Özgür Eğitim-Sen

Şamar Oğlanı Değil Öğretmeniz!

26.11.2016
A+
A-
Şamar Oğlanı Değil Öğretmeniz!
 
 
 
 
Öğretmenlerin durumlarından sürekli şikayet etmeleri alışıldık bir durumdur. Öğretmenler başlıca iki konudan şikâyet ederler: Bunlardan ilki işlerinin zorluğu, ikincisi ücretlerinin azlığıdır.
 
Muhalefet partilerinin öğretmenleri iktidarlara karşı savundukları da alışıldık bir durum. 23 Mayıs iş bırakma eyleminde bütün muhalefet partilerinin boy göstermeleri bu alışıldık durumun ispatıdır.
 
Muhalefet partileri iktidar olduklarında, muhalefetteyken söylediklerinin tersini yaparlar.
 
Alışıldık durumlara alıştık. Bundan dolayı muhalefet partilerinin “biz iktidar olursak”la başlayan vaatlerini çalışanlar olarak ciddiye almayız.  
 
Partiler seçim meydanlarında “doğru” söyler “iktidar”da şaşarlar.
 
İktidar partisini, işimizin zorluğu veya ücretlerimizin azlığı nedeniyle eleştirmek, günümüzde en son yapacağımız şeydir.
 
Çünkü, adamlar, bırakın ücretlerimiz iyileştirmeyi, “bu çalışmaya bu ücret fazla, birazını geri alırız ha” der gibiler.
 
Sayın Başbakanın “öğretmen 15 saat çalışıyor şu kadar alıyor, memur ise 40 saat çalışıyor” açıklaması, tartışmanın nedeninin ücretten farklı bir şey olduğunu düşündürüyor.
 
Sayın Başbakanın son açıklaması, bazı bakanların öğretmen düşmanlıklarının kişisel olmadığını ortaya koymuştur.
 
Hani bir bakan “milli eğitim bakanı öğretmenlere şahsiyet kazandırmaya çalışıyor” demişti, Milli Eğitim Bakanı da, “öğretmenler çalışmıyorlar, üstelik fazla tatil yapıyorlar” deyivermişti ya!
 
Üç açıklama bir arada düşünüldüğünde, Hükümetin öğretmenleri işe yaramaz, tembel, ücretini hak etmeyen, asalak ve yaz boyu yatan varlıklar olarak gördüğünü anlamak zor olmaz.
 
Yanılıyor muyum?
 
Bu üzücü durum, darbe dönemlerinde bile yaşanmadı. Zira, darbecilerin bazı öğretmenleri hedef aldıklarını ama öğretmenlik mesleğini aşağıladıklarını görmedik. Darbecilerin yapmadığını, öğretmenlere reva gören sivil bir iktidara ne söylenir? İşin garip yanı az sayıda da olsa öğretmen camiasının bir kısmı darbeye karşı sokağa çıkacağını deklere etmişti. Yani darbeye karşı çıkan az sayıda insanın bir kısmını içinde barındıran öğretmenlik mesleğine üstten bakmak çok vahimdir…
 
Neyse, geçelim. Çünkü darbe karşıtlığı hesap kitap değil, kafa ve yürek işidir.
 
**
 
Bu duruma nasıl düştük?
 
Sebebi çok açık aslında. Sivil toplumu önemsemesi ve güçlendirmesi gereken iktidar partisi, sivil toplumu etkisizleştirmeyi seçti. Bir sendikayı destekledi. Bu sendika kısa sürede iktidar gücüyle büyütüldü. Üye sayısı artan ama etkisi sıfırlanan bir sendika elde edildi.
 
Eşit işe eşit ücret düzenlemesiyle memurların ücretleri biraz iyileştirildi. Öğretmenler yok sayıldı.
 
Memurları temsilde iki istisna dışında bütün iş kolları, hükümete yakın sendikalarca temsil edildi. Bu, yetkili sendikanın yapılanlara ses çıkarmayacağını garanti altına alan bir operasyondu. Toplusözleşme görüşmelerinde yaşanan tıkanıklığı iş bırakmayla çözmeye kalkan sendikalara, [bir yetkili sendika dışında] iktidara yakın yetkili sendikaların destek vermediğine şahit olduk.
 
Hükümet, çok ses çıkarabilecek bir kesimi kısmen kontrol altına almayı başardı.
 
**
 
Toplusözleşme görüşmeleri öncesi ve sonrasında öğretmenliğin aşağılanması, sendikacılığın nasıl yapılmaması gerektiğini ortaya koymuştur.
 
“Ben söylemiştim” demek hiç hoşuma gitmiyor ama ben bunları çok önceden söylemiştim. Arşivim söylediklerime şahitlik edecektir.
 
Vakit varken yanlıştan dönülmelidir.
 
 
Son iki söz: Biri Hükümete bir Eğitim Bir Sen’e
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum”, böyle bir şey duydunuz mu?
Duymamış olmalısınız, yoksa öğretmeni köleleştirmek için uğraşmazdınız…
Arkadaşını satanların iflah olduklarını gördünüz mü?
Ahmet Hamdi Ayan
 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.