Özgür Eğitim-Sen

Okul Müdürünün Yaşadığı Acı Diyalog

18.12.2018
A+
A-
Okul Müdürünün Yaşadığı Acı Diyalog

Kalemi eline aldı ve “Bir Okul Yöneticisinin Yaşamından Kesitler” Kitabı için bir okul yöneticisi ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü yöneticisi arasında geçen acı bir diyaloğu zihninde kurgulamaya başladı.

 

Yaşadıklarına anlam veremiyordu. Kendisi 340 öğrencili, 14 öğretmenli bir köy okulunda okul yöneticiliği yapıyordu. O okula atandığından beri okulun çehresini ve kalitesini ciddi anlamda değiştirmiş, okula gelen herkesin takdir ettiği, kolej görünümlü bir okul ortaya çıkarmıştı. Kendisi atandıktan okulda fen lisesi kazanan öğrenci çıkmış, okul beyaz bayrak almıştı. Gerçi beyaz bayrak alan okullara verilmesi gereken beyaz bayrak sertifikası ve başarı belgesini alamamış olsa da önemsemiyordu. Çalışma amacı takdir edilmek ve ödüllendirilmek değildi. 
 
Okuldaki 4 yılı dolduğunda, girdiği mülakatta kendisine düşük puan verilerek şuan görev yaptığı köy okulunda 4 yıl daha görev yapacak olmak zorunda bırakılmış olması ve hiçbir başarısı görülmemiş bazı kişilerin yüksek puanlar verilerek merkezdeki okullara yönetici yapıldığı söylentisi de kendisini ciddi bir şekilde rahatsız etmemişti. 
 
Okul kantini dâhil hiçbir geliri olmayan bir okul yöneticisi olarak, Milli Eğitim Müdürlüklerinde okul ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermek için yöneticiler ile girdiği diyaloglar asıl canını ciddi şekilde sıkıyordu. Sanki devletin resmi kurumu olan bir okul için değil de babasının evinin ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermeye çalışan biriymiş gibi hissettiriyorlardı. 
 
Yöneticiler karşısında çoğunlukla talep ve sıkıntılarını ezile/büzüle, yalvara/yakara anlatan bir pozisyonda buluyordu kendini Milli Eğitimde Müdürlüğünde ki yöneticiler karşısında.
 
Allah a şükür uzun uğraşılar sonucunda, çatısı akan eski binanın çatısını ve elektrik tesisatını onarttırmayı başarmıştı. Bir de başında eski bina belası vardı. 1960 larda yapılan eski binada 2 okul öncesi sınıfının öğrencileri ile birinci sınıfın öğrencileri eğitim öğretim görmekteydi. 
 
Soba ile ısınan ve çatısı akan bir binada eğitim yaptırmak zordu. Maşallah yağmurun pek yağmadığı ilimiz bu sene Karadeniz’e dönmüş yoğun ve uzun yağmur yağışlarına sahne olmuştu. Bu da çatısı akan eski binada eğitim öğretimi zorlaştırmıştı. Allah’a şükür o okulda iki önemli sıkıntı bu sene giderilmişti.
 
2018-2019 eğitim öğretim yılının başından eylül ayından aralık ayına kadar, okulda 3000 TL civarı bir masraf oluşmuştu, kırılan camların değişimi, fotokopi makinesinin tamiri vb. kalemlerde bakım onarım ve tamir işleri yapılmış, birde çeşitli ihtiyaç kalemlerinden alım yapılmıştı. Kasım ayında ilçeden resmi yazı ile para talep etmiş ama olumlu cevap alamamıştı, sonradan yaptığı görüşmelerde Aralık ayı için bir miktar para sözü almıştı. 
 
Aralık ayında bir miktar para desteği de İl Milli Eğitim Müdürlüğünden almak için şansını denemek istedi. Oradan da bir miktar para alırsam, sıkıntımın çoğunu gideririm diye düşünde, gerçi geçen sene İl Milli Eğitim Müdürlüğündeki ilgili yönetici ile yaptığı görüşmede ilkinde 500 TL alabilmiş, ikinci talebinde ise başka bir İl Milli Eğitim Müdürlüğü yöneticisinin ricası ile bir 750 TL daha alabilmeyi başarmıştı. Sene sonuna doğru okul bahçesinde açılmış kuyu için harcanan 2000 TL lik masraf için tekrar görüşme yaptığında ise İl Milli Eğitim Müdürlüğündeki ilgili yönetici tarafında, senin okula çok para verdim gerekçesi ile ret edilmiş, olumsuz cevap almıştı.
 
