Özgür Eğitim-Sen

Sokağın Dili ve Siyasetin Yeni Zemini

26.11.2016
A+
A-
Sokağın Dili ve Siyasetin Yeni Zemini
 
Taksim Gezi Parkı ’nda 40-50 kişilik bir grubun parkın içinde çadır kurmasıyla başlayan ve polis baskınıyla vicdanları kanatan görüntüler eşliğinde ülke çapında infiale neden olan ve gösteriler zincirine dönüşen hadiseler, bugün itibarıyla başlangıç noktasını bile önemsiz kılacak bir noktaya geldi. Gezi Parkı meselesi üzerinden cereyan eden hadiseler ve kitlesel bir boyut kazanan protestolar, bir anlamda iktidarın da muhalefetin de kifayetsiz kalışlarını ve siyasetin tıkanmışlığını gösterdi. İktidarın yeri ve konumu açıkken, muhalefet için adresin tespitinin çok da kolay olmadığı; lakin “muhalif” sıfatının birleştiriciliğinden devşirilen bir biraradalık ile mümkün hâle gelmiş kalabalıkların, şekilden yoksun bir vücudun azaları gibi meydan ve sokaklarda salındığı bir eylemlilik hâli var. Bu eylemlilik hâlinin anlaşılmayı bekleyen pek çok boyutu var ve bu birkaç tanımlama ile geçiştirilebilir gibi gözükmüyor. 
Yeni Şafak yazarı Süleyman Seyfi Öğün, son günlerde yaşanan protesto gösterileri üzerinden siyasetin aktüel halini, “küçülüp” “kütleşme” olarak betimledi. Sosyolojik değişim ve dönüşüm, sınırlarını kolayca tespit edebildiğimiz bir mecrada ilerlemiyor. Kentler, heterojen yaşam biçimlerinin, farklı sosyo-ekonomik zeminlere yaslandığı, Bauman’ın küresel ölçekte analizini yaptığı aylaklar/turistler arasındaki derin yarılmanın mekânları haline geliyor. Bir anlamda müşteriler/müşteri olamayanlar ayrımı. AVM’lere yönelik öfkenin aslında tüketimle hiçbir sorunu olmamakla beraber, tüketemeyenlerce de dile getirilmesi bu ayrıma dayanıyor. Bütün bunlar toplum dediğimiz bütünün sosyal, ekonomik değişimlerle birlikte çok da bütün kalamadığının, sürekli bir kırılma, yarılma ve parçalanma süreci içerisinde amorf bir hâl almakta olduğunun da işaretlerini veriyor.
 
Toplum mühendisliği iflas etti
 
 
Sokak siyasal bir mekân haline gelirken, siyasetin, politik kimlikleri ile arzı endam edenlerce icra edilen bir iş, uğraş olmaktan çıktığı aşikâr. Siyasetin konusu makro meseleler olmaktan çıkarak son derece bireysel tercihler üzerinden de belirlenebiliyor ve bu tercihler üzerinden bir itiraz dili geliştirilebiliyor. Hatta ağaç ile başlayan ancak eylemin yoğunluğunun artarak devam ettiği süreçte, bireysel tercihlerin, kolektif kaygılardan çok daha fazla muharrik bir güce sahip olduğu bile söylenebilir. Bu ise net ve açık bir mesajdır: Toplum mühendisliği iflas etti. Muktedir olanın tercihleri, kamu otoritesi üzerinden tüm topluma yönelen bir nizamnameye dönüştüğünde, nizam vermek isteyenin politik önceliklerinin, etik değerlerinin yahut dünyaya bakışının önemi silikleşiyor, kamu gücü ile birey arasındaki çatlak genişliyor. Toplumsal talepleri dile getirmekte siyasi partiler işlevsizliğe mahkûm olurken, aynı siyaset etme biçiminin farklı kutuplarında teraziyi dengeleme yarışı içerisindeki rol paylaşımları, temsil güçlerini buharlaştırıyor. Öte yandan rahatsız bir kitle parlamenter demokrasinin içerisinde kendi dilini siyasete tercüme edecek kanallardan yoksun bir biçimde, siyasal bir mahâl hâline gelen sokaklarda kendi dilini ifadeye dönüştürmenin sancısını çekiyor. Bu sancı anlaşılmayı bekliyor, eski araçlarla konsolide edilmeyi ya da cephe siyasetinin harcı olarak tahkim edilmeyi değil. En kötü okuma biçimi bu olacaktır ve üslup üzerinde yoğunlaşan tartışma, bu türden girişimleri püskürtmeye meyyaldir. Üslubun da siyaset etme biçiminin de evrileceği bir eşiğe yaklaşmak, bu noktadan sonra hiçbir taraf için bir kayıp olarak düşünülmemeli.
 
Temsil krizi
 
Bu vesileyle temsili demokrasinin “temsil” krizi açığa çıktı. Öte yandan katılımcı demokrasinin imkânları zorlanıyor. Sağsalim bu sürecin atlatılması durumunda herkesin dersler çıkarması muhtemel olan yeni bir dönemin başlangıcında olabiliriz. Bu yeni dönem, örgütlü ve mücehhez bir yapı olarak devlet ve örgütsüz, heterojen kalabalıkların semptomik tepkisellikleri arasında cereyan edecek ucu açık ve hafife alınmaması gereken karşılaşmalar ihtiva edebilir. Bu karşılaşmaların mahiyetini ve yaslandıkları zemini kavramakta acze düşecek olan bir siyasal aklın mevcudu anlama noktasında yetersiz kalacağı bir kehanet olmayacaktır. 10-15 yıl öncesine kadar oldukça işlevsel görünen merkez- çevre ayrımı üzerinden yapılan toplum ve siyaset okumasının sonuna gelindi. Bugün itibarıyla ne merkez ne de çevre sabit, değişmez ve sınırları belirlenmiş alanları ifade ediyor. Merkezin de çevrenin de içinin boşaldığı kimin hangi yana düştüğünün flulaştığı bir kertedeyiz. İşte tam da bu yüzden bu türden analiz araçları da kifayetsiz bir okumanın işlevsiz aparatları konumuna düşmüşlerdir.
 
Sona hoşgeldiniz
 
Bugün topluma yönelik her mesaj, basına verilen her demeç kişisel bir karaktere bürünebilmekte ve tepki, mesajın yayılma hızına eşdeğer bir serilikte üretilebiliyor. Bir haftayı aşan gösterilere kimin mihmandarlık ettiğinin anlaşılamadığı, çünkü tüm tepkileri aynı anda harekete geçiren böylesi bir merkezin yokluğu hâla kafaları karıştırıyor. Oysa ki tam da siyasetin tıkanmışlığı yahut bildiğimiz siyasetin sonundayız. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın dikkate değer tespiti durumu anlama gayretinde olanlar için çarpıcı. Bakan Avcı “Normal koşullarda bir araya gelmesi düşünülemeyecek olan birbirinden çok farklı kesim, grup, fraksiyonları toz duman içerisinde birbirleriyle buluşturduk” derken kişilerin, grupların bir araya getirilemezlilikleri üzerine kurulu bir siyaset etme biçimi ve anlayışının da sonunu ilan ediyordu. Bu durum açık bir biçimde siyaset zeminindeki kaymayı ve dönüşümü ifade ediyor. Siyasetin yeni zeminine hoşgeldiniz.
 
Radikal-07/06/2013
Ali Aydın
Özgür Eğitim-Sen
Genel Örgütlenme Sekreteri

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.