Özgür Eğitim-Sen

Prekaryalaşan öğretmenler ve özel okul gerçeği

20.07.2019
A+
A-
Prekaryalaşan öğretmenler ve özel okul gerçeği

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ali Aydın,bugün KARAR Gazetesinde yayımlanan yazısında Özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin sorunlarını dile getirdi.

Prekarya, Pierre Bourdieu metinlerinden aşina olduğumuz bir kavram. Son yıllarda ise, Guy Standing’in  ‘Prekarya: Yeni Tehlikeli Sınıf’  adlı kitabında altı vurgulu bir biçimde çizilmekte. Kavram, çalışan sınıfın iş ile ilgili yaşadığı “belirsizlik” ve “güvencesizliğe” göndermede bulunuyor. Buna göre sanayi toplumunda çalışanı anlamlı birer tanımlama aracı olarak kullanılan “proletarya”, “orta sınıf” gibi kavramlar; günümüz dünyasında işin değişen doğası dikkate alındığında işlevsiz kaldılar. Kapsamları yeni durumu anlamak için yetersiz. Tüm dünyada sendikaların güçsüzleşmesi ve çalışan kesimin koruyucu şemsiyelerinin ortadan kalmasıyla birlikte esnek üretimin gönlünce at koşturacağı bir çalışma sahası ortaya çıktı.   Bu saha sadece mavi yakalılar olarak anılan ve kol emeği ile çalışanlar için değil beyaz yakalılar olarak anılan ve kafa emeği ile çalışanlar için de oldukça korunaksız.

Özel sektörden kamuya transfer edilen bir dizi uygulama ile bugün kamu çalışanı öğretmenlerin de prekaryalaşması olgusu ile karşı karşıyayız. Ne var ki devlet memuru olmayan ve özel eğitim kurumlarında çalışan yüzbinlerce öğretmen kamuda çalışanlara nazaran çok daha savunmasız durumda. Kamuya sıçrayan prekaryalaşma ile onlar uzun zamandır baş etmeye çalışıyorlar. Prekaryalaşan öğretmenin karşı karşıya bulunduğu tehditleri özel eğitim kurumlarında çalışan yüz binlerce öğretmenin yaşadıkları üzerinden çok daha açık biçimde gözlemliyoruz.

Son yıllarda dershanelerin kapatılması ve devletin teşvik sistemi ile özel okullaşma büyük hız kazandı. Yaklaşık 10 bin özel okul, 3 bin özel kreşin bulunduğu Türkiye’de etüt merkezleri, sürücü kursları, rehabilitasyon merkezleri ve benzeri özel eğitim merkezlerini de dikkate aldığımızda 200 bin civarında öğretmenin bu sektörde istihdam edildiğini görüyoruz. Özel okullaşmanın bu boyutlara ulaşmadığı dönemlerde özel sektörde iyi ücretlere çalışabilen öğretmenler, son yıllarda ekonomik ve özlük hakları açısından sömürü düzeneğinin içine alınmış durumda. Mesleki ve duygusal açıdan tükenmişlik içindeki öğretmenin sömürüsünün kolaylaştırılması için özel girişimciye devlet tarafından yasal zemin de sunulmuştur.

Güvencesizleştirmenin yasal dayanakları

5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun Özlük Hakları ve Sorumluluklar başlıklı 9. Maddesi’ndeki ‘…Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre dengi resmi okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez.’  hüküm cümlesi, özel okulların, öğretmenine resmi okullardaki öğretmenden daha düşük ücret vermesinin önünü kesiyordu. Ancak 2014 yılı itibariyle 9. maddenin bu cümlesi yürürlükten kaldırıldı ve böylece devlet korumasından mahrum kalarak patronun istismarına ve sömürüsüne açık hale getirilen öğretmenin özel sektördeki asgari ücret mahkûmiyeti başlamış oldu.

Özel okullarda Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na tabi olarak görev yapan öğretmenler ‘süreli sözleşme’ ile çalışıyorlar. Öğretmenin kaderi sözleşmenin belirli süreli mi yoksa belirsiz süreli mi olduğuna göre değişiyordu ve bu konuda yakın zaman kadar Yargıtay’ın daireleri arasında ciddi bir ihtilaf söz konusuydu. Öğretmenin yaptığı sözleşme ‘belirli süreli sözleşme’ kapsamında değerlendirilirse özlük hakları büyük oranda tırpanlanıyor ve pek çok haktan yararlanamıyor. Eğer ‘belirsiz süreli sözleşme’kapsamında değerlendirilirse ihbar, kıdem tazminatı, işe iade gibi iş güvencesine ilişkin hükümlerden yararlanabiliyor. Çünkü 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde, iş güvencesinden yararlanmak için sözleşmenin belirsiz, yani süresiz olması öngörülüyor.