Nerden bilebilirdi ki geçen sene 2017- 2018 eğitim öğretim yılı boyunca okuluna verilen 1250 TL para bu sene 2018- 2019 eğitim öğretim yılında, okulun açılmasının üzerinde 4 ay geçmiş olmasına rağmen, tekrar karşısına çıkarılacağını. Yaşayacaklarından habersiz İl Milli Eğitim Müdürlüğündeki ilgili yönetici ile görüşmek için odasına gitti.  Resmi yazıyı kendisine uzattı. İlgili yönetci yazıya baktı ve para isteme yazısı olduğunu görür görmez masanın ucuna doğru bırakarak. “Sana para veremem geçen sene çok para verdim” cümlesini sarf etti. Bu cümle ile okul yöneticinin başından kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Şaşırdı ve şok oldu. Bir an “Sayın Müdürüm bana sadaka vermiyorsunuz.” “Parayı da babamın evinin ihtiyaç ve sıkıntısını gidermek için istemiyorum. “ diyesi geldi. Yutkundu. 
 
Odada yabancı bir bayan ve erkek daha vardı. Sonuçta karşısındaki kişi halinden anlamıyor olsa da amiri idi ve duyduğuna göre nerede ise milli eğitimin tüm yükü sırtında idi. İş ve işlemlerinin büyük çoğunluğu onun yönetim ve denetiminde yapılıyordu. Sonuçta insanız kapasitemiz, dayanma gücümüz bir yere kadar.  Doktorların hastalarına karşı duyarsızlaşması gibi müdürümüz de okul müdürlerine karşı duyarlılığını kaybetmiş olabilirdi. Aslında yönetmelik ve resmi prosedür belli idi. Okul kantin gelirlerinden, milli eğitim müdürlüğü bütçesine aktarılan para, yine okul kantin geliri olmayan okullara aktarılmalıydı. Resmi işlerde yazışmalar ile yürütülürdü.  Gel gör ki bürokrasi de resmi yazı yazmak tek başına yetmiyor. Gidip özel olarak görüşüp rica minnet ile talepte bulunmak bazen de hatırı olan kişileri devreye sokmak gerekiyordu.
 
Bir an durakladı. “Sayın müdürüm sonuçta okulumun kantin dâhil hiçbir geliri yok. Harcamalar oluyor bunu nereden karşılayacağız” diye sordu. Konuşma karşılıklı olarak sarf edilen cümleler ile bir süre daha devam etti. Sonuçta İl Milli Eğitim Müdürlüğü Yöneticisi muhtemelen başından savmak için soğuk bir şekilde “Tamam hocam yazınızı yazdınız. İlçe ile görüşürüz biraz onlar, biraz biz size para aktarırız” diyerek onu odasından gönderdi.
 
Dışarı çıkarken kalbi kırılmış, içini öfke kaplamıştı. Uğradığı muamele incitmişti onu, bunu hak etmiyorum diye düşündü. Beni takdir edip ödüllendirmeyebilirsiniz. Ama okulum için ortaya koyduğum çabayı baltalamaya hakkınız yok diye düşündü. Okuluma bir vermişseniz, ben okula on yapmışım. Evet. Takdir etmeyebilirsiniz ama bari moral ve motivasyonumu bozmayın “ diye söylendi içinden. İstifayı bile düşündü. Sonra kendi kendine “Bu işte okulumun, öğrencilerimin, öğretmenlerimin, velilerimin suçu yok. Neden istifa edip düzenimizi, bozup onlara zarar vereyim.”
 
“Bu da geçer ya hu” deyip yaşadıklarını ardında bırakıp, bir daha böyle bir duruma düşmemeyi Allah’tan dileyip yoluna devam etti. 
Kalemi elinden bıraktı. Evet. Hikâye güzel olmuştu. Günümüz gerçekliği acısından ütopik görünse de günümüz yöneticilerinin, hikaye de geçen kişiler ile uzaktan yakından ilgisi olmasa da okuyucu durağan, sıradan kişi ve olaylardan örülü hikayeleri sevmezdi.

Abdulgani DEMİR
Özgür Eğitim Sen Şanlıurfa İl Temsilcisi 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.