Özgür Eğitim-Sen

Müfredat tartışmasını bir de böyle okuyun!

19.01.2017
A+
A-
Müfredat tartışmasını bir de böyle okuyun!

MEB üzerinde çalıştığı yeni müfredatı görüş ve eleştiriler almak üzere kamuoyuna sundu. Gelecek görüş-eleştiriler ile müfredat son şeklini almış olacak. Müfredat çalışması da kamuoyundan görüş ve eleştirilerin alınıyor olması da önemli. Zira sistemimizin problem alanlarından bir tanesi de müfredat. Dolayısıyla sorun alanına ilişkin arayışlar, düzeltmeler peşinde olmak makbuldür, zorunludur. Diğer taraftan sosyal-kültürel-teknolojik ve bilimsel alanda yaşanan hızlı değişimler yeni düzenlemeleri dayatıyor. Bunun yanında ülkemizde de köklü dönüşümler yaşanmakta ve belirli ideolojik-politik ve kültürel pozisyonun tüm kodlarını içerisinde barındıran sistemi ve müfredatı elden geçirmeyi zorunlu kılıyor.

 

Dolayısıyla ne tür bir müfredatla yol alacağımız önem kazanıyor. Bu önemi de ancak müfredatı bileşeni olduğu eğitim sistemi ile bütün olarak aldığımızda vermiş olacağız. Aksi taktirde lokal düzenlemeler sistemle olan ilişkileri dikkate alınmadığında hem bütünlük bozulmakta hem de düzenlemeler kendilerinden beklenen neticeyi doğurmamakta. Müfredat düzenlemesinin söz konusu bütünlük dikkate alındığında ciddi bir açmaz olarak önümüzde durduğu görülmektedir. Dolayısıyla bugünkü müfredat çalışmamız bir tarafıyla 12 Eylül Anayasası'nı muhafaza edip belirli alandaki kanun maddelerini değiştirmeye benziyor.

15 yıldır iktidar olan bir siyasi hareketin temsilcilerinin de defaatle belirttikleri gibi başarısız olunan bir alan var. Bu alan doğası gereği aşırı muhafazakâr, değişime karşı dirençli dolayısıyla köklü değişimlere kapalı. Daha vahimi de alana ilişkin köklü bir değişim önerisi, iddiası hatta tartışması olan da yok. Bu yüzden kimi yüzeysel talepler ile sembolik başlıklar tevarüs eden bir siyasi kavganın yeni yakıtları olarak gündem yanılsaması yaratabiliyorlar.

 

Literatürde müfredat; “bir okulu bitirmek veya bir alanda uzmanlaşmak için okunması gereken ders ve konuları kapsayan plan, müfredat, ders programı, müfredat programı. Öğretilmesi istenilen ders ya da konuların amaçlar, yönergeler ve ders gereçleri ile birlikte sıralı olarak düzenlenmesi sonucu ortaya çıkan kılavuz. Öğrencilere bir plana göre kazandırılması istenilen öğrenim yaşantılarının tümü.” Bu tanımlamalardan da anlaşılacağı üzere müfredat, belirli bir evrenden seçilen bir bilgiyi barındırır. Dolayısıyla seçili bilgi siyasal-ideolojik bir tercihten bağımsız olması düşünülemez. Nitekim mevcut ve önceki müfredatın siyasal-ideolojik olduğu gibi. Müfredatı önemli kılan da bu seçici niteliğidir. Ekonomik-kültürel ve özellikle akademik aktarımı gözeten yapısı ise bir anlamıyla olağan ve teknik bir planlamanın mevzusudur.

 

Türkiye'de eğitim yapılanmamız özü itibariyle kültürel dokuya meydan okuma-onu tasfiye etme misyonuyla yüklüdür ve bu tarihsel misyondan azade olmamıştır hala. İkincisi müfredat ve tüm eğitim yapılanması tarihsel genetiği hedef alan niteliğinden dolayı toplumun hafızasında temkinli yaklaşılması gereken şaibeli bir pozisyondadır, bunun izleri kültürel bellekte hala mahfuzdur. Bu açıdan eğitim hem tarihsel arka plan hem de siyasal-ideolojik doğası gereği toplumun geniş kesimlerince araçsallaştırılmış, kendisine bağlanan diploma-mevki-makam için katlanılan bir hüviyet almıştır. Bugün eğitime küresel dünyanın temel reaksiyonu da budur.