Eğer işveren, öğretmen ile yıllar içerisinde zincirleme olarak birden fazla sözleşme yenilerse sözleşme, ‘’belirsiz süreli sözleşme’’ halini alıyor ve öğretmen iş güvencesine kavuşuyordu. İşte bu noktada Yargıtay devreye girdi ve 2018 yılında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu oy çokluğuyla belirli süreli sözleşmenin zincirleme yapılmasının, sözleşmenin belirli süreli olma niteliğini ortadan kaldırmayacağınahükmetti. Bunun üzerine artık özel eğitim kurumları sözleşme yenilemediği öğretmene, 10 yıl çalıştırmış olsa dahi kıdem tazminatı ödemiyor, öğretmen ihbar tazminatı talep edemiyor, işe iade davası açamıyor ve iş güvencesinden mahrum kalmış oluyor. Yukarıdaki iki yasal operasyon ile her türlü istismara açık hale gelen öğretmen asgari ücrete mahkûm ve pek çok özlük hakkından mahrum olarak çalışmak zorunda bırakılmakta, öğretmenin çaresizliği ise işveren tarafından fırsata çevrilmektedir.

Pahalı özel okullarda yaşanan ucuz dram !

Eğitim öğretim yılının başında yüksek bütçeli reklamlarla tanıtım yarışına giren birbirinden havalı ve son derece pahalı özel okulların eğitimcinin emeği ile ilgili tasarrufları ucuz bir dramı karşımıza çıkarıyor. İki hukuki müdahale ile iş güvenliğini kaybeden, yüz binlerce alternatifi olduğu için kolayca gözden çıkarılabilen öğretmeninin yaşadığı sorunlar bunlarla sınırlı değil. Uğradıkları hak mağduriyetleri nedeniyle yeri göğü inletmeleri gereken ama örgütsüz (sendikasız-derneksiz-meslek odasız) olmanın aczini yaşayan, seslerini duyuramayan ve işsiz kalma korkusuyla çoğunlukla kaderlerine razı olan 200 bin öğretmenin sorunlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Resmi okullara öğretmen alımlarının giderek azaldığı ve zorlaştığı süreçte özeldeki şartlar öğretmen aleyhine dönmüş, öğretmenler ekonomik ve mesleki açıdan güç şartlar altında çalışmak zorunda bırakılmış, bu konuda devlet tarafından da yalnızlığa terk edilmiştir.

Öğretmene gereken değeri veren çok sınırlı özel eğitim kurumunu ayrı tutmakla beraber özel okulların pek çoğu öğretmene maaşının bir kısmını elden vererek çalışanının sigortasını asgari ücret üzerinden yapmaktadır. Ortalama 2000 ila 3500 TL arasında bir ücret karşılığında haftada 40 saatten fazla derse giren öğretmen, gelirini ispatlayamadığı için kredi çekme imkânlarından bile mahrum kalmakta, emekli olma hayalleri bile kuramamakta, emekli olsa dahi çok düşük bir maaş alabilmektedir. Öğretmene asgari ücretin altında bir miktara sözleşme imzalatan bazı özel okullar da öğretmenin hesabına asgari ücret yatırıp üstünü elden geri alarak hem öğretmeni sömürüyor hem de devletten vergi kaçırıyorlar. Hatta Bakan Selçuk’un “özel kurslardaki öğretmen sayısı net değil’’ itirafında dile geldiği gibi binlerce öğretmen sigortasız sözleşmesiz çalışmak zorunda kalıyor.

