Sistemi mi, sistemdeki konumumuzu mu değiştirelim?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Ülkece “odak kayması” yaşadığımızı söylersek abartmış olmayız kanımca. Şüphesiz durup dururken yaşanmıyor bu kayma. Diğer taraftan odak kayması tespitinin gereğinden fazla iddialı olduğu da açık.

Kime göre, neye göre odak kayması? Hiza taşı hangisi ki öbürü veya öbürleri odak kayması yaşıyor olsun? Ayrıca hiza taşı niye o olsun? Bunlar önemli sorular, üzerinde durulması gerekiyor. Mevzuyu etraflıca tartışmak mümkün. Ancak burada teferruatlı bir tartışmaya girmeye gerek yok, imkan da yok. Odak kayması mevzusunda Türkiye’nin tarihsel-toplumsal gerçeklik dikkate alındığında bazı temel hususlar kendiliğinden açığa çıkıyor. Nedir bunlar? Çoğul olarak kullandığımız halde işin özünde “devletin niteliksel dönüşümü”nün yer aldığını belirtmemiz gerekiyor. Niteliksel değişim derken de devlet-toplum ve din-devlet ilişkisinden bahsediyoruz temelde. Ekonomik alanın organizasyonundan yargının işleyişine, eğitim-öğretimin durumundan sivil toplum alanının niteliğine vs. gibi hayatımızın tüm alanlarına doğrudan etkileyen bu temel başlık, neredeyse Osmanlı modernleşmesinden bu yana temel mesele olarak önümüzde. Odak kayması dediğimiz husus da, bu temel mesele karşısında ne şekilde kendinizi konumlandırdığımızdır. Yürürlükteki sistemi mantık, kurgu ve işleyiş olarak muhafaza edip sistem içindeki pozisyonunuzun değişimine odaklı mı yol alıyorsunuz, yoksa sistemdeki pozisyonunuzdan bağımsız şekilde sistemin belirli parametreler doğrultusunda dönüşümünü mü hedefliyorsunuz?

Ülkemizde sistemin toplumun belirli kesimleri lehine işleyen bir mekanizma olarak çalıştığı bilinmeyen bir şey değil. Üstelik bunun sosyal, siyasal bir takım dayanakları olduğu da sır değil. Dolayısıyla bu haldeki bir yapıyı toplumun tüm kesimleri için olacak şekilde yapılandırmak, dolayısıyla yukarıda değinilen hususları kapsayacak şekilde yapısal bir dönüşümün hedefi olarak kodlamak gerekirken ve üstelik toplumun bazı kesimleri mücadelelerini uzun süre bu ölçeğe teksif etmişken bir takım operasyonel müdahalelerle, yerel, ulusal ve küresel gelişmelerin birbirine eklendiği karmaşık süreçlerin ardından kendimizi sistem içi pozisyon değişimine hasretmiş bulmak tam da altını çizmeye çalıştığım “odak kayması” durumudur.

Elbette odak kayması söylendiği kadar kolay işleyen, hafife alınacak aşırı keyfi ve teknik aksaklıktan kaynaklanmıyor. Tıpkı tarihsel-toplumsal koşulların bir anlamda determine etmesinden kaynaklanmadığı gibi. Böyle olmasına ilişkin pek çok sebep, gerekçe mevcut: Şartlar değiştiği halde okumanız, analiz çerçeveniz değişmeyebiliyor. Korkularınız, kaygılarınız sizi istemediğiniz şekilde yönlendirebiliyor. Hafızanız yüklüdür, canlıdır ve sizi belirli bir yönde ve belirli şekilde bloke edebiliyor. Mevcut konjonktürde çıkarlarınız bunu gerektiriyor olabilir. Veya burada sayamadığımız daha başka gerekçeler olabilir. Ancak altını yeniden çizmemizde fayda var. Şartlar belirli şeylerin belirli şekilde gerçekleşmesi için uygun olabilir ancak bizim iradi olarak mücadeleyi nereye yönlendirdiğimiz, odağımızda neyin olduğu ayrıca önemlidir ve anlamlıdır. Ne olduğumuz ve niteliğimizin ne halde olduğu açısından önemlidir, anlamlıdır.

Bu açıdan baktığımızda maalesef odak kayması yaşadığımızı üstelik yaşadığımız odak kaymasını belirli zorunluluklar üzerinden de arzulu bir şekilde içselleştirdiğimizi görebiliyoruz. Ekonomik alanda yaşıyoruz, yargı alanında yaşıyoruz, eğitim-öğretim bahsinde yaşıyoruz vs. Daha doğrusu yaşadığımız odak kaymasının yansımalarını hayatımızın tüm alanları üzerinden gözlemleyebiliyoruz. 19. yüzyılın kaba koşullarında kalmış bir eğitim-öğretim düzeneğini bize yar olacak beklentisiyle sürdürürken gözlemliyoruz. Ekonomik bölüşüm sistematiğinde nalıncı keseri gibi belirli yönde yontan bir işleyişe alan açarken gözlemliyoruz. Dün mutlak surette fiilen kaldırılması gerektiğini iddia ettiğimiz yapıları (YÖK gibi) tahkim ederek işi çözdüğümüzü varsayarken gözlemliyoruz. Personel rejimini ilkesel ve ahlaki standartlara göre yapılandırmak yerine bir tür yanaşma düzeni içerisinde kullanmayı varoluşumuzu güçlendiren bir hamle olarak yansıtmaya çalışırken gözlemliyoruz. Uzatmaya gerek var mı? Yapıyı, sistemi dönüştürmeyi odaktan çıkarırsanız tecrübeyle sabittir; dönüştürmediğiniz yapı, sistem tarafından dönüştürülürsünüz. Zaten odak kayması da başka bir şey değil. Dönüştürüldüğünüzde feleğiniz şaşıyor, odağınız da kaymış oluyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.