 

Diğer taraftan devletle ideolojik-politik bir cemaat dayanışmasına giren kesimler için bu yapı çökertilmesi, tasfiye edilmesi ve yeniden var edilmesi gereken bir “düşmanın” operasyona tabi tutulduğu bir cephe olmuştur. Eğitim düzeneği tüm kodifikasyonu ile devletle cemaat dayanışmasında olanları kayıran örtük bir alan oluşturuyor. Hem sistemik ilişki ağı hem de eğitim sisteminin kodifikasyonu ile cemaat dayanışmasında olanların kültürel sermayeleri arasındaki uyum itibariyle böyledir. Bourdieu ve pek çok eleştirel pedagog bu sistematiği çözen ve eşitlik ilkesini paravanlaştırarak sınıfsal hâkimiyeti pekiştiren bir süreç olarak nasıl işlediğini önümüze koyuyor. Devletle cemaat dayanışmasında olanların dili-dünyası ve yapının dili-dünyası arasındaki uyum aynı zamanda geniş kesimler için uyumsuzluk-karşıtlık olarak belirmekte ve gizil bir egemenlik ağı olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla birileri için şifre çözücü bir oyun olarak sahnelenirken eğitim, toplumun geniş kesimleri açısından süreç incelikli bir stratejiye karşı ürkek taktiklerin-varoluşsal tedirginliklerin işe koşulduğu asimetrik bir savaş niteliğindedir.

 

Bu yapıyı bütüncül ele almak, ekonomik-sosyal ve siyasal dönüşümlerin tüm komplikasyonlarını da gözeterek gözden geçirmek ve toplumun tarihsel-kültürel müktesebatıyla mütenasip ve bu tarihsel-kültürel müktesebatı yeni zamanların idrakine hitap etme hünerinde olacak şekle büründürmek gibi zorlu bir vazife var. Vazifenin ifası ise sorunu “efradını cami ağyarını mani” şekilde kavranmasını gerektiriyor.

 

Müfredatımız sıkıntılı, eğitim sistemimizde sorunlu. Ancak bunlar asla alanla mukayyet sorunlar değil. Sosyal, siyasal, akademik hayatımızda sıkıntılar var ve alana yansımaları var. Tarih şuurumuz, tasavvurumuz yok. Tarih bugün kavga alanı. Nasıl vereceksiniz? Devlet-toplum ilişkimizde aşılması gereken sayısız bariyer mevcut, bunlar aşılmadan veya sorunun bileşenleri olarak ele alınmadan müfredat ne yapacak? Eğitimin yapısı-kurgusu ve muhayyiledeki konumu yapıbozuma uğratılmadan nasıl olacak? Mevcut bilim paradgmasında içkin olan eurosantrizmle hesaplaşılmadan egemen söyleme yamanma çabalarına nasıl direnilecek? Toplumun direnç dinamiğinin zaafa uğradığı, kültürün istikrar kabiliyetini yitirdiği bir eşikte bürokratik düzenlemeler nasıl sadra şifa olacak? Uzatılabilecek olan bu sorular bize işimizin sandığımızdan daha büyük ve zor olduğunu belirtmek içindir. İki yüzyılı aşan bir süredir buhranlı bir sürecin içindeyiz. İşin bu kısmını gözettiğimizde MEB'i ve hükümeti aşan bir sorun yumağının içinde olduğumuz görülecektir.

 

Diğer taraftan şu çelişkilerle yüzleşmemiz lazım. Bir taraftan “her çocuk farklıdır” düşüncesine sahip olacağız ancak her çocuğa aynı müfredatı, dersi, sınavı hâsılı düzeneği vereceğiz. İnformel eğitimin formel eğitimden çok daha önemli olduğu bir dönemdeyiz.

 
Bizim gitmek istediğimiz yer, dünyanın şu an olduğu yer olmayabilir

 

Ziya Selçuk'un belirttiği gibi “Eğitim konusunda Finlandiya ve Güney Kore'nin başarısını herkes konuşur. Diyelim ki eğitimi çok iyileştirdik, müfredatımız çok çok iyi, Finlandiya gibi oldu. Peki, neden Finlandiya, boşanma oranlarında 3. sırada, çocuk intiharlarında 2. sırada, okul mutsuzluğunda dünya birincisi? Anlatmaya çalıştığım şey, bizim gitmek istediğimiz yer, dünyanın şu an olduğu yer olmayabilir."

 

 

Abdulbaki DEĞER

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.