Sırma saçlı kel, çaresiz strateji ve büyük felaketimiz

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Çok olmasa da en azından belirli aralıklarda yapıp ettiklerimizle aramıza biraz mesafe koymak, onlara eleştirel bir gözle bakmayı denemek şeklinde bir tavrımızın olmasında yüksek yarar var. Çünkü devralıp sürdürdüğümüz rutinin neye karşılık geldiğini, sürekli onun içindeyken, değerlendirme imkanından yoksun kalıyoruz maalesef. Belirli dönemler, belirli hadiseler bu tarz mesafe alış ve eleştirellik için imkan sağlayabiliyor. O yüzden bu tür imkanları iyi değerlendirmek gerekiyor. Çoğunlukla rutinin tahkim edildiği statükocu hamlelerin atıldığı bir pratikle heba ediliyor bu fırsatlar. Oysa bizim, yapıp ettiklerimizin yorumsal bir yüzleşmeye tabi tutulduğu hesaplaşmalara ihtiyacımız var.

Küresel ölçekte yaşadığımız salgın hadisesi bu tür bir rutini sorgulama davetiyesiydi aslında. Ancak yukarıda da değindiğim üzere yargılama davetiyesi gerekli teçhizattan yoksunsanız statükoyu tahkim ayinine rahatlıkla dönüşebiliyor. Modern zamanların en büyük fetişi olan eğitim, malum olduğu üzere aynı zamanda kronik bir sorun dolayısıyla memnuniyetsizlik alanı aynı zamanda. Tartışılması neredeyse imkansız bir söylemle halelenmiş bu alan; sorunlu işleyişi ve oluşturduğu memnuniyetsizlik üzerinden bu koşullar içerisinde ontolojik bir okumanın nesnesi kılınması gerekirken “kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur” misali varlığına ve işleyişine methiyelerin yapıldığı bir yitik efsaneye dönüştü.

Yeni bir yıla gireceğimiz bu günlerde hayatımızın diğer alanlarında olduğu gibi eğitim alanında maalesef üzüntü verici durum bu. Bırakın eğitimin ontolojik bir sorgulamanın nesnesi kılmayı, lüzumsuz, gereksiz ritülellerinin bile abartılı bir sembolizmle insanların duygu dünyasında arındığı bir mistifikasyon hali içinde yol alıyoruz. Dersin, sınavın, karnenin anlamını ve meşruiyetini teşkil eden gerekçeler buharlaşıp yok olmuşken tam da içinden geçmekte olduğumuz post modern çağın ruhuna uygun şekilde sıraladığım zorunlu-kitlesel eğitimin bu aparatları da tıpkı bağlı oldukları genel eğitim-öğretim başlığı gibi referansta bulundukları anlamla bağlarını yitirmiş ve referansı olmayan, arı ifadesiyle göndergesini yitirmiş yüzer gezer bir göstergeye dönüşmüşlerdir. 

Alanın bir anlamda zombileşmesi anlamına gelen bu hususun görülmesi şüphesiz bu görme işini gerçekleştirecek olanların vaziyetinde ve niteliğinde belli bir standardı gerektirdiği açık. Zira bu zombileşme, defaatle dile getirdiğimiz üzere teknik-tali bir takım aksaklıklardan kaynaklanmıyor. Çok daha geniş ölçekli ve çok daha yapısal bir değişim-dönüşüm dinamiği ile karşı karşıyayız. Yerinde ifadesiyle “modern kurumlara toplumsal bir uyum ve istikrar kazandırmış ahlaki, politik sistemlerde çöküş” yaşanıyor. Bu çöküşün ne olduğu ve bizi Baudrillard’ın ifadesiyle ne tür “çaresiz stratejiler” kullanmaya mahkum ettiği bugün yaşadığımız hayatın kalitesinden zaten anlaşılıyor. Bu durumu görmezden gelerek, görebilecek bir seviyeye gelemeyerek mevcut halimizle gideceğimiz yer elbetteki zorunlu koşullar nedeniyle tam kapasite kullanamadığımız zorunlu-kitlesel eğitim-öğretim düzeneği gibi “çaresiz strateji”yi, varlığımızı ve varlığımızın niteliğini doğrudan hedef alan yaralayıcı uygulamaları yegane çözümümüz gibi sahiplenmek olacaktır. İnsanlar felaketi başına gelecek sıradışı olayla zannediyor çoğunlukla. Oysa betimlemeye çalıştığım durum gibi daha büyük felaketler var.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.