2) Resmi okullarda eğitim sezonu başında öğretmenin aldığı eğitim öğretim ödeneğini alamayan özel kurum öğretmeni haftada birden fazla nöbet tutmasına rağmen nöbet ücreti de alamamaktadır. Hatta kadrolu öğretmen için hayati öneme sahip ek ders ücreti dahi söz konusu edilmemektedir. Bazı okullarda birisi MEB’e verilmek üzere resmî fakat kağıt üzerinde kalan, diğeri ise öğretmenle aralarındaki asıl ilişkiyi belirleyen iki ayrı sözleşme bile yapılmaktadır. Nasılsa ellerinde istedikleri şartlarda imza attırabilecekleri, her türlü angaryayı yükleyebilecekleri, iş başvurusu yapan öğretmenlere ait bir tomar CV vardır.

3) Her yıl sözleşmesinin yenilenip yenilenmeyeceği, yenilenirse hangi şartlarda yenileneceği, yenilenmezse ne yapacağı kaygısıyla, işsizlik baskısı altında sezonu bitiren ve daimi bir gelecek endişesi içerisinde çalışan öğretmen; kadın ise evlenmeme, hamile kalmama şartları altında sözleşmelere imza atmak zorunda kalmaktadır. Ders ücreti karşılığı anlaşma yaptığı için büyük bir bölümü yaz aylarında görevi olmadığı gerekçesiyle iki veya üç ay maaş alamamakta, maaşını sair zamanda düzenli alabilen de kendini şanslı addetmektedir.

4) Eşit işe eşit ücret ilkesinden uzak şartlarda çalışan özel okul öğretmeni test merkezli ve başarı odaklı eğitim anlayışıyla çalışmak zorunda olduğundan mesleğine yabancılaşmakta, mesleki tatmin yaşayamamaktadır. Resmi okullardaki öğrenciden farklı olarak kendisini müşteri, öğretmeni de eğitim hizmeti veren görevli olarak gören bir öğrenci ve veli kitlesine hizmet etmektedir.

5) Aday öğretmenler tecrübesiz olmaları ve işlerini kaybetme kaygısı nedeniyle çok düşük ücretlere emek vermekte, adaylıklarının kaldırılmasında işverenin inisiyatifinde olmalarından dolayı stres yükü altında çalışmaktadır. Ağır iş yükünü kaldıramadığı için işi sezon ortasında bırakmasın diye kimi okullar öğretmene boş senet imzalatmaktadır. Ayrıca yeni öğretmenle deneyimli öğretmen arasında da çok ciddi ücret farkları olabilmektedir.

6) İdareci-öğretmen ilişkisinden ziyade işçi-işveren ilişkisi kurulan öğretmen, öğretmenin olması gereken saygınlığını yaşayamamaktadır. İdare tarafından izni dahi alınmadan notlarına müdahale edilen, hafta sonları görev verilerek dinlenme hakkı elinden alınan, ders dışı etüt, soru çözümleri vs gibi etkinliklerle 60 saate kadar çalıştırılan ve herhangi bir ek ders ücreti ödenmeyen, yönetimin mobing uygulamalarına maruz kalan ve hakkını arama kapıları kapalı olan, her an kapı önüne konulma riskiyle onurundan taviz vererek çalışması beklenen, güven duyulmadığı için dersleri sınıf kapısının gerisinden dinlenen, herhangi bir statüsü olmayan, idealizmi öldürülen, özsaygı yitimine uğratılan öğretmen ne kadar mutlu olabilir, ne kadar kendisini öğretmen hissedebilir?

Özel eğitim kurumlarında çalışan yüzbinlerce öğretmen yasal mevzuat kanalıyla öğretmenin sömürülmesinin önüne geçilmesini, yapılacak bütüncül bir yasal düzenlemeyle resmi okullar ile özel okullarda görev yapan öğretmenler arasındaki ekonomik ve özlük haklarındaki uçurumun kapatılmasını, özel okulların devlet tarafından gereği gibi denetlenmesini ve istismarın önlenmesini talep ediyorlar. Milli Eğitim Bakanı tarafından ‘Tek güvencemiz’ veya ‘öğretmenlerimizin temsilcisiyiz’ denilerek taltif edilmeye çalışılan öğretmenin gerçek anlamda temsilciliği, ancak hak ettiği iş güvencesi verilerek, uğradığı hak gaspı sona erdirilerek, mağduriyetleri giderilerek yapılabilir.

Ali Aydın – Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Nalan dedi ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Çok teşekkür ederiz.Rehabilitasyon öğretmenleri hafta da 40 saat çalışmakta dolayısıyla yipranmaktadir.Aldığı maaş asgari ücret seviyesindedir.