Modernle Postmodern Arasında Eğitim, Aile ve Çocuk

06.04.2017
A+
A-

Uzun zamandır körebe oynayan çocuklarla karşılaşmıyoruz.

Çocukların oyunları değişirken oyunda yaşanan dönüşümü tetikleyen yeni teknolojiler, davranış kalıplarını sert çekiç darbeleriyle kırarak, parmak ısırtan sonuçları büyüklerin önüne koyuyor.

Büyükler ise ‘yetişkin’ zırhının üzerlerinden çekilip alındığı hissiyle; biraz da endişeli bir biçimde ‘pedagoji’ silahını yeni şartlar içerisinde işlevsel hâle getirmenin sancısını çekiyorlar.

Bu sancıya, mevcudu okuma girişimi eşlik etmediği için eski usullerin işe yararlığının artırılması ile bir çözüm üretilebileceği sanılıyor.

Okulun, dershanenin veya kendisinden medet umulan herhangi bir eğitim kurumunun, üzerlerine kat kat bindirilmiş anlam katmanlarıyla bu kadar yüceltilmesi hatta fetişleştirilmesi biraz da bu sanının bir sonucu.

Oysaki durum tahmin edilenden biraz daha karışık.

AKTARMA ARAÇLARININ ÇÖZÜLÜŞÜ

Kültür, bugüne kadar aktarma mekanizmalarının sağladığı güvenlik şemsiyesinden yoksun kılınmış durumda. Başta aile ve eğitim-öğretim kurumları dâhil olmak üzere, aktarma mekanizmalarının taşıyıcı ve aktarıcı olma işlevlerinin neredeyse ilga edildiği bir döneme geldik. Yahut bu yargıyı, şimdilik bir ihtiyat payı bırakarak şöyle formüle edelim: Aşınma sürüyor, nihayet belirsiz.

Kuşaktan kuşağa aktarım süreklilik ve kopuşlarla sancılı bir şey. Ya da kuşaklar arası aktarımın sürekliliğinden ziyade kopuşlarından söz etmek bugün için düne nazaran daha mümkün. Sosyo-kültürel değişim, aile ve okul gibi sosyal kurumların fonksiyonlarını hükümsüz hâle getirirken, yeni durum bir meydan okuma olarak kendisini dayatıyor. Bu meydan okuma, çaresiz sızlanmalar ve eski usul pedagojilerin telaşla devreye sokulması ile de savuşturulabilecek gibi görünmüyor. Kaldı ki sonuçları üzerinden temas edilen bir meseleyle, meselenin kendisini anlama ile malul bir kavrayış eksikliğinin eşliğinde, nasıl hesaplaşılabilir?

İzolasyonun kendini kandırma, adaptasyonun teslim olma, kutsanan içeriğin yeni biçimlerce sürekli bir reddedilen olduğu bir eşikte; meseleyi hiç kavramamak sadece bir geçici narkoz halinin sürmesi anlamına gelecektir.

Sorunun, ‘yüklemenin’ yanlış bir içerik ile yapıldığı yönünde tanımlanması bu şartlar altında sorunu biraz hafife almak olur. Türkiye’deki eğitim tartışmalarında, şimdilik tartışma düzeyimize bu hafife alma hâlinin refakat ettiğini söyleyebiliriz. Kuşkusuz bu durumun en temelde mümessili belirlenmişlik ile kayıt altına alınma hâlimizin yarattığı buhrandır. Bu durum düşünme yetisini dumura uğratıyor, konuyu ise konu-dışı kılıyor.

Oysaki içerik ne olursa olsun; çözülüyor, dağılıyor. Bu çözme, etkisizleştirme ve boşa çıkarma süreci içeriğe dair bir ayrım gözetmeksizin işliyor. Dayanıklılık ve kalıcılık bugünün değerler skalasında yer almıyor. Bu değerlerin referans oluşturduğu bir evreden adım adım çıkıyoruz. Yeni tarz, tutum ve tavırların eşlik ettiği yeni varoluş biçimlerinin çeşitliliğinde, refarans değerlerde yaşanan bir kayma söz konusu.  

ÇOCUKLUĞUN YOK OLUŞU

Didaktik anlatı can çekişiyor.

Her türden ve her meşrepten nasihat ediciler ‘kolektif gereksizler’ olarak boşa çıkarılıyor.

Bugün için çocukları, uygun görülen norm ve teknikler ile sosyalleştirme, bir proje olarak çökmekte, ebeveynleriyle çocuklar arasındaki ilişki mutasyona uğramaktadır. Sosyalleştirme rolünü üstlenen failler eskiye göre çok daha tartışmalı ve meşruiyetleri git gide azalıyor.

Bir kategori olarak çocuğun yok oluşuna tanıklık ediyoruz.

Aile içinde çocuk, artık bir kişidir.

Bu durumun eski rol paylaşımında ortaya çıkardığı kırılma ve yarık; şu an için başa çıkılması, ortadan kaldırılması, sona erdirilmesi gereken bir durum olarak kodlanarak refleksif çözümlemeler ile kavranamaz.

Willy Lahaye, Jean-Pierre Portois, Hugette Desmet gibi araştırmacıların kuşaktan kuşağa aktarım üzerine ortaya koydukları çalışmalar moderniteden postmoderniye ailelerin kendilerini de etkileyen sosyokültürel mutasyonlar yaşadıkları yönünde. Çalışmalarında bu mutasyonun izini süren araştırmacılar şu an için, içinde bulunulan durumu tam bir geçiş evresi olarak resmetmekteler. Tam anlamıyla modern anlayışla postmodern vizyon arasında bir sıkışma. Elimizde sosyal bir navigasyon cihazı olsa işaret edeceği olası yer burası olurdu. Kuşkusuz yer, kişi faktörlerinin yaratacağı farklılık düzeyleriyle birlikte.

*

Bir yandan değişimi tetikleyen araçların işlerliğini artırmayı hedeflerken bir yanda da geçmişten bazı şeyleri alıkoyma girişimlerinin eşlik ettiği çatışmalı bir zemin üzerinde, öncelikli olarak çoktandır ihmal edileni göreve çağırmak, en isabetli tercih olacak: Düşünmek…

Hannah Arendt’ın dediği gibi ‘‘Hiçbir şey yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir.’’

Hazır reçetelerin şifacı olamayacağı bir noktada, düşünmeyi meselemiz ederek anlamanın eşlik edeceği bir vasatta ancak konuşabilecek bir noktaya geleceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.