Ne söylediğimiz değil ne yaptığımız önemlidir!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Kritik günlerden geçiyoruz. Kritik günlerin gerektirdiği dikkat ve nezaket olmayınca bazı iş ve işlemler askıya alınmış olsa da mantık, zihniyet değişmiyor. Zaten başa gelen felaketin kendi başına eğitici, doğrudan tecrübeye dönüşen bir öğrenme olduğu iddiası ve beklentisi gerçeklikle ilintisi olmayan naif bir iyimserlik. Genelde insanlar nasıl bir ilişki içine doğmuşlarsa, ne tür muameleye maruz kalmışlarsa o oluyorlar. 1. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan onca ölüm ve yıkımın ardından dünyada bir daha savaş olmaz deniyordu. Üzerinden çeyrek yüzyıl bile geçmeden ölüm ve yıkım boyutlarıyla 1. Dünya Savaşı’nı fersah fersah geride bırakan 2. Dünya Savaşı yaşandı. Şimdi de hiç bir şey eskisi olmayacak lafları eşliğinde herkes, sanıyorum kendisi dışındaki her şeyin değişim geçirmesini bekliyor veya umuyor veya öyle varsayıyor. Bunun naif bir iyimserlik olduğunu belirttim yukarıda. Zihniyetiniz, ilişki ağınız neyse sizden sadır olan da ona uygun bir şey oluyor. İki haftadır bir Milli Eğitim emektarının yaşadığı mağduriyete değindim. Ankara’da Prof. Doktor Necmettin Erbakan Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde Meslek Dersleri öğretmeni olarak görev yapan Mehmet Yıldız’ın sürgün hikâyesi… Konuşulmaya değmeyecek bir kaç mazeretle (müdüre itiraz etmek vs.) özverisi, enerjisi, adanmışlığıyla maruf Mehmet Yıldız Hoca’nın soruşturmaya konu olması, sürgün edilmesi vs. ibretlik olduğu gibi bu tür mazeretlerin konuşulması, sorun olarak görülüp bürokratik hiyerarşi içerisinde işleme konu edilmesi ayrıca ibretliktir, düşündürücüdür. Ne konuşursanız, ne seviyede konuşursanız, ne tür işlere ve ilişkilere yol verirseniz ona dönüşüyorsunuz. Israrla vurgulamamıza rağmen ömrünü memleketine, gençlerine, eğitime adamış bir eğitim emekçisinin hali sessizliğe mahkum edilmiş durumda.

MEB, eğitim, kamuoyu, sanırım mevzuyu Mehmet Yıldız Hoca’nın şahsi problemi gibi algılıyor. Bu hadisenin varlığımıza, düzeyimize, işleyişimize, niteliğimize dönük ne tür imalarda bulunduğunu kimse düşünmüyor. Toplumsal algı, kurumsal itibar diye düşünen MEB ve eğitim kamuoyu olay nedeniyle söylenen bir iki satırlık soğuk ve resmi beyanın toplumsal algıyı ve kurumsal itibarı sağladığını düşünüyor. Olayın kendisinin, olayın yönetilme biçiminin pek bir anlamı olmadığıdüşünülüyor sanırım. Muhtemelen Sayın Milli Eğitim Bakanı da bu şekilde düşündüğünden olsa gerek şu kriz günlerinde eğitim-öğretim faaliyetlerini eldeki imkanlarla sürdürmeye çalışan öğretmenlere fedakârca çalıştıklarını ve büyük işler yaptıklarını belirterek şu konuşmayı yapıyor: “Fakat genel olarak baktığımızda öğretmenler ne yapıyorlar? Polisler çalışıyorlar, doktorlar çalışıyorlar, öğretmenler ne yapıyor? Öğretmenlerin ne yaptığı konusunda kamuoyunda algıyı çok güçlendirmemiz lazım ve sizin neler yaptığınızı sosyal medyada bombardıman halinde sunmamız lazım ama bunun için de örgütlü davranmamız lazım, organize olmamız lazım, yani zümrelerle ilçe müdürlükleri ile okul müdürlükleri ile sivil toplum kuruluşları ile efendim bazı vakıf dernek vesaire gibi kuruluşlarla başka Bakanlıkların kuruluşlarıyla irtibat haline geçip öğretmenler neler yapıyor, sosyal medyada özellikle bir bombardıman halinde sunmamız lazım. Eğer bunu ispat etmezsek Korona döneminden sonra şöyle bir şey çıkacak: Öğretmenler boş boş durdular hiçbir şey yapmadılar, boşu boşuna, maaş alıyorlar diyecekler. Ve biz bunu engelleyemeyeceğiz ama biz biliyoruz, siz biliyorsunuz ki öğretmenler çalışıyorlar….” Konuşmanın elbette bir bağlamı var. Ancak yine de alt metninde yürütülen şeyi, yürütülen şeyin şeklini ve bunun hayati önemini önemsizleştiren ve bizi tıpkı Mehmet Yıldız Hoca’nın ve onun gibi pek çok kişinin başına gelen sevimsizliklere, seviye düşürücü iş ve işlemlere mahkum eden önemli bir boyutunun olduğunu da görmezden gelemeyiz. Yapmanın söylemekten daha etkili olduğunu tekrar ederiz ancak bunun anlamını bildiğimizden emin olamıyorum. MEB’in kurumsal itibarı veya öğretmenin toplumdaki algısı ve itibarı PIAR çalışmasıyla, MEB mensuplarının kolektif ikna çabasıyla kotarılacak bir şey değil, öyle olmasını gerektiren bir şey de değil. Öğretmen kendi kurumunda ne kadar itibarlıysa toplumda da o kadar itibarlı. İtibarın çalışmayla ilgili bir kısmı var elbette. Ancak itibarın nasıl çalıştığınızla, hangi koşullarda çalıştığınızla, hangi ilişki içerisinde çalıştığınızla da çok ilgisi var. Mali ve özlük haklar ile ilgili kısımlarına girmiyorum. Bugünlerde topluma bir şeyler yaptıklarını ispat etme baskısını hissetmeyen hakimlerin, savcıların vs. nasıl itibarları düşmüyorsa öğretmenlerin de şu kriz günlerinde bir tür ehem mühim karmaşası içinde görünür olma çabası da itibarı yükseltmez, toplumsal algıyı olumluya çevirmez. Başkalarına bir şey göstermek ve onları ikna etmek yerine öncelikle yaptığımız şeye, yaptığımız şeyin niteliğine, düzeyine, işleyişimize, ilişkimize iyice bakmamız gerekiyor. Bunu yaptığımız zaman hepimiz gibi toplumun da iyiye, güzele kayıtsız kalmayacağını göreceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.