlılığın hükümetten yerel yönetimlere, eğitimden spora, mimariden istihdama kadar sahiplenildiği ve karşılaşılan sorunlara çözümlerin üretildiği bir pratiği zorunlu kılıyor. Aksi halde yapılan, gösteri çağının bürokratik bir ayininden başka bir şey olmaz. O yüzden retorikte taltiflere boğup gündelik hayatın akışında savsaklayıp kaderlerine terk eden insanlık dışı uygulamalara geçit vermemek lazım.

 

"Devlet, üniversite, sivil toplum, iş dünyası ve tek tek fertler olarak el ele vermeli, engellilerimizi çok daha müreffeh bir seviyeye hep beraber taşımalıyız. Devlete ve topluma düşen, engelli vatandaşların kendilerini ve hayallerini gerçekleştirebilecekleri, eşit vatandaşlar olarak toplumda var olabilecekleri imkânları sunmaktır.  Türkiye'nin son 14 yılına damgasını vuran insan merkezli yönetim anlayışının ete kemiğe büründüğü alanların başında engelli vatandaşlarla ilgili yapılan düzenlemeler gelmektedir. 2005 yılında çıkarılan Engelliler Kanunu ile eğitim hizmetlerinden bakım hizmetlerine, istihdamdan ayrımcılığın önlenmesine kadar engellileri ilgilendiren pek çok konuda tarihi nitelikte adımlar atılmıştır. 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği, bu reform sürecini üst aşamaya taşıyarak engellilere yönelik pozitif ayrımcılığı anayasal güvence altına almıştır. Ülkemiz bugün engellilerin hayat şatlarının iyileştirilmesi, sosyal ve ekonomik olarak desteklenmesi, geleceğe güvenle bakmaları konusunda dünyada örnek gösterilecek bir konuma ulaşmıştır. Buna rağmen yapılanları yeterli görmüyoruz. Önümüzdeki süreçte değişen şartları ve ihtiyaçları dikkate alarak, devlet, üniversite, sivil toplum, iş dünyası ve tek tek fertler olarak el ele vermeli, engellilerimizi çok daha müreffeh bir seviyeye hep beraber taşımalıyız.” Bu cümleler 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla mesaj yayımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ait. Yine aynı gün dolayısıyla mesaj yayımlayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatih Şahin demokrasiyi benimseyen toplumlarda tüm bireylerin yasalarla kendilerine tanınan haklardan eşit biçimde yararlandıklarını ve AK Parti hükümetlerinin engelli vatandaşlara engelsiz bir dünya sunmak adına pozitif ayrımcılıklara imza attığını vurgulamıştır.

 

Yukarıdaki alıntıları son günlerde seslerini hükümete ve MEB'e duyurmaya çalışan engelli öğretmen adayları için dile getirdim. Atama bekleyen engelli öğretmenlerin durumu 2016'nın son çeyreğinde kamuoyunun ve MEB'in gündemine girmişti. Hem yasal mevzuatın hem de ahlak ve vicdanın gereği olan söz konusu talebin karşılanması hükümet ve bakanlık yetkilileri tarafından da olumlu karşılanmış ve gerekli çalışmaların yapılacağı şifahi olarak ilgili taraflara iletilmiştir. 

 

Atama yapılabilecek durumda olan 1500 civarındaki engelli öğretmenin tümünün atanması noktasında herhangi bir sıkıntının olmadığı, yasal mevzuat nedeniyle MEB'de zaten yaklaşık 4000 civarında engelli açığı bulunduğu bilinmektedir. Dolayısıyla MEB'in atama bekleyen engelli öğretmenleri mezun oldukları branşları da dikkate alarak çözüm stratejisi oluşturması ve uygulaması bekleniyordu. Nitekim MEB de sürece ilişkin takvimi açıklamış, totalde alınacak sayıyı da mevcut engelli öğretmen aday sayısına denkleştirmiştir. Yani MEB, atama bekleyen engelli öğretmen sayısı kadar kadro ilanına çıkmıştır.

 

Ancak temel belirleyici vasfı rasyonellik olduğu varsayılan bürokrasi,  nasıl olduysa sayısı-branşı belli olan bu engelli öğretmenlere keyfe keder bir kadro dağıtımına gitmiştir. Kontenjan dağılımında bazı bölümlere hiç kontenjan verilmemiş, bazı bölümlere mevcuttan fazla sayıda bazılarında ise mevcudun aşağısında kontenjan verilerek bazı engelli öğretmen adaylarının talebi karşılıksız bırakılmıştır.

 

İlan edilen kontenjan atama bekleyen tüm engelli öğretmenleri kapsayacak yeterliliktedir. Ancak planlama atama bekleyen öğretmenlerin durumları ve nitelikleri dikkate alınarak yapılmadığından söz konusu düzenleme eksik olmuş dolayısıyla sorun giderici olmamıştır. Örneğin Beden Eğitimi'nde 25 başvuru varken 80 kişilik kontenjan açıklanmış, Tarih'te 135 başvuru yapılmış iken 115 kontenjan ayrılmıştır. 

 

Anayasa'nın 10., 49., 50., 70. maddelerinin, 5378 Sayılı Engelliler Yasasının, 4857 Sayılı İş Kanunu'nun üzerinde durduğu bu alana ilişkin MEB İnsan Kaynaklarının etkin bir planlamayla sorunu kolaylıkla çözebileceği görülmektedir. İlgili mevzuatça öngörülen pozitif ayrımcılık gereği engelli öğretmen adaylarının hangi branşlarda olduklarına bakılması ve ona göre kadro ilanının yapılması gerekmektedir. 

 

Bu açıdan hem kültür ve inanç değerlerimizin hem mevcut yasal yükümlülüklerin zorunlu kıldığı engellilerin hak ve onurlarının korunması ve gözetilmesi durumu aynı zamanda gelişmiş bir toplum olmanın gereğidir ve göstergesidir. Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan engellilerin haklı taleplerinin göz ardı edilmesine rıza gösterilmemesi ve hakları açıkça tespit ve tayin edilmiş engelli öğretmenlerin her hangi bir mağduriyet yaşamamaları için MEB tarafından açıklanan kontenjan dağılımının yapılan başvurulara göre düzenlenmesinde zaruret vardır. Bu hem MEB'in sorumluluğu hem de aklın ve vicdanın gereğidir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı'ndan, Hükümet Partisi yetkilisinden alıntıladığım söylemde görüldüğü gibi devletin aleni bir taahhüdüdür. Gün sorumluluğu üstlenme, taahhüdü gerçekleştirme günüdür.

 

23.03.2017

Abdulbaki DEĞER

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN GENEL BAŞKANI

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.