Simya, olmayacak dua ve performans

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
15.12.2017
A+
A-

Bazı uygulamaları meşru, mümkün ve savunulur kılan yaslandıkları kelime ve kavramların sükseli oluşudur. Gücünü ve hikmetini sınırlarına hapsolduğu kelimenin-kavramın etkileyici tınısından alan uygulamalardan birisi de ‘Performans’ uygulamasıdır. Özellikle bütünün parçalandığı, kültürün, deneyimin, hafızanın değil yeniliğin, geçiciliğin, bireyselliğin öne çıktığı dönemin Kişisel Gelişim, Stratejik Planlama vs. gibi maymuncuklarından olan Performans, büyülü kamuflajının altında hangi mantıksal çözümlemeleri barındırdığı, sorun çözme mekaniğini ne tür kodlamalara dayandırdığı ve neleri gözden kaçırıp sağlama aldığı dikkatle ele alınmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda bu yıl itibariyle uygulamaya konulan ‘Öğretmenlerin Performans Değerlendirmesi’ iki açıdan irdelenmek durumunda. Birincisi yukarıda ifade edildiği gibi mantığı, kurgusu ve sahip olduğu anlam dünyası üzerinden. İkincisi uygulamada evrildiği ahval üzerinden. Lakin buralara geçmeden Performans’ın ne olduğunu izah etmekte fayda var. Fransızca kökenli bu kelime Türkçe’ye başarım, yarışma gücü olarak tercüme ediliyor. Dolayısıyla kelimenin sonuç odaklı ve rekabetçi niteliğiyle ne tür bir ruh dünyasından süzülüp bize geldiği az çok belli oluyor. Yönetimdeki kullanımıyla da hegamon söylemle uyumu ayrıca dikkate değer ve genel nitelliğiyle bütünselliği dışlayan, çalışanın konumunu ve şartlarını mevzu etmeyen sadece panoptik bir hal alan yönetimin gerçekçiliği şüpheli beklentilerine karşılık vermeyi kayıtsız-şartsız dayatan bir realiteyle savaş pratiğini yansıtıyor; Beni hiçbir şey ilgilendirmez; ne senin şartların, ne çalışma koşulların, ben sadece beklentilerimi bilirim, bunu istiyorum ve asla mazeret kabul etmem!

Eğitimde nitelik problemi, temelde insanların yeterince çalışmaması şeklinde bireysel olarak kodlayan ve çalışmaları içinde yeterli düzeyde korkutulmaları gerekirde karara bağlayan örtük analizle yürütülmektedir. Bu açıdan nitelik siyaseti tali yollarıyla, örtük amaçlarıyla dikkat çekicidir. Örneğin aleni bir şekilde pataklanamayan, bertaraf edilemeyen unsurları defetmenin kullanışlı bir aracı pekala olabilir, nitekim olduğuna haberler geliyor. Örneğin, eğitimden bihaber, dolaşımdaki klişelerin ötesinde bilgisi, becerisi olmayanların birşeyler yapıyormuş edalarıyla döne dolaşa kendi çalışanlarına suçu yükleyerek konumlarını gözden kaçırmalarının payandası oluverir.

Ülkenin bugününü ve yarınını ilgilendiren hadisesi bir takım aklı evvelin keyfine meze yapılmakta, işleri hal yoluna koyması umulan geniş kitlenin korkutularak kişiliksizleştirilmesine vardırılmaktadır. İşleri kağıt üstünde halletmek, kalmışsa ayrık otlarını bertaraf etmek, helvasından putunu yapıp acıkınca yiyen bir gönüllü kendini kandırma ameliyesinde kendini tüketmek…

Öyle ya! Bir şeyin objektif tespiti yapılamıyorsa, nesnel analizlerden, basiret ve ferasetten yoksunsak, neyi aradığımızı, neye talip olduğumuzu ve nerede aradığımızdan bihaber isek işlevsiz klişelere sarılmak, mucizevi hap olarak onları piyasaya sürmekten başka yapacak ne olabilir ki?

Performans düşüklüğü var mı? var. Bunu bilmeyen zaten yok. Halden memnun olan kimse de yok. Bu memnuniyetsizliğin nelerden kaynaklandığını bulmak gerekiyor, ‘bulmuş gibi yapmak’ değil. Bulmak için herşeyden önce samimiyetimizin olması icap ediyor. Gerçekten böyle bir derdimizin olması gerekiyor. Meseleye bütüncül bakabilecek çapımızın olması gerekiyor. Sistemin bir aparatını hedef tahtasına yerleştirip sorunu orada aramak, dolayısyıla çözümün de oradan geleceğini varsaymak gibi kendisini her türlü eleştiri, değişim-dönüşümden uzak tutma uyanıklığından sıyrılmak gerekiyor.

Kendini kandırmanın sonu yok. Olmayacak duaya amin demenin anlamı yok. Eğitime ilişkin beklentilerle eğitimin kurumsal kapasitesi arasında makul bir denklem kurmak zorundayız. Elimizde nihayetinde zorunlu eğitim düzeneği var. Bu düzenek malum olduğu üzere belirli yaş grubundaki tüm öğrencileri kapsıyor. Haliyle başlı başına sofistike olması gereken ve yürütülmesi özen ve beceri isteyen bir yapı yerine genel-kitlesel ve vasatı gözeten bir yapı var karşımızda. Bu yapıdan alimler, arifler, sanatçılar, bilimadamları, mucitler, kaşifler yetişeceğini ummak, beklemek olacak iş değil. Kendini bilen, özgürlüğüne, özgünlüğüne düşkün, düşünen, eleştiren, ben idraki sağlam, kök değerleri ile herhangi bir komplekse girmeden bağ kurabilen, kimliği ve şahsiyeti oturmuş gençler çıkacağını beklemek  ve bu beklenti karşılanmadı diye günah keçisi aramak samimiyetten uzaktır.

Popüler ifadesiyle girdiyi ve girdinin kalitesini hiç hesaba katmayıp çıktının her halükarda mükemmel olmasını bekleyen bu zombileşen simyacılığın esaretinden bir an evvel çıkmak lazım. Bilindiği üzere simyacılık madenleri altına çevirmeyi vaat etmekteydi. Vaatleri ile bir tür simyacılığa dönüşen eğitim sistemimizin karşılacağı hayal kırıklığının mukadder olacağını kestirmek zor değil.

Beri taraftan performans ölçer pozisyonunda olup o pozisyona nasıl geldiği ve o pozisyondaki performansı şaibeli olan kimi muhterislerin ellerinine verilen bu oyuncağı meslektaşlarına karşı bir sopa olarak kullanmasını, mağduriyetler oluşturmasını dillendirilen şikayetlerden anlamak mümkün. Bu açıdan MEB’in hem istismara, kişisel-örgütsel operasyonlara yol açan bu düzenlemeyi yeniden ele almasında hem de sistemimizdeki nitelik problemini yapısal ve bütünlüklü kavrayan bir bakışla hareket etmesinde zaruret var. Aksi taktirde ölçülüp kayda geçirilen şey yıkım performansı olacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.