Özgür Eğitim-Sen

Sendikamızdan Önemli Açıklama

03.07.2018
A+
A-
Sendikamızdan Önemli Açıklama

Türkiye’ye "90’lara dön!" emrivakisi yapılıyor!

 

Seçimlerin ardından gerilimin düşeceğini ve ülkenin görece normale döneceğini bekliyorduk. Önce Ağrı’dan gelen PKK’nın Ak Parti müşahidini infaz ettiği haberi ajanslara düştü.  Haber üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun HDP Eş Genel Bakanı Pervin Buldan’ı arayarak tehdit ettiğini öğrendik. Ardından CHP temsilcilerinin bundan böyle şehit cenazelerinde protokole alınmamasına ilişkin Valiliklere genelge gönderdiği açıklamasını dinledik İçişleri Bakanı’ndan. Bu haberlerin yankısı devam ederken bir süredir kamusal bir figür olarak yer alan Alaattin Çakıcı'ın Karar Gazetesi’ni ve yazarlarını tehdit eden açıklamaları gündeme yerleşti. İçişleri Bakanı’nın açıklamalarının Ak Parti sözcüsünce teyit ve tasdik edilmesi, Çakıcı’nın Anayasa’nın 28. maddesinde teminat altına alınan ‘basın hürriyeti’ ile 25. ve 26 maddelerinde zikredilen ‘düşünce ve kanaat hürriyeti’ ile ‘düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti’ni hedef almakla kalmayıp kurumu ve yazarlarının varlığını hedef gösteren açıklamalarına yetkililerce şu ana kadar herhangi bir karşılığın verilmemiş olması siyasetin ve devletin mevcut durumu açısından düşündürücü olmanın ötesinde endişe vericidir ve vahimdir.

 

Türkiye bir dejavu durumu ile karşı karşıyadır. 90’lı yılların denetimsiz pratiğini çağrıştıran bu tarz uygulamalar sadece sivil siyasetin tasfiyesi anlamını taşımamaktadır aynı zamanda devlet içerisinde kontrolsüz ve denetimsiz alanların ve aktörlerin zemin bulmasına yol vermektedir. Bunca yaşanmışlığın ardından sorunları kronikleştirmekten başka işlevi olmayan bir dile, siyasete yol vermek veya tüm bunları normalleştirmek siyaseti tasfiye etmek, devlete operasyon çekmektir.

 

Türkiye’nin üzerinde 90’ların hayaleti dolaşıyor

 

Sosyal ve siyasal kültürümüzün hegamon diline dönüşen asayişçi yaklaşım karşısında siyasetin alanını muhafaza etmek ve genişletmek yarınlarımız açısından hayat memat meselesidir. Basın hürriyeti, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlük alanlarının gerekliliğini ilişkin bir tartışma yürütmek veya Türkiye’yi bu yönde bir tartışmaya muhtaç bırakmak ülkeye seviye kaybettirmektir. Ulusal, bölgesel ve küresel gelişmelerin büyük kırılmalara yol açtığı bir eşikte sosyal-siyasal huzuru muhafaza etmek, devletin işleyişine özellikle de Saint-Just’un ifadesiyle kamusal özgürlüğün teminatı, hükümete ve devlete ahlak kazandıran ve ahlakın teminatı olan kurumların işleyişine özen göstermek herkes için temel vazifedir. Hele hele baskın bir asayiş dilinin siyaset görünümü alması ve siyasetçilerce kabullenilmesi sorunları çözmeyi değil sorunların konuşulmasını engelleyerek büyüttüğünü biliyoruz. Aynı zamanda siyaseti resmi bir hakikat rejimine dönüştürerek siyasetin doğasında mündemiç olan karşıtlığı-çeşitliliği-çelişkiyi giderilmesi gereken bir yanlış olarak kodlamak paradoksal olarak siyasetin kendi eliyle kendini tasfiye etmesine rıza göstermektir. Bugün varlığı ve niteliği hedef alınan sivil siyasetin pek çok eksiği olmasına rağmen ülkemizin en büyük kazanımı olduğunu siyasi tarihimizin kendisi göstermektedir. Bu alanın daraltılması anlamını taşıyan iş ve işlemlerden uzak durmak en başta siyasetçilerin görevi olduğu muhakkak. Ülkenin ve toplumun terör üzerinden hassas olduğu bu günlerde terörle etkin mücadelenin Türkiye’nin ‘yumuşak gücü’nü diri tutmakla olacağı açıktır. Temel hak ve özgürlükleri muhafaza ederek, devletin işleyişine hukuk devleti mantığı içerisinde işlerlik kazandırmak sanılanın aksine terörle mücadeleyi ne zaafa uğratmaktadır ne de atıl kılmaktadır. Ayrıca hak ve özgürlüklerin korunması, devletin hukuk devleti mantığı içerisinde varlığını devam ettirmesi tercih edilecek pek çok seçenekten bir seçenek değil gerçekleştirilmesi yönünde azim ve gayretle çaba gösterilmesi gereken tek seçenek, tek hedeftir.

