Özgür Eğitim-Sen

Mülteciler,yeryüzünün lanetlileri ve ‘Vahşi Batı’ ruhu

04.03.2020
A+
A-
Mülteciler,yeryüzünün lanetlileri ve ‘Vahşi Batı’ ruhu

Suriye’de rejim güçlerinin İdlib’deki Türk askerlerine yönelik hava saldırısının ardından Türkiye AB’ye gitmek isteyen mültecileri durdurmama kararı aldı. Kararın duyulmasından sonra mülteciler Yunanistan ve Bulgaristan’a gidebilmek için harekete geçtiler ve Yunan sınırında tel örgülere dayandılar. Sonraki birkaç gün içerisinde yaşananları ise hepimiz gördük. Bir mülteci genç, Yunan polisi tarafından vurularak öldürüldü. Sınır kapısında bekleyen kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu kalabalığın üzerine gaz bombaları atıldı. Yunanistan ve Bulgaristan sınıra ilave asker yığmaktan söz ediyorlar. Öte yandan Yunanistan sınıra yakın bölgelerde gerçek mermilerle askeri tatbikat yapacağını duyurdu.

21.Yüzyıl bir diaspora yüzyılı olarak anılmaya namzet. Birleşmiş Milletler verilerine göre on milyonlarca mülteci dünyanın çeşitli bölgelerinde ya kendileri için bir çeşit karantina uygulamasını hatırlatan kamplarda kalıyorlar ya da önlerine çıkarılan tel örgüleri hayatları pahasına aşmak için mücadele ediyorlar. Dünya onlara, Zygmunt Bauman’ın isabetle kaydettiği gibi “atık insan” muamelesi yapıyor. Mülteci ya da sığınmacı; tanımlama ne olursa olsun onlar artık bir addan yoksunlar. Bireysel özellikleri, farklılıkları, kişilikleri, yeterlilikleri ve yetenekleri ne olursa olsun boyunlarında asılı duran yaftada yazılı olacak isimleri: Mülteci, sığınmacı…

Yunanistan sınırında ortaya çıkan fotoğraf, dünyanın neresinde olursa olsun tüm mültecilerin kimliğini tanımlıyor. Bu tanım içinde duvarlar, dikenli teller, silahlı asker ve polislerden başka bir şey yok. Kendi evlerinden kopmuş, koparılmış insanlar artık geriye dönemezler. Ne var ki ileriye de gidemezler. Gitseler bile gittikleri yere ait olmadıkları sürekli kendilerine hatırlatılacak, dışta, dışarıda tutulmaları için her şey yapılacak ve bulundukları her yerde orada bulunmaları ancak geçici olmak kaydına bağlanacaktır. Onlar sürgün değil, dünyadaki cehennemin sürekli sakinleridir. Bir ikametgâhtan süresiz yoksundurlar. “Bir kez mülteci olan, sonsuza dek mültecidir. Kaybettiği (ya da artık mevcut olmayan) yuvasına giden yollar kesilmiştir, yaşadığı araftan çıkan bütün yollar cehenneme gider” diyor Bauman.

Mülteciler sınırı aşmaya çalışıyorlar. Ne var ki aşacakları sınırın ötesi de bir dizi sınırla bölümlenmiş vaziyette. Sınırın iç taraflarında yaşayan halk; sosyal, ekonomik ve kültürel gerilim hatları ile birbirinden ayrılmış halde yaşamaya mahkûm. Sınırın iç taraflarında gettolar, yoksul mahalleleri, evsizler; beri tarafta izole, yalıtılmış, güvenlikli, ayrıcalıklı ve müreffeh durumda olanlar var. Sınırın iç tarafında yaşayan bu iki grubun ikincisi, kendi izole, yalıtılmış, ayrıcalıklı dünyasının bir parçası olmayanlara bir mülteciye bakar gibi bakıyor. Onun için bir tehdit, bir yabancı onlar. Onları güvenlikli yaşamının içine sokmak istememesi bu yüzden. Mülteci ise bu iki grup için de bir tehdit, asla kapılarının önüne dökülmesini istemedikleri “çöp insanlar” mesabesinde. Mülteci sınırın öte yanına ulaşabilirse eğer iki kere kaybeden olmaktan kurtulamayacak. Sınırın öte tarafındaki kaybedenlere karşı da kaybeden o.

Modernite başından beri bir düzene koyma, ayırma, parçalama ve istenmeyenden kurtulma süreçlerini işaret ediyordu. Nazi toplama kampları da Sovyet Gulagları da bu süreçlerin aşırıya varan ilerlemesinin sonuçlarıydı. Şimdi gelinen nokta ise küresel bir “Vahşi Batı” ruhu ile çekip çevrilen bir dünya manzarası.

Düşünürün vukufiyetle tanımladığı gibi içeride “ıskarta hayatlar”, onlar içeride; ne var ki için dışı olmaya mahkûmlar. İşe yaramadıklarına kanaat edilmesi durumunda zaten eğreti haldeki içerili olma halleri her an “atık” damgası yeme tehdidi altında bırakıyor onları. Öte yanda mülteci, içerideki dışın da dışı. Devletsiz, yersiz yurtsuz. Kendisine hiçbir kanun ile muamele edilmeyecek olan. Dolayısıyla kanun-dışılığı insan-dışılığa evrilmesinin ahlaki gerekçesi kılınmış kişi.

Dünyanın bugünkü varolma biçimi, insanı insan-dışı hale getiren bir işleme prosedürüne sahip. Bu varolma biçimi bir tercih. Tercih edilen hayat bunu ve bunları önümüze getirecek. Belki daha fazlasını, asla daha azını değil ama.

Ali Aydın/Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.