Operasyon uyarısı operasyon mudur?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
06.01.2018
A+
A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2015 yılında FETÖ için “tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet” tespitinde bulunmuştu. Bu tespit şayet içerdiği kafiyenin ötesinde bir gerçekliğe vurgu yapıyorsa FETÖ ile mücadelenin ahvaline dair tartışmak durumundayız. Örgütlenmelerin piramidal yapısı göz önünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanı’nın tespitinde şöyle bir manzara çıkıyor: tabanda saf, iyiniyetli, hassasiyetleri istismar edilen geniş bir kesim, ortada tabana göre sayısı azalan ve örgütlenmeyi çıkar ve beklentileri doğrultusunda kullanan ve kullanabilmek için kendini de kullandıran orta kesim. Yukarıda ise belirli bir hedef doğrultusunda işi yürüten görece küçük ancak etkin bir yönetici kurmay elit.

FETÖ ile mücadelenin ana stratejisinin bu okumayla mütenasip seyretmesi makul ve mantıklı olandır. Yani mücadelenin sıklet merkezini ihanet içerisinde olan yönetici elit olarak tutmak, ilke ve değer gözetmeksizin çıkar ve menfaat doğrultusunda cehenneme odun taşıyan orta kesim muhterislerini de özgül hikâyeleri üzerinden adli ve ahlaki hesaba tutmak zaruridir. Saflığının ve iyiniyetinin kurbanı olan tabanın ise somut, makul ve makbul bir delile dayanmıyorsa yaşadığı travmasını derinleştirmek ve toplumsal barışı tehdit eden bir soruna dönüştürmek yerine sağaltıcı politikalarla hareket etmek durumundayız.

Kabaca olması gereken ve kamuoyunca beklenen mücadele bu iken örgüte, örgütün işleyiş ve bağlantılarına ilişkin istihbarat zaafı ve yüksek tehdit algılaması mücadeleyi kifayetsiz bürokrasinin elinde tersyüz etmektedir. Sorun, çözülmek ve milletin başına bela olmaktan çıkarılmak yerine derinleştiriliyor, sulandırılıyor, etkisi ve çapı büyütülüyor. Diğer taraftan Türkiye‘de vesayet kurmuş, sistemin karanlık bölgelerinde iktidar tesis etmiş odaklar fırsattan istifade psikolojik harekât düzenlemekte, püskürtüldükleri noktalardan yeniden merkezi ele geçirmek için suyu bulandırmaya kalkışmaktalar. 15 Temmuz‘un “ikinci-üçüncü dalgaları geliyor” şeklinde korkutma, yıldırma, kendilerine alan açma saikiyle sürecin iyice içinden çıkılmaz hale sürüklenmesi için paranoya üretme şebekesi şeklinde dolaplar çevirmekteler. Meseleyi gizemlileştirme, karanlık odaklar ihdas etme, komplo teorileri kurgulama üzerinden ülkenin iklimi zehirlenmekte, duygu dünyası tahrip edilmekte. Aşınmış sınıfsal ve kültürel imtiyazları yeniden üretmenin mekaniği Türkiye‘nin bekâ kaygısına bağlanarak kamufle edilmekte, istikamet kundaklanmakta.

Oysa aklıselim, sağduyu ve yaşadığımız ağır tecrübe şunu göstermektedir ki bizi güvenli, bugünü ve yarınımızı mümkün kılacak ucu bucağı kestirilemeyen ideolojik-politik okumaların albenisinde sürüklenmek değil, ekonomik, siyasi, bürokratik ve hukuki işleyişimizin maşer-i vicdani tatmin edecek şekilde işlemesidir. Şu an boğuşmakta olduğumuz sancılı sürecin yarattığı tahribatı görmeyen, bu tahribatın doğuracağı açmazları fark etmeyen tersine çıkar ve beklentileri doğrultusunda kanayan yaranın büyümesine çalışırcasına gözleri başka noktalara kaydıran girişimlere dikkat kesilmek boynumuzun borcudur.

Bilinmelidir ki Türkiye‘nin harici düşmanlarının olması yeni değildir. Harici düşmanların iç bağlantılarının olması yeni değildir. Türkiye‘nin üzerinde hesap yapanların olması da yeni değildir. Bu açıdan Türkiye‘nin uyanık, basiretli ve teyakkuz halinde olması devlet olmanın asgari koşuludur. Bilinen, olan ve olmasında gariplik olmayan bir durumu yeryüzünde ilk kez ve sadece bize karşı oluyormuş şeklinde bir akıl tutulması üretmeye matuf bu girişimler özü itibariyle şu an kendi elimizle kendimize çektiğimiz operasyonun devamı niteliğindedir. İçerde iç bütünlüğümüzü, sosyal barışımızı ve duygu-ruh dünyamızı tahrip eden gelişmeleri sıradanlaştıran, görmezden gelen hatta sistemik bir şekilde perdeleyen girişimler var. Bu girişimler karşısında açmazlarımızı görmek, istikamet üzerinde olup olmadığımız gözden geçirmek, iş ve işlemlerimizi adalet ve hakkaniyet çerçevesinde yürütüp yürütmediğimizi yoklamak mecburiyetimiz var. Yaşadığımız 15 Temmuz hadisesinin üzerinden yaklaşık iki buçuk ay geçmiş durumda. Hala bu hadisenin, içinde debelenmekte olduğumuz sistemin önümüze koyduğu bir sorun olduğu gerçeğiyle yüzleşemedik. Atılacak adımların sistemi hedefleyen bir yaklaşım üzerinden verilmesi gerektiği kavrayışına erişemedik. Başından beri dile getirdiğimiz “FETÖ mücadelesi FETö‘yü aşan bir hüviyettedir” gerçeğini ıskalayıp durmaktayız. Bu gerçek dikkate alınmazsa, bu kavrayışla yol alınmazsa başka yerlerden operasyon beklemek içine düştüğümüz  kıskacı fark edememektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın valilere yaptığı şu çağrı bile operasyon yediğimiz büyük ve asıl merkezin neresi olduğunu göstermeye yetiyor: Dikkat ediniz lütfen, bu uyarı valilere yapılıyor. Milyonlarca insanın kaderini teslim ettiğimiz amirlere; “adam alma yarışına girmeyin. Adil olun!” Sürecin işleyişine ilişkin uyarısını da unutmayalım; “at izi it izine karıştı.”Dışarıyla baş etmek içerdeki durumumuzun ne olduğu ve işleri nasıl yürüttüğümüz ile ilintilidir. 

İşlerimizi düzgün yürütmek, titizlenmek, usul ve erkân gözetmek bize cephe almış, üzerimizde hesap yapan şer ve ihanet şebekelerinin göz ardı edilmesini gerektirmiyor. Tam tersine şer ve ihanet şebekelerine karşı etkin ve dirençli olmak ancak bünyemizin sağlam, kararlarımızın isabetli, süreç planlamamızın özenli olması ile mümkündür. Bizleri ayartan, dengemizi bozmaya dönük hamleler ister içerden ister dışardan gelsin başımıza gelen operasyonun parçasıdırlar. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.