 

Karar’a tehdit devlete meydan okumaktır

 

Özellikle Karar Gazetesi’ni ve yazarlarını hedef alan tehdit ise zaten mevcudiyetiyle bırakın siyasetin veya devletin niteliğini doğrudan devletin varlığını tartışmalı hale getirmektedir. Burada tehdit edilen ve meydan okunan devletin kendisidir. Bu tehdit karşısında hükümetten-siyasetten herhangi bir sesin yükselmemiş olması üzücüdür, vahimdir. Geride bıraktığımızı düşündüğümüz karanlık bir dönemin hayaleti bugünlerde Türkiye üzerinde dolaşıyor. Kritik eşikte seyreden toplumun duygu dünyasını ve hayli yüklü ve  hassas olan şuuraltını hedef alan bu tehdidin ve şüphesiz tehdidi besleyen iklimin yukarıda da değindiğimiz gibi 90’lara dönme emrivakisi olduğu ortadadır. Bu ülkenin hangi badireleri atlattığı, bu milletin hangi bedelleri ödeyerek bugünlere geldiği anlaşılan unutuldu. Öyle ya ‘hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ demiyor mu ünlü özdeyişimiz. Tecrübe ne yaşadıklarınızla ne de yaşadıklarınızın çok olmasıyla ilintili. Akıl, fikir, basiret, feraset gibi ekstra donanımlara da ihtiyaç var. Dikkate, özene, hafızaya ihtiyaç var.

 

Ne yaşadığımıza, neye rıza gösterdiğimize dikkat etmemiz gerekiyor. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi son dönemlerde yaşadığımız iç ve dış gelişmelerin alan açtığı güvenlik siyaseti daha önce olduğu gibi yine güvenlik krizlerine ve kronik sorunlara yol açacaktır. Konu ettiğimiz örnekler de maalesef bu durumu müşahhas kılıyor.

 

Azap bulutunu bereket sanmak

 

Ahkaf suresinde Hud (a.s) ile kavmi arasında geçen diyalogda kavminin yaptığı cahilliği ve gelecek azabı ile ilgili ayetlerde etraflıca bilgi verilir. Hud (a.s) ın kavmine yaptığı uyarıların dikkate alınmaması üzerine kendilerine gelen azap karşısındaki durumlarını ilgili ayetler çarpıcı bir şekilde önümüze koyuyor: “(Ahkaf-24) O azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman: "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur." dediler. Hud ise: "O sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azap vardır. (25) O rüzgâr, Rabbinin emri ile her şeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız.”

Toplumun kabaran duygularını sofistike bir biçimde yönetmek yerine onu besleyerek bize saadet getireceğini, sorunlarımızı çözeceğini haykıranların ülkemizi hedef alacak acı bir azaba yol verdiklerini  söylemek durumundayız. Göz göre göre gelen bu azap karşısında durmak, temel hak ve özgürlükleri, sivil siyaseti ve devletin işlerliği yönünde irade beyanında bulunmak en asli vatan görevi olarak durmaktadır. Geliyorum diyen mağduriyetlerin ve 90’lı yıllarda yaşadığımıza benzer telafisi zor kayıpların yaşanmaması için toplumsal bir duyarlılığı ve direnci oluşturma vakti bugün. Haydi Türkiye!

 

02.07.2018

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN YÖNETİM KURULU

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.